İçişleri Bakanı Soylu, RTÜK Başkanı Şahin ve BİK Genel Müdürü Duran İstifa Etmelidir!
 

Her ülkenin anayasası aynı zamanda o ülkenin hüviyetidir. Anayasada yazan yönetim şekli ve ilkeler, hak ve sorumluluklar; ister kadın, ister erkek, ister işçi, ister köylü, ister bürokrat ister siyasetçi isterse cumhurbaşkanı olsun istisnasız herkesi bağlar. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda da bir kimlik tanımı yapılarak, değiştirilmesi bile teklif edilemeyecek maddeler arasında hukuk devleti ilkesine yer verilmiştir. Anayasamızda ayrıca yargının bağımsız, basının hür ve sansür edilemeyeceği hüküm altına alınmıştır. Bu ilkelerin ihlali, ağır cezai yaptırımları öngören anayasal bir suç olarak sayılmıştır. Anayasaya uymak herkes için zorunlulukken, yetkili makamlarda bulunanların buna ek olarak uygulama sorumluluğu söz konusudur. Aksi durumda bizzat anayasayı uygulama sorumluluğu üstlenmiş kişiler eliyle ihlal gündeme gelecektir ki bu tutum, doğrudan toplum sözleşmesine, toplumsal birlikteliğe kastetmektir.

Bugün işte bu durumu yaşamaktayız. Anayasal sorumlulukla görev almış ve anayasayı uygulama görevini üstlenmiş kişiler, doğrudan anayasal suç işlemektedir. Hukuk devleti ilkelerini yok sayarak tehditler savuran, kendilerini yargının yerine koyarak cezalar kesen, temel insan haklarından düşünce ve ifade özgürlüğü ile basın özgürlüğüne yönelik her geçen gün artan saldırılar, bizzat anayasal sorumluluk üstlenmiş kişilerden kaynaklanmaktadır. Bu kişiler içinde özellikle üç isim, yaptıkları açıklamalar, aldıkları kararlarla özellikle basın özgürlüğüne yönelik saldırıların simge isimleri hale gelmiş durumdadır. Bu kişiler İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) Başkanı Ebubekir Şahin ve Basın İlan Kurumu (BİK) Genel Müdürü Rıdvan Duran’dır.

Her ağzını açtığında gazetecileri tehdit eden İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun son aylardaki açıklama ve tutumları, ‘bakan’ sıfatını fiili olarak bir köşeye bırakarak, suç işleme özgürlüğüne sahip biri konumuna geçtiğini net olarak gösterdi. Süleyman Soylu’nun, sosyal medya hesabından tehditler savurduğu ve suçlamada bulunduğu gazeteci Müyesser Yıldız, ne tesadüftür ki geçen ay tutuklanarak cezaevine konuldu. Müyesser Yıldız, eşi görülmemiş biçimde ve akılları durduracak bir suçlamayla, yazmadığı haberler gerekçe gösterilerek tutuklandı. Üstelik Soylu hakkında 1 liralık tazminat davası açmasından iki gün sonra… Bu gelişmelerin üst üste yaşanması akıllara şu soruları getirdi: Soylu, gazetecilerin takibe alınmasında etkili olmuş mudur, telefonlarının dinlendiğini bilmekte midir, tutuklanmalarında rolü var mıdır? Süleyman Soylu benzer bir tutumu Haziran ayı içinde de sergiledi. AKP’nin Trabzon milletvekillerinden birinin eşinin bürokrasideki hızlı yükselişini yazan Sözcü gazetesi Ankara Temsilcisi ve köşe yazarı Saygı Öztürk, bu haberinden kaynaklı Süleyman Soylu tarafından ağır hakarete uğradı. İçişleri Bakanı, sosyal medya hesabından gazeteci Saygı Öztürk’e “namussuz” diyerek hedef gösterdi… Meslek hayatında onlarca içişleri bakanını emekli eden gazeteci Saygı Öztürk’e yapılan bu muamele de bugüne kadar eşi görülmemiş düzeyde gerçekleşti.

Geçen ay basın özgürlüğüne saldırılarda birbiriyle yarışan diğer iki isim ise RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin ile BİK Başkanı Rıdvan Duran’dır. Yönettikleri kurumların kuruluş ilkelerini ve yasalarını tarafgirlikle ve basın üzerindeki ekonomik tehditleriyle açıkça çiğnemektedirler. Muhalif televizyon kanalları FOX TV, Halk TV ve Tele-1, RTÜK’ün lisans iptali tehdidiyle karşı karşıyadırlar. RTÜK son olarak Halk TV’ye 5 gün yayın yasağı, Tele-1’e 5 gün yayın yasağı ve 4 ayrı para cezası vermiştir. Bu görülmemiş düzeyde ağır cezaların yanında, iktidar yanlısı yayınlarıyla öne çıkan televizyon kanallarına yönelik şikâyetler sümen altı edilmiştir. ATV için yılın ilk altı ayında RTÜK’e 90 bin şikâyet iletilmiş, hiçbiri işleme konmamıştır. Önce Cumhuriyet gazetesinin resmi ilan ve reklamlarını 35 gün süreyle keserek rekora imza atan BİK, bu kez Evrensel gazetesini ekonomik yok oluşa sürüklercesine 45 gün resmi ilan ve reklam kesmeyle cezalandırmıştır. Bu cezalarla RTÜK ve BİK, eleştirel haber yapan basının boğazına diziyle çökmüştür, nefes alma çabasını izlemektedir.

Süleyman Soylu, Ebubekir Şahin ve Rıdvan Duran Anayasa ve yasalarla belirlenmiş görevlerini yapmalı, değilse erdemli bir karar alarak Türkiye Cumhuriyeti’nin anayasasını ihlal etmek, toplumsal sözleşmeyi ayakları almaktan dolayı istifa etmelidirler. Bakanlar ya da bürokratlar tehdit, hakaret ve hedef göstermeye varan söylemleriyle gazetecileri yıldıracağını düşünüyorsa dönüp geçmişe bakmalıdır. Makamların geçici, gazeteciliğin kalıcı olduğunu göreceklerdir.

Tüm bu düşmanca tavırları, hak ihlallerini ve basına yönelik sistematik saldırıları gün gün işlediğimiz Haziran ayı raporumuzda ayrıntılara da yer verdik. Bu ay içinde basın ve ifade özgürlüğüne yönelik saldırılar arasında, meslektaşlarımız Müyesser Yıldız, İsmail Dükel, Kemal Cankaya, Arif Aslan ve Zeynel Bulut’un gözaltına alınmaları, Yıldız ve Aslan’ın tutuklanması öne çıktı. Haziran’da 3 gazeteciye toplam 4 yıl 1 ay hapis cezası istendi, en az 9 gazeteci haklarında açılan soruşturmalarda ifade verdi, en az 2 gazeteci ölümle tehdit edildi.

Çağdaş Gazeteciler Derneği Genel Yönetim Kurulu


 GAZETECİLERİ SUSTURAMAZSINIZ!
 

Halkın gerçekleri öğrenmesini istemeyen iktidarlar, gazetecileri susturmak için her yola başvuruyor.

İktidar ve destekçileri tarafından gazetecilerin mesleki çalışmaları kapsamında yaptığı her iş suç kapsamına alınıyor, hatta suç uyduruluyor. Gazeteciler açıkça hedef gösteriliyor.

İktidarın icraatını eleştiren haberler yapan gazeteciler, yazdıkları için de yazmadıkları için de suçlanmaya başladı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca 8 Haziran’da OdaTV Ankara Haber Müdürü Müyesser Yıldız ve TELE1  Ankara Temsilcisi İsmail Dükel gözaltına alındı.

Müyesser Yıldız ve İsmail Dükel'in gözaltına alınmasından sonra "kısıtlılık" gerekçesi ile avukatlara bile gözaltı nedenleri hakkında bilgi verilmezken, iktidar destekçisi medyaya sızdırılan haberlerle mesleki çerçevede yapılan görüşmeler suç, meslektaşlarımız da iddia edenlerin bile inanmayacağı absürt bir suçlamayla “casus” ilan edildiler.

Dört günlük gözaltı süresinin dolmasının ardından Oda TV Ankara Haber Müdürü Müyesser Yıldız tutuklandı, TELE1 Ankara Temsilcisi İsmail Dükel, adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Yıldız ve Dükel son dönemdeki hukuksuzlukların ilki değil maalesef sonu da olmayacak.

Daha iki ay önce, istihbarat görevlisinin cenaze töreni haberi gerekçesiyle Oda TV Haber Müdürü Barış Terkoğlu, Oda TV Genel Yayın Yönetmeni Barış Pehlivan, Muhabir Hülya Kılınç, Yeni Yaşam Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ferhat Çelik, Yeni Yaşam Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Aydın Keser, Yeniçağ Gazetesi Yazarı Murat Ağırel tutuklandı. Çok sayıda gazeteci hapishanede. Türkiye, Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütünün Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi'nde 2008’de 102. sırada yer alan Türkiye 2019 yılında 180 ülke arasında 154'üncü sıraya düştü.

Bu tablo halkımıza da ülkemize de yakışmıyor.

Biz gazeteciler, özgür bir basın olmadan özgür bir toplumun da olamayacağı görev bilinciyle, her türlü baskıya karşın, halkın haber ve bilgi alma hakkı için yazmaya devam edeceğiz.

İktidarı da Anayasa’ya, basın ve düşünceyi ifade özgürlüğüne saygılı olmaya, halkın haber alma hakkının önündeki tüm engelleri kaldırmaya davet ediyoruz.

Biz aşağıda imzası bulunan meslek örgütleri olarak bir kez daha tekrarlıyoruz, gazetecilik suç değildir, görevlerini yaparken gözaltına alınan ve tutuklanan meslektaşlarımız serbest bırakılmalı, hukuksuz uygulamalara son verilmelidir.

G9 GAZETECİLİK ÖRGÜTLERİ PLATFORMU

Avrupa Gazeteciler Birliği (AEJ) Türkiye Temsilciliği

Basın Yayın ve İletişim Emekçileri Sendikası (HABER-SEN)

Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD)

Türkiye Basın Yayın Matbaa Çalışanları Sendikası (DİSK BASIN-İŞ)

Parlamento Muhabirleri Derneği (PMD)

Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS)


 GAZETECİLİK SUÇ DEĞİLDİR MESLEKTAŞLARIMIZ BIRAKILSIN!
 08 Haziran 2020, Pazartesi

Kamuoyunun yakından takip ettiği gibi bugün iki gazeteci arkadaşımız gözaltına alınmıştır. Oda TV internet haber sitesi haber müdürü Müyesser Yıldız ve Tele1 televizyonu Ankara Temsilcisi İsmail Dükel, hayatlarını habercilikle kazanan gazetecilerdir.

RTÜK ve Basın İlan Kurumu eliyle gazete ve televizyonların ağır sansür ve ekonomik baskılarla sindirilmeye çalışıldığı bir dönemden geçiyoruz. Her gün basın ve ifade özgürlüğüne karşı işlenen suçlar artarak devam ederken hemen her hafta basın açıklamaları, raporlar, kınama metinleri yayınlayan gazetecilik meslek örgütleri, gelecekte gazeteciliği daha karanlık günlerin beklediği uyarısında bulunmaya başlamıştır. Bu haykırış boşuna değildir. Ülkemizin eşit, adil, özgür ve demokratik yarınları için yaşamsal önemdedir. Gazeteciler haberleri nedeniyle hedef tahtasına konulamaz ve basın özgürlüğü hepimiz için ekmek gibi su gibi vazgeçilmez bir ihtiyaçtır. Ancak bugünkü gözaltılar göstermiştir ki yazdıkları her harf için tedirginlik yaşamaya başlayan gazeteciler maalesef artık yazmadıkları haberler nedeniyle de soruşturmalara uğramaya başlamıştır.

Meslektaşlarımızın gözaltına alınmaları sırasındaki uygulamalar hukuki olmadığı gibi, isnat edilen suçlama maalesef iktidar kaynaklarıyla yayın yapan kuruluşların karalama yüklü sızdırma haberleriyle öğrenilmiştir. Sözüm ona haber kaynaklarıyla görüşmelerinde, gizli kalması gereken bilgileri edindikleri ancak bunları haberlerine yansıtmadıkları için meslektaşlarımızın soruşturmaya uğradığı söylenmektedir. Gazetecilerin askeri, bürokrasi veya siyasi kaynakları ile görüşmesi, haber alması veya gazetecilik ilkeleri çerçevesinde ilişki kurması bir suç değildir. Bunların yazılıp yazılmaması kaynakla ilişkiye, gazetecinin muhakemesine bağlıdır. Bu gazetecilik faaliyetinin sorgulanması adeta mesleğin temeline dinamit yerleştirmektir.

Türkiye soruşturmaların ve yargılamaların hukuk dışı, yasa dışı oluşumlar tarafından yönetildiği dönemleri atlatmıştır. O dönemlerde, bugün terör örgütü olduğu ilan edilen malum FETÖ yapılanmasının hedefinde olan gazeteciler neden bugün de aynı yöntemlerle sindirilmeye çalışılmaktadır? Her gün kamuoyu önünde olan, kaçma şüphesi olmayan gazetecileri sabaha karşı evlerini basarak gözaltına almak art niyettir. Bu art niyet, meslektaşlarımızın peşinen suçlu gibi gösterilmesine yol açmaktadır. İsmail Dükel de Müyesser Yıldız da daha önce olduğu gibi yine savcılık tarafından çağırıldığında yine gidip ifadelerini verebilecekken, gazetecilerin kapısına terörle mücadele şubesi polisleriyle dayanmak neden gerekmiştir?

Bakanlar, hükümetler ve tüm muktedirler hata yapar. Gazeteciler de iktidarın hatalarını, yanlışlarını yazmaya devam edecektir. Bunların yazılmadığı, konuşulmadığı, eleştirilmediği günler tüm ülkenin yarınlarının karanlığa boğulduğu, diktatörlük günleridir. Müyesser Yıldız ve İsmail Dükel gazetecidir! İktidara sesleniyoruz; gazeteciler sizin düşmanınız ya da esiriniz değildir! Hatalarınızı ve yanlışlarınızı yüzünüze vurmaya, yazmaya, anlatmaya, eleştirmeye devam edeceğiz!

Gazetecilik suç değildir, meslektaşlarımızı serbest bırakın!

Çağdaş Gazeteciler Derneği Genel Yönetim Kurulu


 KAMU KAYNAKLARIYLA BESLENİP BASININ BOĞAZINA ÇÖKEN, CELLAT KESİLEN KURUMLARI REDDEDİYORUZ! RTÜK VE BASIN İLAN KURUMU KURULUŞ AMAÇLARINA DÖNMELİDİR!
 01 Haziran 2020, Pazartesi

Türkiye’de özel radyo ve televizyonların 1990’dan itibaren yayın hayatına başlamasının ardından 1994 yılında yürürlüğe giren 3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun’la kurulan Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) ile tarihi 1961’e dayanan Basın İlan Kurumu (BİK) bugün, kuruluş amaçlarından tamamen sapmış noktadadır. RTÜK, geride bıraktığımız yıllarda radyo ve televizyonlara yönelik tam bir sansür kurumu olduğunu ispatlarken, BİK de gazeteler açısından aynı işlevi görmeye başlamıştır. Bu iki kurum, siyasi iktidarın basının başına diktiği muhafız konumundadır.

Siyasi iktidarın politikalarının sorgulandığı, eleştirildiği; halkın haber alma hakkı doğrultusunda tek yanlı haberciliği reddeden basın yayın organlarını, özellikle mali yönden susturmak amacıyla hareket eden RTÜK ve BİK, son birkaç aydır yoğunlaşan, geride bıraktığımız Mayıs ayında da tepe noktalara varan sansür kararlarına imza atmıştır.

Nisan ayında Halk TV, FOX TV ve Tele 1’e üst limitten idari para cezaları ile birden fazla program durdurma cezaları veren; KKTC merkezli Diyalog TV’nin yayınını durduran; Kafa Radyo’ya ve Radyo Spor’a cezalar yağdıran RTÜK, geçen ay da Halk TV’ye 5 kez program durdurma, Habertürk TV’ye üst sınırdan para cezası verdi. Bu iki cezanın nedeni ise muhalefet parti temsilcilerinin konuk olarak katıldığı programlardaki değerlendirmeleriydi. Kararların siyasi nitelikli, hukuki dayanaktan yoksun olduğu mahkeme kayıtlarına da geçti, Kurul’un başkanı tarafından da bizzat itiraf edildi.

RTÜK’ün, Tele 1’de yayınlanan bir programa verdiği cezanın yargıya taşınması üzerine Ankara 12. İdare Mahkemesi Başkanı Fethi Sayın, yayından iki gün sonra ceza verilmesine ve konu kurumun ilgili daire uzmanlarınca incelenmemişken RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin’in medyaya açıklamalar yapmasına dikkat çekerek, tarafsızlığı vurguladı. Mahkeme Başkanı, “…davalı idarenin eylem, işlem ve kararlarında uzmanlıktan uzaklaştığı, profesyonel bir davranış sergilemediği, tarafsızlık algısına ağır darbe vurduğu görülmektedir. Dava konusu kararın alınış ve tebliğ sürecinin anayasa, yasa ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün ihlali niteliğinde olduğu, adil yargılanma ilkesine aykırılık taşıdığı açıktır” tespitini yaptı.

Taraflılığı mahkemece ortaya konan RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin, 15 Mayıs 2020 tarihinde “Salgınla Mücadele Sürecinde RTÜK” başlıklı telekonferansta kurumu nasıl yönettiğini, “Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından talimat ve telkin olmadı ama olursa devletimizin başıdır, onun talimatları ve telkinleri devletin bütün organlarını ilgilendirir. Talimat ve telkinlerini emir telakki eder, başımızın üstüne deriz” sözleriyle açıkça itiraf etmekte de bir sorun görmemiştir.

Eleştirel yayıncılık yapan basın kuruluşlarına nefes aldırmayan RTÜK, sıra iktidar yanlısı kanallara geldiğinde kulağının üstüne yatmayı tercih etti. Ülke TV isimli kanalda Sevda Noyan isimli bir konuğun tehditler savurması ve ölüm listesi açıklaması, üstüne program sunucusunun destekler açıklamaları günlerce kamuoyunda konuşuldu, konuşulmayan tek yer RTÜK’tü. O günlerde Kurul’un toplantısına mazeret bildirerek katılmayan Başkan Şahin, “Çok büyütülecek bir konu değil” diyerek tarafgirliğinin sınırsızlığını gösterdi. Her geçen günde RTÜK’ün Anayasal bir kurum özelliğini yitirdiği tescillenirken, Kurul üyesi İlhan Taşçı’nın hazırladığı rapor, istatistiklerle de bu durumu resmetti. Rapora göre; 1 Ocak -15 Mayıs 2020 tarihleri arasında eleştirel yayın yapan kanallara toplam 36 kez ceza verilirken, iktidara yakın televizyon kanalları iki kez uyarıldı, bir kere de para cezasına çarptırıldı.

Baskı ve sansür uygulamalarının bir diğer boyutunda BİK yer aldı.  Gazetelerin temel gelir kaynaklarından biri olan resmi ilan ve reklamların dağıtımını yapan BİK, çeşitli bahanelerle BirGün, Cumhuriyet, Evrensel ve Sözcü’ye ilan kesme cezası yoluna başvuruyor, hak ettikleri ücretlerin ödemesini yapmıyordu. Resmi ilanların adil biçimde dağıtılması amacıyla kurulmuş olan BİK, geçen ay aldığı kararla rekor düzeyde bir cezaya imza attı. BİK, 14 Nisan 2020 tarihli sayısında “Boğaz’da kaçak var” başlığıyla yayınlanan ve Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un Kuzguncuk’ta vakıflardan kiraladığı araziye yaptırdığı şömine ve çardağın İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) ekiplerince yıkılmasına ilişkin haber nedeniyle Cumhuriyet gazetesine 35 gün süreyle resmi ilan kesme cezası verdi. Cumhuriyet gazetesine açıkça baskı kurma amacı taşıyan bu ceza BİK’in ellerine bulaşmış basın düşmanlığı kiridir ve hiçbir dezenfektanla bu kir çıkmayacaktır.

Hem RTÜK hem de BİK üstlendikleri misyonla, kamu kaynaklarından beslenen birer basın celladı haline dönüşmüş, basının boğazına çökmektedirler. Gazetecilik şu anda nefes alamıyor olabilir ama basın özgürlüğü tarihini biraz okuyanlar bilir ki ne gazeteciler mahkûmdur ne de baskılar bağımsız gazeteciliği susturabilir.

Bu iki kurumun geride bıraktığımız ayda aldığı kararları ve kamuoyunun tepkisini Mayıs ayı Medya İzleme Raporumuzda derledik. Ayrıca Mayıs ayında 3 gazeteci gözaltına alındı, 1’i tutuklandı. 7 gazeteci için iddianame kabul edildi 17 yıla kadar hapisleri istendi. 1 gazeteci hakkında soruşturma başlatıldı, 2 gazeteci ifadeye çağrıldı, 1 gazeteciye ev hapsi verildi, 1 fotoğraf sanatçısı tutuklandı. 1 gazeteci için müebbet, 1 gazeteci için 1 yıl 6 aya kadar hapis istendi. 5 gazeteci şiddete maruz kaldı, marangozlukla geçinen 1 gazeteci intihar etti.

Yine bu ay gazete, televizyon, internet sitesi olsun, yerel ya da ulusal onlarca basın kuruluşu kısa çalışma ödeneğine başvurdu. Gazetecilerin maaşları eksik ve düzensiz yatmaya başladı. Yerel gazetelerde meslektaşlarımız bin 50 ila bin 300 lira maaşla geçinmeye çalıştı. Raporumuzda Covid-19 nedeniyle basında hukuksuz çalışma koşulları da detaylı şekilde işlendi.

Bir yandan siyasi iktidar ve uzantısı konumundaki kamu kuruluşları diğer yandan basın patronlarının kâr hırsıyla yok edilmek istenen haber yapma ve haber alma hakkı, dün olduğu gibi yarın da toplumsal mücadele tarihinin en önemli parçalarından biri olacaktır. Bu mücadelede hem meslektaşlarımız hem de doğruları öğrenmek isteyenler yan yana yürütmeye devam edecektir.

Çağdaş Gazeteciler Derneği Genel Yönetim Kurulu


 GAZETECİLİĞİ VİRÜS DEĞİL EMEKÇİ DÜŞMANI VE BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ KARŞITI UYGULAMALAR TEHDİT EDİYOR!
 23 Mayıs 2020, Cumartesi

Dünyayı altı aya yaklaşan bir süredir etkisi altına alan koronavirüs salgınının yavaş yavaş dinmeye başladığı günlere doğru ilerliyoruz. Yaşam koşulları ve ilişkilerde ciddi dönüşümlere neden olan bu salgından arta kalan ve akıllarda yer edinecek ifadelerin başında ‘yeni normal’ ifadesinin geleceği kesin. Son yıllarda bir pazarlama taktiği ve aldatmacadan ibaret olan ‘yeni’ sıfatlı ‘normal’in içeriğinin nasıl olacağını ise yaşayıp göreceğiz. Ancak bazı gerçekler, tozun dumanın yavaştan dağılmaya başladığı bugünlerde bile gözükmeye başladı. ‘Yeni normal’in temel özelliği, üretim ilişkilerinde emekçilerin aleyhine gelişmelerin yaşanması olacaktır.

Mesleğimiz gazeteciliğin ‘yeni normal’den en olumsuz etkilenecek ve en fazla baskıyla karşılaşacak iş kollarından olacağı ne yazık ki daha bugünlerde yaşanan gelişmelerde ortadadır. Şimdiden pek çok basın kuruluşunda küçülme, toplu işten çıkarma, baskıya son verme, kısa çalışma ödeneğine başvurma, ücretsiz izin uygulamasına geçilmiştir. Salgınla birlikte Demirören Medya Grubu’nda zorunlu ücretli izne çıkarma uygulaması başlatılmış, Turkuvaz Medya Grubu’nda çalışanlar 15 günlük dönüşümler halinde zorunlu izne çıkarılmıştır. Bazı gazeteciler ücretli izinli olduğu halde çalıştırılmıştır. Doğuş Medya Grubunda da zorunlu ücretli izin uygulamasına gidilmiş gazetecilerin birikmiş izinlerini salgın günlerinde eritilmiştir. Aralarında Yeni Şafak, Cumhuriyet, Ülke TV, Kanal 7, İhlas Haber Ajansı gibi pek çok basın kuruluşu kısa çalışma ödeneği uygulamasına geçmiştir. Çalışanların maaşları düzensiz ve eksik yatmaya başlamıştır. Haber Global televizyonunda gazeteciler 10 gün ila 1 ay arasında ücretsiz izne çıkarılmaktadır. Salgın döneminde çalışmayı sürdüren meslektaşlarımız, gelecek kaygısıyla iş-aş derdine düşmüş durumdadır.

Hürriyet ve Milliyet gazetelerinde kısa çalışma ödeneğine geçileceği duyurulmuştur. Bir dönem ülkenin en çok satan, gündem belirleyen büyük gazeteleri Hürriyet ve Milliyet bu ödeneğe muhtaç hale getirildiyse bu büyük ayıptır, buna muhtaç değillerse de kısa çalışmaya başvurmaları tartışmalıdır. Bununla birlikte iki gazetede de yönetici ve yazarlar kısa çalışma kapsamına alınmamıştır. Her halükarda karşı olduğumuz kısa çalışma uygulamasını yazar ve yöneticiler de dahil ederek uygulayan diğer gazetelere karşın bu iki kurumun tutumu, çarpık anlayışın ve kast sisteminin belirtisidir. Patronu kampanyalara milyonlarca lira bağışlayarak iktidarın biraz daha gözüne girerken, yöneticileri de kendi maaşlarını garantiye alıp, tüm bedeli zaten son derece düşük ücretlerle çalışan basın emekçisine ödetmektedir. Sendikalı olduğu için işten attığı 45 meslektaşımıza 6 aydır tek kuruş tazminat ödemeyen gaspçı zihniyetten daha başka ne beklenir ki!

Koronavirüs salgını gerekçesiyle alınan bu kararlar, büyük olasılıkla kalıcı uygulamalara dönüştürülecektir. Basın iş koluna; ticari kar elde etme, siyasi iktidarlarla ilişki kurmaktan başkaca bir amacı olmayan iş verenlerin hakim olması diğer yandan basın emekçilerinin düşük ücretlerle istihdam edilmesi göz önüne alındığında yarınlarda karşı karşıya kalacağımız ‘yeni’nin ne olacağını tahmin etmek hiç de zor olmuyor.

FIRSATÇI İŞVEREN BAYRAM GAZETESİ GELENEĞİNİ Mİ HATIRLADI!

Yaklaşan bayram öncesi gazeteler aralarında anlaşarak baskıya bayram boyunca ara verecektir. Gazeteciliği kâr-zarar bilançosundan ibaret görenler, içini boşalttıkları için okurun sahiplenmeyi bıraktığı gazetelerini basmama aşamasına gelmiştir. “Madem satamıyoruz o halde basmayalım” anlayışı Türk basın tarihine kara bir leke olarak geçecektir. Gazetecilerin mesleki dayanışmasını baltalayanların, bu mesleki dayanışmanın ürünü olan Bayram Gazetesine sarılması bizi şaşırtmamıştır. Bayram Gazetesi basın meslek örgütlerinin ve gazetecilerin dayanışma geleneğidir, yeni yetme-tepeden inme yöneticilerin kriz fırsatçılığına malzeme yapılamaz. Gazete yönetmek, o gazeteyi her şartta okura ulaştırmanın yolunu bulmayı gerektirir, matbaa kapatmayı değil. Son çare olarak görülmesi gereken baskıyı durdurma kararı, geri dönüşü olmayan bir sürecin kapısını açacaktır.

GAZETE BASKISI DESTEKLENMELİDİR, KISA ÇALIŞMA VE İŞTEN ÇIKARMA YASAKLANMALIDIR

Kovid-19 salgınının, Dünya genelinde ekonomik ve sosyal adaletsizlikleri artıracağı bir gerçektir. Türkiye ve özellikle de mesleğimiz gazetecilik iş kolunda bunun olumsuz etkileri daha da çok yaşanacaktır. Geri dönülmez tahribatlar meydana gelmeden merkezinde basın emekçilerinin, gazetecilerin olduğu kararlar uygulanmaya konulmalıdır. Gazetecilik, kısa çalışma ödeneği şartlarında olduğu gibi belirli saatler arasında mesaiyle yapılan bir meslek değildir. “Kısa çalışma” basında uygulanmamalıdır ve bununla birlikte salgın süresince hangi gerekçeyle olursa olsun basın iş kolunda işten çıkarma kesin olarak yasaklanmalıdır. Her bir gazetecinin emeğinin karşılığı olan maaşı güvence altına alınmalıdır. Zaten çalışma biçimlerinin değişmesiyle daha da zorlu bir mesaiye giren gazeteciler için “maaştan kesinti” uygulaması yasaklanmalıdır.

İş müfettişleri görevini yapmalı, medya gruplarını ve basın kuruluşlarını denetlemelidir. Gazetecileri zorunlu ücretli izne çıkardığı halde çalıştırmaya devam eden, raporlu personelini izinli gösteren, kısa çalışmadan yararlanıp yoğun çalışma dönemini sürdüren, kamu kaynaklarını ve haklarımızı gasp eden medya kuruluşları hakkında da işlem yapılmalıdır.

Bir sözümüz de yöneticileredir; patronların her dayatmasına ‘evet’ demeyi bırakmalı, hak kayıplarını engellemeli ve gazetecilik mesleği ile basın emekçilerinden yana taraf durulmalıdır.

Mesleğimizin etik değerlerinin ve sosyo-ekonomik kazanımlarının yok olmaması, gazeteciliğin ucuz iş gücüne dönüştürülmemesi için tüm gazeteciler dayanışma bilinciyle hareket etmelidir. Meslek ilkelerimiz ve haklarımızı korumamızın, bugünleri yarınlara taşımamızın tek yolu da çaresi de dayanışma, örgütlenme ve mücadeledir.

Çağdaş Gazeteciler Derneği Genel Yönetim Kurulu


 
 
© Tüm Hakları Saklıdır. 2020   |   bilgi@cgd.org.tr