Gazetecilere yönelik baskılar bumerang gibidir, döner sizi vurur!
 20 Ekim 2017, Cuma
 
  
Uyandığımız her yeni gün, mesleğimize yönelik baskı ve sindirme uygulamalarına yenilerinin eklendiği günler olarak kayda geçmektedir. Gazeteciliği, yönettikleri kurumların basın bürolarındaki faaliyet, gazetecileri de buralarda çalışan personele dönüştürmek isteyen siyasi iktidar kaynaklı anlayış, son birkaç gündür kendilerince ‘çizgi dışına çıktığını’ düşündüğü meslektaşlarımıza yönelik polisiye ve adli tedbirleri yoğunlaştırarak baskıyı artırmaktadır.
 
Fox TV’nin hafta içi sabah haberlerini sunan gazeteci İsmail Küçükkaya’yı, AKP’li bir bakana yönelik ekranlardan paylaştığı haberinden dolayı, açıklama yapmak yerine kontrol altına aldığı yargının sopasıyla ifadeye çağıran basın ve yayın özgürlüğünü hiçe sayan OHAL’ci zihniyet, Evrensel gazetesinde “Kardeşçe, barış içinde, hürce yaşamak için ‘hayır’ diyelim” başlığıyla yayınlanan mektuptan kaynaklı Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Çağrı Sarı'yı da aynı gün, 'Cumhurbaşkanına hakaret' iddiasıyla hapis cezasına mahkûm etti. Bugün sabah saatlerinde ise Ankara’da 5 meslektaşımız evlerinde gözaltına alındı. Haklarında ihbar olduğu iddiasıyla evlerine yapılan operasyonda Jin News editörü Sibel Yükler, Jin News muhabirleri Habibe Eren ile Duygu Erol ve Mezopotamya ajansı muhabirleri Selman Güzelyüz ve Diren Yurtsever gözaltına alındı.
 
Gazeteciliğin güç odaklarının sözcülüğü değil ‘halkın doğru haber alma hakkı’ ve bu bilinçle kalemini eğip bükmeden habercilik yapan gazetecilerin örgütü Çağdaş Gazeteciler Derneği olarak, son yıllarda ifade ve basın özgürlüğüne yönelik sistematikleşen baskılara şaşırmıyoruz; bu baskıların, halk adına yaptığımız mesleğimize ödetilen bedeller olduğunun farkındayız. Basın ve yayın özgürlüğünü yok etmeye çalışanlara da, ‘gazetecilere yönelik baskıların bumerang gibi olduğu ve dönüp bir gün mutlaka onları vuracağını’ akıllarından hiç çıkarmamalarını tavsiye ediyoruz. 
 
Basın özgürlüğü yolunda mücadelemizin süreceğini bir kez daha haykırarak; gazetecilere yönelik baskılara  son verilmesini, yargılamaların tutuksuz yapılmasını ve gözaltındaki meslektaşlarımızın bir an önce serbest bırakılmasını istiyoruz. 
 
ÇAĞDAŞ GAZETECİLER DERNEĞİ
GENEL YÖNETİM KURULU
 
 
 

 MESLEKTAŞLARIMIZA YÖNELİK SALDIRIYI KINIYOR, GERÇEKLERİN SÖZCÜSÜ OLACAĞIMIZI BİR KEZ DAHA HATIRLATIYORUZ!
 15 Eylül 2017, Cuma



Ankara Adliyesinde görülmeye başlanan duruşmada gelişmeleri kamuoyuna aktarmak için görevlerinin başında olan ve konulan bütün zorluklara karşın duruşmayı takip etmeye çalışan meslektaşlarımız, dava sonrası Ankara’nın Yüksel Caddesi’nde düzenlenen protesto gösterisinde doğrudan polisin hedefi olmuşlardır. Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın tutukluluk hallerinin devamına karar verilmesine tepki amaçlı basın açıklaması yapanlara müdahale eden emniyet güçleri, olayları takip eden meslektaşlarımıza direkt gaz sıkmaktan çekinmemişlerdir.

Görev yapan gazeteciler polisin müdahalesini fotoğraflamaya, olayı izlemeye çalışırken, objektiflerine ve yüzlerine sıkılan gazla durdurulmak istenmişlerdir. Meslektaşlarımız, asıl işleri güvenliği sağlamak olan kişiler tarafından kasıtlı olarak hedef alınmış ve görevlerini yapmaları engellenmiştir. Siyasi iktidarın toplumu kutuplaştırma ve bu zemin üzerinden şiddeti meşrulaştırmasının sonucu olarak, tüm evrensel değerlerin yok edilmesiyle karşı karşıyayız. Tartışmasız bir insanlık suçu saydığımız bu hak ihlallerinin kamuoyu tarafından duyulmasının önüne geçmek de artık bu iktidarın, çaresizce başvurdu tek yol olmuştur. Bu doğrultuda yüzlerce gazeteci meslektaşımız bugün içerde özgürlüklerinden yoksun bırakılmakta, dışarıdaki gazeteciler de bizzat polis tarafından saldırıya uğramaktadırlar.

Mesleğimiz üzerinden “halkın haber alma hakk”’na yönelen bu saldırıyı kınıyor, saldırıya uğrayan meslektaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Türkiye’yi toptan bir şiddet sarmalına sokmaya çalışanlara karşı örgütlü bilincimizle duracağımızı, gerçeklerin sözcüsü olacağımızı bir kez daha hatırlatıyoruz.

ÇAĞDAŞ GAZETECİLER DERNEĞİ
GENEL YÖNETİM KURULU

 
 


 RTÜK’E VATAN ŞAŞMAZ ÇAĞRISI
 03 Eylül 2017, Pazar


Sunucu ve oyuncu Vatan Şaşmaz’ın, 27 Ağustos 2017 Cumartesi günü İstanbul’da bir otelde öldürülmesinin ardından şahsın kamuoyunca tanınan popüler bir kişilik olması nedeniyle sonraki günlerde cinayete ilişkin basında sayısız haber yer aldı. Basın yayın kuruluşlarının cinayetle ilgili detayları, mesleki ilkelerin sınırları içinde kalmak kaydıyla haberleştirerek kamuoyuna paylaşması haberciliğin bir gereğiydi. Ne yazık ki her zaman olduğu gibi bu sınırlılığın ötesine geçildi. Gazetecilik ilkeleri aşılarak, cinayetle ilgili görüntüler televizyon kanallarından paylaşıldı. Bazı televizyon kanalları, Vatan Şaşmaz ve O’nu öldürdüğü ifade edilen Filiz Aker’in kanlı görüntülerini ekranlarında yayınlamaktan çekinmedi. Kamuoyunun merakı ve habercilik anlayışı açısından hiçbir değeri olmadığı gibi gazetecilik ilkeleri ve insani değerler açısından zarar verici bu görüntülerin paylaşılmasını, mesleğimiz gereği olarak kınıyoruz.

Görüntülerin yayınlanmasının ardından Emniyet Genel Müdürlüğü’nün görüntüleri kaydeden kişinin bulunması için inceleme başlatılırken, görüntülerin, medya kuruluşlarına para karşılığı satıldığı da basına yansıyan bilgiler arasında yer aldı. Görüntüleri kaydedenlerin bulunması ve gerekli cezanın verilmesi tartışmasız önemlidir, ancak bu görüntüleri alıp yayınlayan televizyon kanalları suçsuz mudur? Hayır değildir.

Yayınlayanlar, işlenen cinayeti, ‘kan var mı kan’ anlayışıyla, adına habercilik denilemeyecek bir düzeyde tekrar tekrar işlemiştir. Bu görüntülerin buzlanarak ekranlara getirilmesi asla yeterli değildir. Olayın mağdurlarının aileleri, doğmamış çocukları bu görüntülerle karşı karşıyadır. Ölülerin kendilerini savunamadığı hiç düşünülmemiştir bile.

Mesleğimiz ilkeleri ve etik kurallarına aykırılığı tartışmasız olan söz konusu görüntüleri yayınlayanlar, geçmişte FETÖ ile işbirliği yaparak habercilik yaptığını zanneden bugünün ‘yandaş medyası’dır. Geçişte FETÖ’den beslenerek yayınlarında linç kampanyaları yürütenler, yaşananlardan ders çıkarmamış, yine ‘özel hayatın gizliliği’ ilkesini bir kenara bırakarak cinayet mahallinin görüntülerini yayınlamakta sakınca görmemiştir. Çağdaş Gazeteciler Derneği olarak ilkelerimiz arasında yer alan “Kamuoyunun ve halkın haber alma ve bilgi edinme hakkıyla doğrudan ilgili değilse, kişilerin özel yaşamı yayın konusu yapılamaz” ilkemizi bir kez daha hatırlatarak, bu görüntüleri yayınlayan kanallara ilgili işlem başlatılması için Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nu, sorumlu davranmaya çağırıyoruz.


ÇAĞDAŞ GAZETECİLER DERNEĞİ
GENEL YÖNETİM KURULU
 
 


 Tevfik Kızgınkaya'nın Adalet Kurultayı'nda "Medya ve Tarafsızlık" konulu toplantıda yaptığı konuşmanın metni
 29 Ağustos 2017, Salı

Yaygın medya ve tarafsızlık

Konuyu, medyanın yani basın yayın organlarının öznesi olan gazeteciler üzerinden değerlendireceğim.

Her konunun iki boyutu vardır:

  1. Olması gereken
  2. Olan

Olması gerekenden başlayayım ve son sözü baştan söyleyeyim. Gazeteci taraflıdır.

Burada kritik olan, Gazetecinin nereden ve kimden yana taraflı olduğudur.

Gazeteci;

  1. İçinde yaşadığı toplumu, halkı, ülkeyi, diğer ülkeleri, insanlığı ilgilendiren bir olayı, gelişmeyi, yönetenlerin aldığı kararları, uygulamaları tüm gerçekliği ve yönleriyle doğru bir şekilde haberleştirmek ve kamuoyunun bilgisine sunmakla sorumlu ve görevlidir. Haberin kaynağı da muhatabı da kamuoyudur. Kamuoyunun en büyük parçası ise toplumdur, halktır.

Gazeteci, toplumun ve halkın çıkarlarını gözetmek adına taraftır.

  1. Gazetecinin temel görevi ve sorumluluğu; gerçek ve doğru haber yapmaktır.

Bu temelde gazeteci, gerçeklerden ve doğrulardan yana taraftır.

  1. Gazeteci gerçek ve doğru haber yapabilmek için yani gerçek anlamda mesleğini yapabilmek için ise özgür ve bağımsız olmalıdır.

Gazeteci, özgürlükten ve bağımsızlıktan yana taraftır.

  1. Gazetecinin, özgür ve bağımsız bir şekilde mesleğini ve görevini yapabilmesi için Demokrasinin ve hukuk devletinin varlığına gereksinimi vardır.

Gazeteci, demokrasiden ve hukuk devletinden yana taraftır.

Kısaca Gazeteci, meslek ilkelerinin ve mesleğinin tarafıdır.

Aslında bu taraflı kimliği mesleki açıdan tarafsızlığının da temelini oluşturmaktadır.

Bu nitelikleri ile yapılan bir haberle halk gerçek ve doğru bilgi sahibi olur ve kendisinin, içinde yaşadığı toplumun ve ülkenin geleceği hakkında doğru karar verebilir.

Konumuza bir başka açıdan daha, bu buluşmanın üst başlığı olan Adalet penceresinden de bakalım. Adalet olgusunun temel iki zemini vardır.

  1. Gerçeklik
  2. Doğruluk

Gerçeklerden ve doğrulardan uzak olan bir davranış, karar veya uygulama adaleti sağlayamaz.

Biz Gazeteciler de, gerçek ve doğru haber yaparak, haberin taraflarına karşı adil olmak durumundayız.

Haberde adil olmakla kamuoyunda ve halkta (kamuoyunun ve halkın vicdanında) adaletin varlığını sürdürmesine de katkıda bulunmuş oluyoruz.

Adaletin var olması demek, Hukuk Devletinin var olması demektir.

Hukuk Devletinde Hukukun üstünlüğü ve yargının bağımsızlığı tartışılmazdır.

Böylesi bir düzende insan temel hak ve özgürlükleri de, biz gazeteciler için olmazsa olmaz olan Basın Özgürlüğü de var demektir.

Basının özgür olmadığı bir ülkede demokrasiden, insan haklarından ve çağdaşlıktan söz edilemez.

Kısaca ADALET VE GAZETECİLİK MESLEĞİ birbiri için olmazsa olmaz iki temel olgudur.

Şimdi Olması gerekenlerden OLANA VE GÜNÜMÜZE GELELİM.

Bir Gazetecinin tek başına ya da sadece gazetecilerin bu 4 temel alanda taraf olması, gazetecilik mesleğinden yana taraf olması yeterli midir? Tabi ki hayır…

Bu noktada basın yayın organlarının, gazetelerin, televizyonların, radyoların yönetim ve yayıncılık anlayışları ile yayın politikaları devreye giriyor ve karşımıza yine basın özgürlüğü kavramı çıkıyor.

Soru şu;

  • Bugün Türkiye’de basın özgürlüğü var mı?
  • Ya da medya tarafsız mı?

Bu soruların yanıtını sadece bugün yaşanılanlarla yanıtlamak yanlış olur.

Yaşadığımız süreci doğru okuyabilmek için 1980 sonrası dünyayı saran neoliberal akımın ekonomi ve çalışma yaşamı alanlarında ülkemizde ve basın dünyamızda yarattığı değişimi görmek zorundayız.

Basın dünyamızdaki en temel değişim, Basın yayın organlarının sahiplerinin gazeteciliği bir meslek alanı olarak değil, iş ve ticaret alanı olarak, bir kazanç alanı olarak görmelerinde yaşanmıştır.

Sahip oldukları basın yayın organlarını, halkın gerçek ve doğru haber alması yolunda değil, kişisel kazançları için siyasi iktidarların istekleri ve görüşleri doğrultusunda kullanmaları basın dünyamızdaki kirlenmenin ve yozlaşmanın temelini oluşturmaktadır.

Bu doğrultuda yapılan yanlı haber ve yayınlar yurttaşlarımızı siyasi iktidarın fanatik taraftarları haline dönüştürmüştür.

Malcolm X’in yıllar öncesinde yaptığı saptama bugün bir gerçek olarak karşımızdadır. “Eğer dikkatli olmazsanız, gazeteler mazlumlardan nefret etmenizi, zalimleri ise çok sevmenizi sağlar.”

Ne acıdır ki, bu sürecin en önemli aracı olarak, basın yayın organları ile gazeteci ve akademisyen kimliğini kullanan propagandistler kullanılmaktadır.

Bu temelde bakarsak, gazetecilik meslek ilkeleri ve etiğine aykırı olan bu kişi ve kuruluşları gazeteci ve basın yayın organı olarak tanımlamayı reddediyorum.

Bu kişi ve kuruluşlar için adına koştukları siyasi partinin basın danışmanı veya basın sözcüsü, o partinin yayın organı dergisi, gazetesi kimliğini kullanılması daha doğru olacaktır.

Neoliberal sistemin yarattığı bir başka değişim ise çalışma yaşamında gerçekleşmiştir. Emeğin maliyet olarak görüldüğü bu sömürü düzeninde çalışanların, emekçilerin haklarını, iş güvencesini ve iş güvenliğini sağlayacak ve koruyacak olan örgütlülük yok edilmektedir. Örgütsüzlüğün en yoğun ve acımasız yaşandığı alan ise basın dünyamızdır.

Bugün gazetecilik mesleğini yapmaya ve ekmeğini kazanmaya çalışan meslektaşlarımız iş güvencesine ve yasal haklara sahip olmaksızın bu vahşi çarkın içinde varlıklarını sürdürmeye çalışmaktadırlar.

Kaleminin ve dilinin özgürlüğünden ödün vermeyen, meslek ilkelerine bağlı gazeteciler ise verilerde görüldüğü gibi, baskı ve tehditle susturulmaya çalışılmakta, işten çıkarılmakta ya da hukuk dışı uygulamalarla tutuklanmaktadırlar.

Çağdaş Gazeteciler Derneği olarak yayınladığımız 2017 yılı Nisan - Mayıs - Haziran dönemi Medya Raporu verileri ile 15 Temmuz 2016 – 2017 bir yıllık verileri basın dünyamızın bugün hangi koşullarda olduğunu ve yarın da ne durumda olabileceğini açıkça göstermektedir.

2017 Nisan – Mayıs - Haziran Dönemi Medya Raporu İstatistikleri:

  • 89 basın çalışanı işten çıkarıldı.
  • 2’si yabancı 39 basın çalışanı gözaltına alındı. Bunlardan 26’sı tutuklandı.
  • Basın mensuplarına açılan 39 davanın görülmesine devam edildi. Sonuçlanan 20 davadan 15’inde hapis cezası çıktı.
  • 6 basın mensubu darp edildi, hedef gösterildi.
  • 1 basın mensubunun evi kurşunlandı.
  • 3 yabancı basın mensubu sınır dışı edildi
  • 8 siteye erişim engeli getirildi.

15 Temmuz 2016 - 15 Temmuz 2017 Dönemi Medya Raporu İstatistikleri:

  • 1404 basın mensubu işten çıkarıldı
  • 318 basın mensubu gözaltına alındı
  • 103 basın mensubu tutuklandı
  • 18 gazeteci hedef gösterildi ya da darp edildi
  • 1 gazeteci hayatını kaybetti
  • 1 basın mensubunun evi kurşunlandı
  • 32 parlamento basın kartı iptal edildi
  • 624 basın kartı iptal edildi.
  • 4 yabancı basın mensubu sınır dışı edildi
  • 147 medya kurumu kapatıldı
  • 2 haber sitesi kapatıldı
  • 25 haber sitesine erişim engeli getirildi

Bu tablo ile yetinmeyen Türkiye Cumhuriyetini yönetenler halkın gerçek ve doğru haber alması için çalışan gazetecileri terörist ve hain ilan edilerek karalamaya ve halkın gözünde itibarsızlaştırmaya çalışılmaktadırlar.

Bu dikta anlayışı sadece gazetecileri ve basını değil halkın doğru ve gerçek haber ve bilgi alma hakkını da yok etmektedir.

Basın özgürlüğünde 180 ülke içinde 155inci sırada ve Freedom House’ın yayınladığı raporda “özgür olmayan ülke” konumuna düşürülmüş olmamız da Türkiye’nin nasıl bir karanlığa doğru sürüklendiğinin açık bir göstergesidir.

Bu gerçekler karşısında var olan medyanın tarafsız olduğunu söylemek, demokrasinin gereği diye kabullenmek gerçeklere karşı kör olmak ve geleceğe de ihanet etmek demektir.

Bu koşullarda biz gazetecilere ve özellikle de basın meslek örgütlerine düşen görev; basın özgürlüğü temelinde bir araya gelmek, bir arada durmak ve dayanışma içinde olmaktır.

Siyasi muhalefetin de referandumda, adalet yürüyüşünde ve bu kurultayda olduğu gibi toplumsal muhalefetle dayanışma içinde olması ve demokrasi mücadelesinde bütünlüğü sağlaması ve sürdürmesi gerekmektedir.

Çağdaş Gazeteciler Derneği olarak, demokrasi, insan hak ve özgürlükleri ve basın özgürlüğü yolunda emek vermiş ve bu yolda can vermiş meslektaşlarımızı ve aydınlarımızı saygıyla anıyorum.

Ve bugün duvarların içinde ya da duvarların dışında kaleminin ve dilinin özgürlüğünden ödün vermeksizin gazetecilik yapan meslektaşlarımızı ve sizleri saygıyla selamlıyorum.

Bu kurultayda emeği geçenlere teşekkür ediyorum.

Sözün sonu;

Gazeteci, mesleğinden ve meslek ilkelerinden yana taraftır.

Gazeteci, yaptığı haberin taraflarına karşı tarafsızdır.

Gazetecilik mesleği suç değildir.

Gazeteciler de terörist ve hain değildir.

 

Tevfik Kızgınkaya

ÇGD Genel Başkanı

 



 MİT TIR’ları davasından çıkan ceza hukuka ihanet, gazeteciliğin başına silah dayamaktır
 15 Haziran 2017, Perşembe
 


 
Türkiye, AKP iktidarı eliyle antidemokratik ve hukuksuz uygulamaların yaşandığı bir ülke haline dönüşmüştür. OHAL ilan edilip baskıcı yönetimlerine meşruluk kazandırmak isteyenlerin, öncelikle hedef aldıkları meslek ve kişiler, basın ve gazetecilerdir. AKP, mesleklerini, ''halkın doğru haber alma hakkı'' çerçevesinde yapan gazetecilere hiçbir dayanağı olmayan suçlamalarla ceza kesmektedir. Bunun son örneği; İstanbul’da Çağlayan Adliyesi’nde dün karara bağlanan "MİT TIR'ları" davasıdır. Gazeteciler Can Dündar, Erdem Gül ve Enis Berberoğlu’nun yargılandığı davada, Enis Berberoğlu’na önce müebbet hapis cezası verildi, ardından ceza 25 yıla indirildi.
 
"MİT TIR'ları" davası hatırlanacağı üzere AKP iktidarının Suriye’deki iç savaşta rejim güçlerine karşı savaşan cihatçı gruplara silah gönderildiği iddialarına ilişkin Cumhuriyet gazetesinde 2015 yılında yayınlanan iki haberle başlamış; dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, haberleri yapan gazetecileri "Bedelini ağır ödeyecek, yanına bırakmayacağım" diyerek tehdit etmişti. Yaşanan süreçte gazeteciler Can Dündar ve Erdem Gül, tutuklanarak cezaevine konulmuş; bir süre sonra Anayasa Mahkemesi’ne başvurarak, tahliye edilmişlerdi. Anayasa Mahkemesi’nin tahliyelerin yolunu açan kararı, aslında bugün Enis Berberoğlu’na verilen cezanın da hukuksuz olduğunun en net kanıtıdır. Anayasa Mahkemesi, iki gazetecinin "kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı", "ifade hürriyeti" ile "basın özgürlüğü"nün ihlal edildiğine dikkat çekmiş ve eylemlerinin "casusluk" değil, tamamen gazetecilik faaliyeti olduğunu ve kuvvetli suç şüphesi bulunmadığını belirtmişti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın o dönem verdiği tepki ise hukuka, yargıya bakışı göstermesi açısından çok önem taşıyordu. Erdoğan'ın, "Anayasa Mahkemesi’nin kararına uymuyorum, saygı da duymuyorum" şeklindeki sözleri unutulmadı.
 
Türkiye’nin en üst yargı makamlarından biri olan Anayasa Mahkemesi’nin, "MİT TIR'ları" davasına ilişkin "casusluk değil, gazetecilik faaliyeti" kararına karşın gazeteci Enis Berberoğlu’nun tutuklanarak cezaevine konulması, temelinden çürük bu davanın hiçbir hukuki boyutunun olmadığının delilidir. Bu kararı alanlar, hukuka ihanet etmiştir. Bunu en iyi tespit edecek olanlar da biz gazetecilerdir! Çünkü gazetecilik, siyasi iktidara göre yön alan değil, onu denetleyen, halka doğru haber verme bilinciyle var olan bir meslektir. "MİT TIR'ları" haberleri de "casusluk" değil, mesleğimiz adına övündüğümüz başarılı bir gazetecilik faaliyetidir.
 
ÇAĞDAŞ GAZETECİLER DERNEĞİ
GENEL YÖNETİM KURULU

 
 

 
 
© Tüm Hakları Saklıdır. 2017   |   bilgi@cgd.org.tr