“Gazeteci Düşmanlığı” Genelgesini Uygulamaktan Bir An Önce Vazgeçin!
 06 Temmuz 2021, Salı

Türkiye’de düşünce, ifade ve basın özgürlüğü mücadelesi kapsamında meslektaşlarımıza yönelik sansür, tehdit-şiddet, gözaltı-yargılama, özlük haklarında yaşanan kayıplar ile haberlerde yapılan manipülasyonları kayıt altına aldığımız ve her ay kamuoyuna duyurduğumuz ‘Medya İzleme Raporu’nun 38’incisini tamamlayarak sizlerle paylaşmaktayız.

Haziran ayında yaşanan gelişmeleri içeren 38’inci raporumuzda, gazetecilere yönelik fiili saldırılar öne çıkmakta. Bu yılın başından itibaren özellikle Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) siyasi düşüncesine mensup kişilerin; bizzat MHP’nin yöneticileri tarafından tehdit edilen gazetecilere yönelik saldırıları, hatırlanacağı üzere son aylardaki raporlarımızda genişçe yer almıştı. Bu saldırıların mayıs ayından itibaren failleri, sivil kişiler değil emniyet güçleri olmaya başladı. Anayasa uyarınca haber alma ve verme hakkını, diğer bir ifadeyle basın özgürlüğünü koruması gereken emniyet güçleri, meslektaşlarımızı engelleyerek taammüden basın özgürlüğüne yönelik sistematik bir şekilde suç işlemektedir. 1 Mayıs İşçi Bayramı sırasında Ankara ve İstanbul’da gazetecilerin haber takibinin engellenmesi şeklindeki uygulamalar, geçen ay bir meslektaşımızı öldürme girişimine kadar ulaştı. İstanbul Valiliğinin izin vermemesine karşın 26 Haziran 2021 tarihinde Taksim’de planladıkları Onur Yürüyüşü için bir araya gelen LGBTİ+’lerin eylemini takip eden AFP foto-muhabiri Bülent Kılıç, eyleme müdahale eden polisler tarafından ölüm tehlikesiyle karşı karşıya bırakıldı. Bir grup polis Bülent Kılıç’ı yere yatırarak ayaklarına, sırtına ve en sonunda boğazına diz ve elleriyle bastırdı. Kılıç bu sırada “Nefes alamıyorum” diye bağırdı. Meslektaşımızın karşı karşıya kaldığı polis saldırısı, geçen yıl ABD’de siyahi vatandaş George Floyd’un ölümüyle sonuçlanan benzeri polis saldırısını akıllara getirdi. ‘Devletin emniyet gücü’ statüsü altında Bülent Kılıç’ı adeta öldürme girişiminde bulunan kişiler hakkında hala işlem başlatılmaması ve görevden el çektirilmemesi, suça kaynaklık eden zihniyete işaret etmesi açısından da ayrı bir gösterge oluşturmaktadır. Emniyet teşkilatının, bu ve benzeri saldırılara dayanak yaptığı ses ve görüntü almayı engelleyen genelgesinin uygulanmaya devam edilmesi de basın özgürlüğü karşıtlığı, gazeteci düşmanlığından başka bir şey değildir.

Geçen ay yaşanan bir diğer şiddet olayı ise İHA muhabiri Mustafa Uslu’nun, İYİ Partili Lütfi Türkkan’a ait Kocaeli Dilovası’ndaki çiftlikteki inşaat yıkımını takip ettiği sırada uğradığı saldırıydı. Lütfi Türkkan’ın korumaları tarafından yapıldığı iddia edilen saldırıda gazeteci Mustafa Uslu, vücudunun birçok yerinden yaralandı. Bu olay da göstermiştir ki gazetecilere yönelik hasmane tutum, ne yazık ki Türkiye’de her geçen gün daha da geniş bir çevrede yaygınlaşmaya başlamakta. Basın özgürlüğünü savunanların, kendilerine yönelik bir konunun eleştirel temelde haber yapılmasına karşı bu tutumu, basın özgürlüğü açısından kaygıların daha artmasına neden olmuştur.

Haziran ayı raporumuza yansıyan olayların istatistikleri ise; 24 dava kapsamında 70 kişinin yargılanmasına devam edildi. Bir gazeteci hakkında iddianame tamamlanarak dava açıldı. 2 gazeteciye çeşitli sürelerde hapis cezası verildi. 9 olay kapsamında 7 gazeteci ile 6 yayın organı hedef gösterildi, tehdit edildi. 10 yayın organında çıkan 7 haber konusuna ilişkin erişim engeli konuldu.

Çağdaş Gazeteciler Derneği Genel Yönetim Kurulu


 'DEĞİŞTİRİLEN' BASIN KARTI YÖNETMELİĞİ TEKRAR DAVALIK!
 24 Haziran 2021, Perşembe

ÇGD ve DİSK Basın-İş:

-Yönetmelikte onlarca hukuk ihlali var

-Cumhurbaşkanlığı, basın kartı yoluyla Anayasa ve AİHM kararlarıyla korunan basın özgürlüğü üzerinde baskı kurmayı amaçlamaktadır

-Mahkeme kararları doğrultusunda uygulanabilecek işlemler idarenin yetkisine bırakılıyor

-Cumhurbaşkanlığı; Danıştay’ın aldığı yürütmeyi durdurma kararını, dolanmak suretiyle davayı konusuz bırakmak istemekte

-Yönetmeliğe ilk kez eklenen ‘içerik’ ibaresi, gazetecilerin sosyal medya paylaşımları nedeniyle de kart iptaliyle karşılaşmasına yol açacak

Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) ile Türkiye Basın Yayın Matbaa Çalışanları Sendikası (DİSK Basın-İş); Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın, Basın Kartı Yönetmeliği’ne ilişkin Danıştay’ın verdiği yürütmeyi durdurma kararının gereğini yerine getirmeyerek benzeri düzenlemeleri çıkartması üzerine, yeniden yürütmeyi durdurma ve iptal istemli dava açtı.

ÇGD ve DİSK Basın-İş’in avukatı Onur Can Keskin aracılığıyla Basın Kartı Yönetmeliği’ne karşı açtığı ikinci davanın dilekçesinde, 8 yeni maddenin yürütmesinin durdurulması talep edildi.

Dava konusuz bırakılmak istenmiştir

Dava dilekçesinde; Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu tarafından verilen yürütmeyi durdurma kararı anımsatılarak, yeni yönetmelik değişikliğindeki maddelerin de aynı içerikle hukuka aykırı olduğu vurgulandı. Dilekçede, “Yapılan yeni düzenlemelerde yargının tespit ettiği hukuki endişelerin bir kısmı dikkate alınmamış, yargı kararına uyulmamış, bilakis direnilerek, benzer düzenlemeler getirilmiştir. İdarenin bir ‘şekli uygulama’ya gittiği dahi söylenemez. Danıştay kararının biçimsel olarak uygulanmasının dahi söz konusu olmadığı, aynı düzenlemelerin yeniden yürürlüğe konulması ile Anayasa’nın 2, 36,138; İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK) 28 maddelerine aykırı şekilde davranıldığı açıktır” denildi. Dava dilekçesinde; Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın, davayı ‘konusuz bırakılma’ amacıyla hareket ettiği, bu doğrultuda adeta yargı kararının arkasından dolanması anlamına gelecek şekilde benzeri, hatta basın özgürlüğünü daha geniş çerçevede sınırlayan düzenlemelerin uygulamaya konulduğu kaydedildi.

100’den fazla gazetecinin kartı hala verilmedi

Haber alma ve verme hakkının ile basın özgürlüğünün Anayasa’nın 26, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ninse 10. Maddesi ile korumaya alındığı; basının haber alma hakkının engellenmesinin halkın bilgi edinme hakkı yanında demokrasinin de aynı ölçüde zarar görmesine neden olacağı; haber alma hakkının, bireyin ‘kanaat sahibi olabilme’, dolayısıyla da bireyin var olmasının ön koşullarından olduğu vurgulanan dava dilekçesinde, basın kartına ilişkin son dönemdeki kararların haber alma hakkının engellenmesine yol açtığı belirtildi. 1000’den fazla gazetecinin basın kartı yenileme başvurusunun hala İletişim Başkanlığı tarafından sonuçlandırılmadığı; basın kartına erişemeyen gazetecilerin haber takibinde ciddi zorluklarla karşılaştıkları, keyfi uygulamalar nedeniyle sürekli basın kartına sahip olma hakkını elde etmiş gazetecilerin ayrıca manevi olarak da zarara uğradıkları da bildirildi.

Haklar ancak kanunla sınırlanır yönetmelikle değil

Evrensel hukuk ilkeleri ile ulusal kanunların hakların ancak kanunla sınırlanabileceğinin hüküm altında olduğu belirtilen dava dilekçesinde, buna karşın basın kartlarının iptalinin yönetmelikle yapıldığına dikkat çekilerek, hukuk devleti-hukuki güvenlik-belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerinin yok edildiği kaydedildi. Yönetmeliğin hukuka aykırı bir başka düzenlemesinin, sadece mahkemelerce alınabilecek kararlar doğrultusunda gerçekleşen basın kartı iptallerini, idarenin yetkisine bırakması olduğu belirtilen dilekçede, bu durumun “keyfiyete açık durumlar”ı kaçınılmaz kılacağı savunuldu.

‘İçerik’ ibaresiyle gazeteciye yeni bir kuşatma!

Danıştay İdari Dava Daireler Kurulu’nun, yönetmeliğin ilk haline ilişkin aldığı yürütmeyi durdurma kararında; basın kartına ilişkin idareye tanınan sınırsız yetkilerin, basın mensupları üzerinde baskı ve endişeye yol açacağının belirtildiği dava dilekçesiyle yönetmelikte itiraz edilen ve özellikle dikkat çekilen bir diğer düzenleme, sürekli basın kartının iptal nedenleri arasında sayılan, “Şiddet ve terörü özendirecek, her türlü örgüt suçları ile mücadeleyi etkisiz kılacak içerik oluşturulması” şartındaki ‘içerik’ ibaresine ilişkin. Yönetmeliğin yürütmesi durdurulan ilk halinde olmayan, son yapılan ‘değişiklik’ ilk kez yer verilen ‘içerik’ ibaresinin, gazetecilerin sadece haberleri nedeniyle değil sosyal medya paylaşımları nedeniyle de basın kartlarının iptalinin yolunun açılacağı kaydedildi. Dava dilekçesinde, “Yönetmelikte kullanılan ‘içerik’ terimi, gazetecinin oluşturduğu ‘her türlü bilgi ve veri’yi kapsayacağından, bu düzenlemedeki tedbirin son derece oransız ve ölçüsüz olduğunun kabulü ve iptali gerekmektedir” denildi.

‘Başkanın keyfi’ne göre gazeteci olmayanlara basın kartı

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nca yürütmesinin durdurulmasına karşın kelime düzenlemeleriyle herhangi bir değişiklik yapılmadan korunan bir başka hükmün ise, gazeteci olmayıp basın kartı verilen kişilere ilişkin olduğu kaydedilen dava dilekçesinde, bu kişilerin sayısının değişiklikle artırılma yoluna gidildiğine dikkat çekildi. Dava dilekçesinde, gazetecilere basın kartı verilmesinin yılda üç kez toplanan komisyon aracılığıyla olduğu, buna karşın kamuda görevli kişilere sadece üst düzey yöneticinin, Bakan ya da Başkanın uygun görmesiyle verilebilecek olması eleştirilerek, şöyle denildi:

“Gazeteci, kamu adına denetçilik yapmakla birlikte herhangi bir kamu kurumunun memuru ya da idare hukuku anlamında ‘idarenin ajanı’ değildir. Esasen basın kartı da idare tarafından gazetecilere sübjektif değerlendirmelerle verilecek veya benzer yöntemlerle iptal edilebilecek bir “temiz kâğıdı” olmaması gerekir. Nitekim; gelişmiş demokrasilerde basın kartları ülkedeki gazetecilik meslek örgütleri tarafından, tüm Dünyada geçerli ve itibarlı olan uluslararası basın kartları da bu meslek örgütlerinin üyesi olduğu bölgesel veya uluslararası üst örgütler tarafından verilmektedir.

Basın kartı özelinde bir düzenleme olan Basın Kartı Yönetmeliğine eklenen düzenlemenin bu haliyle kalması ise, gazetecilerin kendilerini baskı altında hissetmesine neden olacaktır. Bu durum gazetecilerin bir kez daha cezalandırılmasına yol açacak, haber verme hakkının hukuka uygunluk nedeni olarak düzenlenmesi ilkesine aykırı olacaktır ve kartın veriliş amacıyla çelişki doğacaktır.

Davaya konu yönetmeliğin ilgili maddeleri, Danıştay 10. Dairesi ve Danıştay İDDK tarafından verilen yürütmenin durdurulması kararlarını aşmak ve dolanmak amacıyla çıkarılan bir düzenleme olmakla, yürütmesi durdurulan düzenlemelerin yeniden yürürlüğe konulmasının süratle engellenmesi gerekmektedir.”


 Anayasa Mahkemesine çağrımız: Gazetecilerin tazminat hakkını gasp eden 60 yıllık uygulamaya son verilsin!
 16 Haziran 2021, Çarşamba

Basın emekçilerinin özlük haklarından kıdem tazminatına ilişkin genel iş kanunlarına aykırı 60 yıllık uygulama, nihayet anayasa aykırılık iddiasıyla Anayasa Mahkemesine taşındı.

Her türlü baskı; özellikle de sadece işini yaptığı için her an işsiz kalma tehdidiyle karşı karşıya kalan basın mensuplarının mağduriyetine yol açan “Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanun”un 6 ve 7’nci maddeleri nedeniyle çok sayıda gazeteci yıllardır emeklerinin karşılığını alamamaktaydı. Söz konusu maddeler; gazetecilerin, kıdem tazminatını hak edebilmesi için meslekte en az beş yıl çalışmış olması ve beş yıllık çalışma şartı sağlanmış olsa bile “yıllık hizmetin altı aydan az kısmı”nın hesaplama dışı tutulmasını düzenliyordu.

Hem diğer iş yasaları hem de Anayasa’ya aykırı olduğunu defaatle dile getirdiğimiz bu iki hükmün iptali, 60 yıl sonra bir mahkeme tarafından gündeme getirildi. Derneğimizin de üyesi olan gazeteci Nermin Pınar Erdoğan’ın, avukatı Onur Can Keskin aracılığıyla iki hükmün, anayasaya aykırılık iddiasıyla iptali istemli açtığı davada, Ankara 21. İş Mahkemesi tüm basın emekçilerini sevindiren bir adım attı. İş Mahkemesi, söz konusu düzenlemelerin iptal edilmesi gerektiği görüşünü benimseyerek, iptali amacıyla konuyu Anayasa Mahkemesine taşıdı. Ankara 21. İş Mahkemesi, anayasaya aykırılık itirazını şöyle gerekçelendirdi:

“(...)Anayasa Mahkemesinin ... 2019/48 E, 2019/74K. Sayılı kararında ... ‘Toplumu doğru bilgilendirme gibi önemli görevleri bulunan gazetecilerin bu görevi yerine getirirken işverenin etkisinden mümkün olduğu kadar arındırılmaları ve bunun için de ücretlerinin güvence altına alınması gerekmektedir’ denilmektedir. Aynı gerekçe ile basın işçilerinin ücret hakkı kadar kıdem tazminatı hakkının da güvence altına alınması gerektiği ihtilafsızdır.

Oysa yukarıda Türkiye’de yürürlükte olan 4 iş kanunu yönünden karşılaştırmalı olarak anlatılmaya çalışıldığı gibi tersine; diğer bütün işçilere göre kıdem tazminatına hak kazanma süresi yönünden en güvencesiz olan basın işçileridir.

Çünkü diğer bütün işçilerde kıdem tazminatına hak kazanmak için işverene ait işyerinde en az 1 yıl çalışmaları gerekir iken, 5953 Sayılı Kanunun 6/1.maddesi hükmü̈ nedeniyle; basın işçilerinin kıdem tazminatına hak kazanmaları için meslekte en az 5 yıl çalışmaları gerekmektedir.

Yine; diğer bütün işçilerin kıdem tazminatı hesabında yıldan az süreler ay ve gün olarak nazara alınırken, 5953 Sayılı Kanunun 6/7.maddesi nedeniyle; sadece basın işçilerinde yıldan az süreler 6 aydan az olduğunda nazara alınamamakta, ancak 6 aydan fazla olduğunda nazara alınabilmektedir.”

Gazetecilerin haklarının yıllardır adeta gasp edilmesine vesile olan bu hükümlere ilişkin artık görev sırası Anayasa Mahkemesi’ndedir. Anayasa Mahkemesini, gazetecilerin tazminat hakkını yok eden 60 yıllık uygulamaya son vermeye çağırıyoruz!

Çağdaş Gazeteciler Derneği Genel Yönetim Kurulu


 ÇGD 2021 Mayıs Ayı Medya Raporu Basın Açıklaması
 13 Haziran 2021, Pazar

Gazetecilik İktidarın Keyfine Terk Edilemez!

Türkiye’de düşünce, ifade ve basın özgürlüğü mücadelesi kapsamında meslektaşlarımıza yönelik sansür, tehdit-şiddet, gözaltı-yargılama, özlük haklarında yaşanan kayıplar ile haberlerde yapılan manipülasyonları kayıt altına aldığımız ve her ay kamuoyuna duyurduğumuz ‘Medya İzleme Raporu’nun 37’ncisini tamamlayarak sizlerle paylaşmaktayız.

Mayıs ayında yaşanan gelişmeleri içeren 37’nci raporumuz, ne yazık ki yine ‘dopdolu’. Yazı ve konuşma dilinde ağırlıklı olumlu anlamlar içeren ‘dopdolu’ sıfatı, basın özgürlüğü ve gazetecilere yönelik baskılar, dolayısıyla da toplumsal özgürlük alanının daralması açısından iç karartıcı anlamlara bürünmekte. Raporumuzda, her zamanki gibi basın emekçilerinin haber yaparken engellenmesi, tehdit edilmesi, yürüyen ve açılan yeni soruşturmalarda ifade vermesi, hakim karşısına çıkması ve diğer sansür uygulamaları not edildi. Geniş olarak işlenen beş gelişme ile suç örgütü lideri Sedat Peker’in, gazeteci cinayetleri başta olmak üzere Türkiye basına yönelik iddialarının derlendiği ‘Manipülasyonlar ve İlke İhlalleri’ bölümü, eleştirel ve sorgulayıcı gazetecilik yapan birkaç basın organı dışında iktidarın yönettiği ya da etkisi altına aldığı basının geniş kısmında kirlenmemiş tek bir metrekarenin kalmadığını göstermekte.

Gazeteciliğin, yıllarca değil, başında da sonunda da aynı duruş korunduğu takdirde yapılabilen bir meslek olduğu; diğer bir anlatımla özgür ve bağımsız kimliği olmayan hiç kimsenin ya da kuruluşun, gazeteci de basın kuruluşu da olamayacağı gerçeği, yaşanan olaylarda bir kez daha net görüldü.

Türkiye’de düşünce, ifade ve basın özgürlüğü başta olmak üzere evrensel temel haklarımızın yok edilmesi ve mesleğimizi, kirli ilişkilerin aklanma aracı haline getirmeyi amaçlayan her türlü baskıya, birçok meslektaşımız hayatları pahasına karşı durduysa, bizler de aynı şekilde karşı durmaya devam edeceğiz. Bu yolda canını veren, ağır bedeller ödeyen tüm meslektaşlarımızı saygıyla anıyoruz.

Bu ayki raporumuza yansıyan gelişmelerin istatistiki analizi ise; 9 gazeteci yürüyen yargılamalar kapsamında hakim karşısına çıkarken, 1 gazeteci 2 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Basın kuruluşları ile gazetecilere yönelik 1 saldırı, 5 tehdit olayı yaşandı. 1 gazeteci gözaltına alındı; 2 olaya ilişkin yapılan haberler nedeniyle soruşturma başlatıldı. Basın emekçilerinin, 1 Mayıs İşçi ve Emekçi Bayramı ile Gezi Parkı Eylemlerinin yıl dönümü sırasında haber yapmaları engellendi. 2 internet sitesinin alan adı toplam 4 kez yasaklandı. 21 olaya ilişkin çıkan haberlere erişim engeli konuldu.

Çağdaş Gazeteciler Derneği Genel Yönetim Kurulu


 Basın kartı, kimliğinden soyutlanıyor! #BasınKartımaDokunma
 21 Mayıs 2021, Cuma

Basın kartı kimliğinden soyutlanıyor!

#BasınKartımaDokunma

İletişim Başkanlığı hukuka, Danıştay ve Anayasa Mahkemesi kararlarına, gazeteciliğe meydan okuyor!

Basın Kartı Yönetmeliğindeki son değişiklikler Danıştay karar ve önerilerini dışlamaktadır.

Aralarında Basın Konseyi, Çağdaş Gazeteciler Derneği, Diplomasi Muhabirleri Derneği, DİSK Basın-İş Sendikası, Ekonomi Muhabirleri Derneği, Gazeteciler Cemiyeti, İzmir Gazeteciler Cemiyeti, Parlamento Muhabirleri Derneği, Türkiye Foto Muhabirleri Derneği, Türkiye Gazeteciler Sendikası, Türkiye Haber Kameramanları Derneği gibi çok sayıda saygın meslek örgütünü ve meslek ileri gelenlerini bir araya getiren Medya Dayanışma Grubu, gelişmeleri değerlendirdi.

Medya Dayanışma Grubu, İletişim Başkanlığı’nın Basın Kartı Yönetmeliğinde yaptığı değişiklikleri basın özgürlüğüne darbe olarak niteledi.

Açıklamada, “14.12.2018 tarihli Basın Kartı Yönetmeliği’nde, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun yürütmeyi durdurma kararı nedeniyle yapılan değişiklik, Danıştay’ın öngördüğü hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik kriterlerini yok saymıştır. İktidara yönelik eleştiri, görüş ve yorumda bulunan gazetecilerin basın kartlarının öznel ve keyfi yakıştırmalarla iptal edilebilmesinin yolu genişletilmiştir” denildi.

Danıştay, Mart ayında açıklanan yürütmeyi durdurma kararında, basın kartlarının keyfi olarak ve muğlak ifadelere dayanarak iptal edilmesi ve/veya verilmemesi karşısında İletişim Başkanlığı’nı “hukuki belirlilik” ilkesine uymaya çağırmıştı.

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu kararında,

“Bu düzenlemelerde yer alan, ‘basın meslek onurunu zedeleyecek işler yaptığı/yapması’, ‘milli güvenlik ya da kamu düzenine aykırı davranışlarda bulunması’ ile ‘alışkanlık edindiği/edinmesi’ ifadelerinin tanımı, dava konusu Yönetmelik'te yer almamıştır. Muğlak ifadeler içeren bu düzenlemeler, yukarıda açıklamasına yer verilen, ‘hukuki öngörülebilirlik’ ve ‘hukuki belirlilik’ ilkelerine aykırı olduğu gibi, bu ibarelerin yer aldığı düzenlemelerin basın kartı sahibi ilgilileri, mesleğini baskı altında, endişe içinde yerine getirmek zorunda bırakabileceği; bu nedenle de anılan ibarelerin basının görevini tam olarak yerine getirmesine engel olabileceği sonucuna varılmıştır” denilmişti.

Buna karşın İletişim Başkanlığı son düzenlemesinde Danıştay’ın hukuki itirazına neden olan muğlak ve keyfi maddeleri korudu ve genişletti, basın kartı verilmemesi ve iptaline gerekçe olarak şu ifadelere yer verdi:

“Taşıdığı sıfatın saygınlığına gölge düşürebilecek yöntem ve tutumlar sergilemek suretiyle basın meslek onurunu zedeleyecek faaliyette bulunması.

Milli güvenliğe ve kamu düzenine açıkça aykırı faaliyetlerde bulunması veya bu faaliyetlere açıkça destek vermesi.

Şiddet ve terörü özendirecek her türlü örgüt suçları ile mücadeleyi etkisiz kılacak içerik oluşturması.

Suça tahrik veya teşvik edecek ve suç ile mücadeleyi etkisiz kılacak faaliyetlerde bulunması.”

İletişim Başkanlığı yukarıda sıralananları gerekçe göstererek, mahkeme kararı aranmadan, savunma hakkı verilmeden, masuniyet karinesi gözetilmeden kart iptaline karar verebileceğini yönetmelik değişikliğine ekledi.

Yani devletin suçlarla mücadelesini kimin “etkisiz kıldığı” ya da kimin “milli güvenliğe aykırı” faaliyette bulunduğunun tespiti, İletişim Başkanlığı tarafından keyfi olarak yapılacaktır.

İletişim Başkanlığı, yönetmelik değişikliği ile Danıştay’ın itiraz ettiği “kamu personeline kritersiz kart dağıtılması” uygulamasını da genişleterek korumuş, hukuki karara meydan okumuştur.

Danıştay’ın İdari Dava Daireleri Kurulu kararında “İletişim Başkanlığına basın kartı düzenleme yetkisi verilmiş ancak bu kartın kamu görevlilerine verilmesine ilişkin düzenleme yapma yetkisi verilmemiştir” tespitine karşın Başkanlık, hukuku arkadan dolanarak yine çok sayıda kamu personeline basın kartı dağıtmanın yolunu açmıştır.

Tüm RTÜK daire başkanlarına, yardımcılarına ve uzmanlarına, Cumhurbaşkanlığı’na bağlı tüm birimlerin basın ofisi personeline, bakanlıklarda basın müşaviri ve iki personeline, İletişim Başkanı özel kalem müdürüne, başkanlığın tüm teşkilatında “fiilen enformasyon hizmetinde görev yapan” tüm personeline basın kartı verilmesi düzenlenmiştir.

Gazeteci olmayan tüm bu geniş sayıdaki kamu personeline kart verme yetkisinin yanı sıra İletişim Başkanlığı, “işbirliği yaptığı kurum kuruluş çalışanlarına” basın karta verme yetkisini de almıştır. Bu belirsizlik, gazeteci olsun olmasın İletişim Başkanlığının kime kart dağıtacağına karar vermesi anlamına gelir. Bu da basın kartının kimliğinden soyutlanmasıdır.

Danıştay şöyle demişti: “Yönetmelik düzenlemelerinin, muğlak ifadeler içermesi, net ve açık olmaması, sınırlarının tayin edilmemesi nedeniyle hukuki öngörülebilirlik ve belirlilik ilkesine aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.” Bu nedenle son değişiklikler de hukuki öngörülebilirlikten uzak ve hukuki belirlilik ilkeleri dışındadır.

Bu gelişmeler, Basın Kartı ile ilgili düzenlemelerin idarenin tasarrufundan çıkarılarak Anayasa Mahkemesi’nin de yıpranmayla ilgili kararında vurguladığı gibi, basın meslek örgütlerinin katılımıyla hazırlanacak kanunla düzenlenmesi gerektiğini bir kez daha ortaya çıkarmıştır.

Basın Kartı’nın basın meslek örgütü temsilcileri tarafından oluşturulacak komisyonca verilmesi ve kurallarının kanunla belirtilmesi zorunlu hale gelmiştir.

Medya Dayanışma Grubu:

Basın Konseyi, Çağdaş Gazeteciler Derneği, Diplomasi Muhabirleri Derneği, DİSK Basın-İş Sendikası, Ekonomi Muhabirleri Derneği, Gazeteciler Cemiyeti, İzmir Gazeteciler Cemiyeti, Parlamento Muhabirleri Derneği, Türkiye Foto Muhabirleri Derneği, Türkiye Gazeteciler Sendikası, Türkiye Haber Kameramanları Derneği

#BasınKartımaDokunma


 
 
© Tüm Hakları Saklıdır. 2021   |   bilgi@cgd.org.tr