10 Ocak gazetecilerin mücadele günüdür...
 10 Ocak 2021, Pazar

10 0cak 1961 tarihinde kabul edilen, 212 sayılı yasa ile gazetecilerin halkın haber hakkını ve meslek onurunu korumak için edindiği hakların, geride kalan 60 yılda tamamına yakınının törpülendiği bir tablo ile karşı karşıyayız.

“Gazeteci hapishanesi” olarak adlandırılan Türkiye’de; gazeteciler, baskı, sansür, soruşturma, gözaltı, tutuklama ve maddi ceza kıskacında mesleğine devam etmek zorunda kalmaktadır. Demokrasiden her gün bir adım daha uzaklaşan ülkemizde, geriye doğru atılan her adımda da gazeteciler hedef alınmaktadır.

Halka gerçekleri aktarmak gazetecilerin görevidir. Bugün de kendi gerçeklerimizi aktarmak istiyoruz.

Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğü açısından tablo şudur:

Halkın haber hakkı için başta Anayasa’nın 28. maddesinde yer alan “Basın hürdür, sansür edilemez” hükmünden başlamak üzere, gazetecilerin korunması için bütün yasal dayanaklar bir bir törpülenmiş ve kâğıt üzerinde bırakılmıştır.

Haberler, soruşturma ve tutuklama gerekçesi sayılırken, gazeteciler her gün bir yenisi eklenen soruşturma ve davalar nedeniyle haber merkezleri kadar adliye koridorlarında mesleklerini sürdürmektedir.

Televizyon kanalları iktidar baskısı ile karartılırken, gazete ve televizyonların ilan ve reklam kesme gibi yüklü cezalarla ekonomik kıskaca alınmak istenmektedir. Yolsuzluk ve usulsüzlük haberleri bir bir engellenirken, Anayasa Mahkemesi kararlarının bile dikkate alınmadığı bir hukuk sisteminde, toplumun ötekileştirilmiş tüm kesimlerinin sesi olarak gazeteciler adalet arayışına devam etmektedir. Gazetecilik yapmak isteyen haber kanalları iktidar baskısı ile karartılmakta, iktidar havuzunda yer almayan gazete ve televizyonlar ilan ve reklam kesme gibi yüklü cezalarla ekonomik kıskaca alınmak istenmektedir.

Haberler soruşturma ve tutuklama gerekçesi sayılırken, gazeteciler her gün bir yenisi eklenen davalar nedeniyle haber merkezleri kadar adliye koridorlarında mesleklerini sürdürmektedir. İfade ve basın özgürlüğünü önceleyen kanunların görmezden gelindiği, diğer bir deyişle “askıya” alındığı bu dönemde, yargının siyasallaştırılması sonucunda kanunların kamu yararına değil, siyasetin önceliklerine hizmet ettiğine tanıklık etmek zorunda kalıyoruz. Bütün bunların ise yasama-yürütme ve yargının tek elde toplandığı Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin “doğal” bir sonucu olarak karşımıza çıktığını biliyoruz.

Tüm bu gerçekler ışığında, halk adında kamusal alanı denetleme görevi, sadece gazetecilerin omuzlarına bırakılmıştır. Bu nedenle de siyasal iktidar, her gün gazeteciler üzerindeki baskısını arttırmaktadır. Tek sesli, tek kumandalı, tek manşetli bir medya isteyen AKP iktidarı, medya sermayesinin yüzde 90’ını kontrol altına almış, kontrol edemediği gazete, dergi, radyo ve televizyon kanallarını ise cezalarla susturmak istemektedir.

Meslektaşlarımız, işte bu zor koşullar altında yaşama tutunmaktadır. Bu zor koşullara, son olarak yıpranma hakkımızdaki törpülenme de eklenmiştir. Meslektaşlarımız, iktidarın “keyfi” onayı ve kontrolündeki “basın kartlı”, “basın kartsız” ayrımı ile eşitliğe ve Anayasa Mahkemesi kararına aykırı olarak haklarından mahrum edilmiştir. Yüzlerce basın kartı “yenileme” adı altında iptal edilirken, tepkilerimiz sonucu eski kartlarımız kullanıma açılsa da, meslektaşlarımız çeşitli gerekçelerle oyalanarak son iki yıldır kartları hala yenilenememiştir.

Covid-19 salgınında dünya genelinde 600, Türkiye’de de 20’ye yakın gazetecinin salgın nedeniyle yaşamını yitirdiği gerçeği, mesleki yıpranma hakkımızın en temel örneklerinden biri olarak hafızalarda yer tutmalıdır. Unutulmamalıdır ki, her basın kartı sahibi “gazeteci” değildir ve gazetecilik sınırlarını siyasal iktidarlar belirleyemez.

Gazetecileri “Saray’ın memuru” ve “sahibinin sesi” olarak görmek isteyenler, biat etmeyen meslektaşlarımızı hedef göstermekten, tehdit etmekten çekinmemektedir. 60 yıl önce gazetecileri korumak için sağlanan ekonomik haklar da bu doğrultuda, hukuki temeli tartışmalı kararlarla, yargının koruma alanından çıkarılarak meslektaşlarımız açlık ile terbiye edilmek istenmektedir.

Yasal güvence altında olmasına karşın korunamayan hakları nedeniyle yüzde 90’ı yoksulluk sınırının altında, büyük bir bölümü de açlık sınırının altında çalıştırılan meslektaşlarımız, meslek onurları ile ekonomik çıkarlar arasında seçime zorlanmaktadır. Bu doğrultuda her yıl yüzlerce meslektaşımız, gazetecilik onurunu korumak, kalemlerini satmamak adına yıllarca emek verdikleri basın sektöründen uzaklaştırılmaktadır. İşsizlik gerçeği her geçen gün gazeteciler için daha can yakıcı hale gelmiştir. İletişim fakültelerinden her yıl mezun olan binlerce genç meslektaşımız, işsizlik veya ucuz iş gücü olma “tercihi” arasında bırakılmaktadır.

Gazeteciler, günümüzün tarih yazıcılarıdır ve günümüz tarihi ise iktidarın manipülasyonları ile karartılmaktadır. Gazetecilerin gerçeklere ulaşmasını değil, servis edilen manipülatif içeriklerin kullanılmasını isteyen, niteliğin ve meslek ilkelerinin değil, “emir alan kullanışlı kalemlerin” öne çıktığı bu medya düzeninde de meslektaşlarımız “çalışamaz” duruma gelmiştir.

“10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü” Türkiye’de gerçeklerin peşindeki gazeteciler için bir bayram değil, bir mücadele günüdür. Çağdaş Gazeteciler Derneği olarak, mevcut koşullar altında 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nü bir kez daha kutlayamayacağımızı belirterek, basın ve ifade özgürlüğü için mücadelemizi ve meslektaşlarımızla dayanışmayı büyüteceğimizi ilan ediyor, meslek onuru için mücadeleye devam eden bütün meslektaşlarımızı selamlıyoruz.

Çağdaş Gazeteciler Derneği Genel Yönetim Kurulu


 Biz bu ‘OLAY’ı biliyoruz!
 02 Ocak 2021, Cumartesi

Karanlıkta kurşun sıkan da kurşunun hedefi de her zaman bellidir!

2020 yılı takviminden eksilen her gün, genelde Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları, özelde gazeteciler için düşünce ve ifade özgürlüğü ile basın özgürlüğünün daha da eksildiği günlerdi. Gün geçmedi ki bir gazeteci, sırf haber yaptığı ve o haber siyasi iktidarın hoşuna gitmediği için soruşturmaya uğramasın, gözaltına alınmasın, tutuklanmasın ya da tehdit edilmesin. Bu yüzden de geçmiş yıllarda olduğu gibi 2020’de de tutuklu gazeteciler listesinde ilk sıralardaki yerini korudu Türkiye!

2020 yılından itibaren aylık periyotlarla yayınlamaya başladığımız ‘Medya Raporu’muz vesilesiyle basına yönelik baskılardaki artış ve nitel dönüşüm tüm gerçekliğiyle ortaya konulurken, baskının, meşru yöntemlerin kullanılmasının yanı sıra meşru olmayan yöntemlerle de yapılmaya başladığına dikkat çekmeye çalıştık. Bu meşru olmayan yöntemlerin başında otosansürün hakim kılınması gelmektedir ki çıkar çatışmasına düşüldüğü anda halkın haber alma hakkına ihanet eden medya patronları ile kurdukları sistemde yönetici yaptıkları ‘gazeteciler’, bu yöntemin uygulayıcısı konumundadır. Son 18 yılda yaşananlar sonucunda gazetecilik; halkın gerçekleri öğrenmesini engelleme amaçlı manipülasyon yapma, patronların çıkarlarını iktidarla uyumlama işi olmuştur. Yıl içerisinde bunun birçok örneğine şahitlik etsek de yılın son iki ayında basında yaşanan iki olay baskının düzeyini, hangi görüşte olunursa olunsun herkese net şekilde gösterdi.

İlki hatırlanacağı üzere Berat Albayrak’ın Hazine ve Maliye Bakanlığından istifa etmesinin ardından yapılamayan yayınlar ve sonrasında ‘saray’dan gelen talimatla ateşin üstüne su dökercesine servis edilen haberlerdi; bu gelişmenin analizi, “Türkiye’de medyanın kamera arkasını gösteren istifa: Türkiye’de medya tek seslidir, o ses de ‘saray’ işaretiyle çıkar!” başlıklı kasım ayı raporumuzda detaylı şekilde yapılmıştı. Geçen ay, yani 2020 yılının son ayı olan aralıkta yaşanan bir ‘olay’; Türkiye’de, anayasada da yer alan evrensel insan haklarından biri olan düşünce ve ifade özgürlüğünün en önemli araçlarından basın özgürlüğünün, sadece eleştirel, araştırmacı gazetecilik - bazı kesimler tarafından yaftalama amaçlı kullanılan ‘muhalif’ – için değil, gelişmelerin tüm tarafların görüşleri aktarılarak verilen objektif gazetecilik düzeyinde de suç sayıldığını gösterdi.

‘Merkez medya’nın yoğun baskılar sonucu iktidarın siyasi propaganda araçlarından biri haline dönüşmesiyle birlikte oluşan boşluğu görüp, bu yılın eylül ayında kuruluş ve yayın hazırlığı çalışmalarına başlayan Olay TV, bu süreçte ne tür bir yayın politikası izleyeceği üzerinden tartışma alanına çekilmek istenmiş; kanalın sahibi konumundaki iş insanı Cavit Çağlar, tarafsız yayıncılık yapılacağını vurgulamıştı. Özellikle iktidar destekli gazete ve köşe yazarları, kanala daha yayına geçmeden hiza vermeye çalışarak, arkasında muhalif siyasi görüşlerin olduğunu gündeme taşıma gayretkeşliğine düşmüştü.

Tüm tartışmaların arasında kadrosunu ve teknik altyapısını tamamlayan Olay TV, 30 Kasım 2020 tarihinde yayın hayatına başladı. Hem işlenen konular hem yapılan haberlerde, taraflarının görüşlerinin yansıtılması açısından nesnelliğin öncelikleri olduğunu gösteren Olay TV’nin, sadece bu yayın politikası bile basın özgürlüğüne tahammülsüz kesimlerin açık hedefi olmasına yetti. Kanalın sahibi konumundaki Cavit Çağlar’ın da bir yandan tarafsız habercilik diğer yandan siyasi iktidara yönelik ‘sıcak’ mesajlarının ortaya çıkardığı tutarsızlıkların ardından Olay TV, yayına başlamasının üzerinden 26 gün geçtikten sonra 25 Aralık 2020 tarihinde kapandı.

Kapanma kararının ardından Cavit Çağlar, kanalın izlediği yayın politikası üzerinden kanal yöneticilerini suçlamaya başlarken, basın ve siyaset kulislerine, Çağlar’ın iktidardan gelen baskıdan kaynaklı aldığı kapatma kararını farklı bir gerekçeye büründürmeye çalıştığı yönünde bilgiler yansıdı. Özellikle HDP’nin TBMM grup toplantısının kanalda canlı yayınlanmasına yönelik tepki algısı yaratılarak, Çağlar’ın gerekçesine ‘meşruluk’ kazandırılmak istendi.

Olay TV öznelinde yaşanan gelişmeler, medyanın finansmanının önemine ilişkin yıllardır söylediğimiz tespitleri ne yazık ki doğrulamış; özellikle siyasi iktidarlarla ilişkilerdeki mesafenin, tarafsız yayıncılık ve basın özgürlüğü için vazgeçilmez olduğu bir kez daha görülmüştür.

Olay TV’deki meslektaşlarımız bu mesafeyi meslek tecrübeleriyle halkın haber alma hakkı çerçevesinde doğru şekilde belirlerken, kanalın sahibi Cavit Çağlar’ın, her türlü etkiye açık bir mesafesizlikte olduğu görüldü. Bu yüzden kapatma kararına bir kılıf bulmaya çalışmak acizlikten başka bir şey olmayıp, bu kararın hangi nedenle hangi süreçte alındığını, karanlıkta sıkılan kurşunun neyi hedeflediği ve kimin sıktığını gayet iyi bilmekteyiz!

Basın özgürlüğüne yönelik baskıların ağır bedelini, yolsuzlukların arttığı, hukuksuzlukların tavan yaptığı, eşitsizliklerin meşrulaştırıldığı; doğanın talan edildiği, sağlık sisteminin, eğitimin çöktüğü; doğru söyleyenin dokuz köyden kovulduğu bir ülkede yaşamakla istisnasız hepimiz ödemekteyiz. Ancak bu bedeli daha da fazla ödeyenler, halkın doğruları öğrenmesi için mücadele ettikleri için işsiz kalan meslektaşlarımızdır. Bu süreçte ilkeli duruşları ve mesleki değerleri savunmalarıyla Türkiye’de gazetecilik, basın özgürlüğü adına umut olan Olay TV’deki basın emekçilerini dayanışma duygularımızla selamlıyor, onları ayakta alkışlıyoruz.

Çağdaş Gazeteciler Derneği Genel Yönetim Kurulu


 ÇGD "Yılın Başarılı Gazetecileri Ödülleri” için başvuru duyurusu
 22 Aralık 2020, Salı

Çağdaş Gazeteciler Derneği’nin geleneksel “Yılın Başarılı Gazetecileri Ödülleri” için başvurular başladı. Yarışmaya katılacakların, 2020 yılına ilişkin eserlerini, en geç 29 Ocak 2021 cuma akşamına kadar Çağdaş Gazeteciler Derneği Genel Merkezi’nin cgdmerkez@gmail.com elektronik posta adresine göndermeleri gerekmektedir. Yarışmaya aşağıda belirtilen dallarda başvuru yapılabilir.

•         Haber

•         Fotoğraf

•         Karikatür

•         Röportaj

•         İnceleme-Araştırma

•         Sayfa Düzeni

•         Televizyon Haber

•         Televizyon Programı

•         Televizyon Belgesel

•         Radyo Programı / Podcast

•         Yerel Basın

•         Kent Haber

Katılım koşulları:

- Yarışmaya katılacak ürünlerin 2020 yılı içinde yayınlanmış olması gerekmektedir.

- İsteyen birden fazla eserle yarışmaya katılabilir.

- Basılı eserler .pdf veya .jpeg formatında taranmış olarak gönderilmelidir.

- Görüntü ve/veya ses içerikli eserler minimum 720p kalitede gönderilmelidir.

- Yarışmaya katılacak ürünle birlikte yarışmaya katılanın açık kimliği, iletişim bilgileri belirtilmelidir.

- Ödüller belirlenirken başvurular dışında jüri tarafından da öneriler yapılabilecektir.

Saygılarımızla.

Çağdaş Gazeteciler Derneği Genel Yönetim Kurulu


 ÇGD: Bir meslektaşımız daha yargı sopasıyla susturulmak istendi!
 09 Aralık 2020, Çarşamba

Türkiye’de yargı erkinin bağımsızlığı ve saygınlığını her geçen gün daha da fazla yitirdiğini, gazetecilere yönelik açılan soruşturma ve gazetecilerin yargılandığı davalarda verilen kararlarda açık şekilde gözlemlemekteyiz.

Son yıllarda hemen hemen her gün, bir haber gerekçe gösterilerek bir gazeteci ya tehdit edilmekte ya soruşturmaya uğramakta ya da hapis cezasına çarptırılmakta. Gazetecilerin hedef alınmasının yanında çalıştıkları kurumlar da idari veya para cezalarıyla karşı karşıya kalmakta.

İktidarın gerçeklerin duyulmasını, yaşananlara ilişkin halkın doğru bilgiye erişmesini engelleme amacını taşıyan basına yönelik davalarda ağırlıklı suçlamalar ise; ‘terör örgütü propagandası’, ‘terör örgütü üyeliği’, ‘gizli bilgileri açıklama’, ‘devlet sırrını ifşa’ ve ‘casusluk’ olmakta.

Hukuksal niteliği, polis fezlekelerinin kopya edilmesiyle en baştan sakatlanan yargılama süreçleri, ilerleyen aşamalarında ‘adil yargılanma hakkı’nın ihlaliyle devam etmekte, siyasi nitelikli kararlarla sonuçlanmaktadır.

Düşünce ve ifade özgürlüğü ile basın özgürlüğünü kısıtlayıcı bu anlayışın susturmak istediği meslektaşlarımızdan, bugün itibariyle sonuncusu Ayşegül Doğan olmuştur. Diyarbakır 9. Ağır Ceza Mahkemesi’nin ‘terör örgütü üyeliği’ suçlamasıyla 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırdığı gazeteci Ayşegül Doğan, yargılanma sürecinde ifade ettiğimiz tüm hukuksuzluklar işlenerek cezalandırılmıştır. Dosya kapsamındaki telefon dinleme kayıtları aracılığıyla hakkındaki en kritik suçlama olan ‘Demokratik Toplum Kongresi üyeliği’ iddiasının çöktüğü ve isminin inisiyatifi dışında yazıldığının ortaya çıkmasına karşın mahkeme heyeti, hukuku çiğneyerek meslektaşımızı mahkum etmiştir. Dosya kapsamında öne sürülen diğer iddialar ise yapılan haberler, dolayısıyla gazetecilik faaliyeti kapsamında kalmaktadır ki bunu görmemek için basın özgürlüğünün karşısında yer almak yeterlidir.

Meslektaşımız Ayşegül Doğan’a verilen hapis cezasının hukuki değil siyasi olduğunu ve kararı kınadığımızı duyuruyor; istinaf mahkemesine, ilk derece mahkemesinin yok saydığı düşünce ve ifade özgürlüğü ile basın özgürlüğünü esas alarak kararı bozması çağrısında bulunuyoruz.

Çağdaş Gazeteciler Derneği Genel Yönetim Kurulu


 Türkiye’de medyanın kamera arkasını gösteren istifa: Türkiye’de medya tek seslidir, o ses de ‘saray’ işaretiyle çıkar!
 04 Aralık 2020, Cuma

Yüzyılımızın teknoloji ve iletişim çağı olduğu gerçeği; bilgi, haber, eğlence hatta eğitimi de kapsayacak şekilde her geçen gün daha da genişleyen medyayı, yaşanan gelişmelerin ve toplumların yönlendirilmesinin merkezine yerleştirmiş durumda. Bu açıdan bağımsız ve eleştirel nitelikli, yaygın ve etkin ulusal medyası bulunan ülkeler, gerçeklerin bilgisine sahip olarak geleceklerine güven içinde adım atabilmektedir. Dolayısıyla medya bir toplum için ışık yayan fener de ışığı engelleyen perde de olabilir.

Türkiye medyasının büyük kısmı, toplumun her geçen gün daha da fazla karanlığa gömülmesine neden olan perde işlevini benimsemiş durumdadır. Özellikle iktidarın imkânlarıyla ayakta duranlar ile iktidarın güdümündeki gazete, televizyon, radyo ve internet siteleri adeta iktidarın bir uzvu gibi hareket etmekte, iktidara yönelen her türlü eleştiriye kalkan olma görevi üstlenmektedir. Ne yazık ki bu durum medyanın ‘normali’ haline gelmiştir. İçine düşülen çukurun derinliği ise ancak olağanüstü olayların yaşandığı dönemlerde kesif şekilde görülebilmektedir.

İşte bu olaylardan biri geçen ay yaşandı ve Türkiye’deki medyanın büyük kısmının hüviyeti ortaya saçıldı. AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı olan Recep Tayyip Erdoğan’ın damadı, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın istifası; sırtını iktidara dayayan, iktidarın güdümüne giren basın-yayın organlarının varlık nedenlerini yitirdiğini ve Türkiye halkına zarardan başka hiçbir şey vermeyeceği bir kez daha gösterdi. Hem Türkiye’nin içinden geçtiği ekonomik krizde bulunduğu konum hem de Tayyip Erdoğan’ın en yakınındaki kişi olmasından kaynaklı istifası yıllarca konuşulacak bir haber niteliği taşıyan Berat Albayrak, iktidar medyası ve güdümlü medya anlayışının hâkim olduğu televizyon kanalları ve internet sitelerinde saatlerce tek satır yer almadı. Cumhuriyet, Sözcü ve BirGün gazeteleri ile Tele-1 ve Halk TV, internet sayfaları ya da o anda yayında olan programları aracılığıyla istifa kararını kamuoyuyla paylaşırken, iktidarın hakim olduğu medyada bir günden daha fazla süre, 27 saat boyunca herhangi bir yayın yapmadı. RTÜK kayıtlarına göre; istifa, Türkiye genelindeki 1780 kanaldan sadece 5’inde ilk saatlerde haber oldu, geriye kalan 1775 kanalda haberleştirilmedi. Albayrak’ın istifası, ertesi gün habercilik yapan gazetelerin dışındaki yayın organlarında da yer almadı.

Bu durumu daha da vahim noktaya getiren gelişme ise, 27 saat sonra yaşandı. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı aracılığıyla yapılan ve Berat Albayrak’ın görevinden ‘affını istediği’ ve ‘kabul edildiği’ yönündeki açıklama sonrası söz konusu iktidar hakimiyetindeki yayın organları, gelen talimat doğrultusunda ‘harekete’ geçti. Tahmin edilebileceği gibi haberler, hükümette herhangi bir kriz yaşanmadığı bir içerikte; adeta bir şube müdürünün görevinden ayrılması şeklinde yansıtıldı. Albayrak’a şube müdürü görevinden ayrılmış muamelesi yapan medya kuruluşlarının gözden kaçırdığı şey ise, kendilerinin de Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı bünyesinde bir masaya dönüştükleriydi.

Kasım ayında yaşanan bir diğer gelişme ise gazetecilerin ‘yıpranma hakkı’ olarak bilinen fiili hizmet süresine ilişkin düzenlemeydi. Anayasa Mahkemesi bu hakkı, yönetmelik düzeyindeki bir mevzuat kapsamında basın kartı şartına bağladığı için eşitlik ilkesine aykırı bularak iptal etmiş; bunun üzerine yeniden yasa çıkarılması gerekliliği gündeme gelmişti. TBMM’ye sunulan ve AKP-MHP milletvekillerinin oylarıyla yasalaşan düzenleme, kanun hükmünde kararnameye atıf yaparak soruna çözüm üretilmek istenmiş ancak basın kartı verilmesi yine yönetmelik düzeyinde kaldığı için Anayasa Mahkemesi’nin kararı yerine getirilmemiş oldu. Basit bir hukuki hata olarak görülemeyecek bu durum basın örgütleri tarafından iktidar temsilcilerine ısrarla anlatılmasına karşın gereken yönde değişikliğe gidilmedi. Çünkü; iktidarın gözünde mesleğimiz gazetecilik, sıradanlaştırılmak, basitleştirilmek, kontrol altına alınmak ve kimliksizleştirilmek istenmektedir. Böylelikle de gerçeklerin halktan gizlenmesi, toplumun yalanlarla yönlendirilmesi sağlanabilecektir.

Geçen ay yaşanan ve iktidar medyasının kirlilik düzeyini aşikâr eden bir olaya da raporumuzda yer verdik. İktidar yanlısı yayın yapan TV100 kanalının yöneticilerinin şantajla bir iş insanından para almak istediği iddiası gündeme geldi. Buna göre; 3N Medya grubuna bağlı TV100 kanalı ve internet sitesinin patronu Necat Gülseven ile kanal yöneticisi Murat Kelkitoğlu, “elektronik para” programı Papara’nın sahibi Ahmed Faruk Karslı’dan, Papara’nın “kaçak bahis ve kumar çetelerinin para trafiğine aracılık ettiği” ve babası Abdürrahim Karslı’nın “FETÖ’yle bağlantılı olduğu” yönünde haber yapmakla tehdit ederek para almak istedi. Ahmet Faruk Karslı, ses kayıtlarıyla savcılığa suç duyurusunda bulundu. Türkiye’de gazeteciliğin daha da fazla kan kaybına uğramaması için bu davanın takipçisi olacağımız iyi bilinmeli.

Türkiye’de medyayı ‘tek sesli’ hale sokmaya; afet, salgın, deprem, patlama, baskı, sansür ve adliye koridorlarında yıpranan meslektaşlarımızın haklarını gasp etmeye ve mesleğimizin adını kirletmeye çalışanlara karşı halkın doğruları öğrenme hakkı, düşün ve ifade özgürlüğü yolunda yürümeye devam edeceğiz.

Çağdaş Gazeteciler Derneği Genel Yönetim Kurulu


 
 
© Tüm Hakları Saklıdır. 2021   |   bilgi@cgd.org.tr