Emin Pazarcı’yı kınıyor, gazetecilik adına utanç duyuyoruz
 22 Ağustos 2016, Pazartesi


Akşam Gazetesi Ankara Temsilcisi Emin Pazarcı, Özgür Gündem gazetesinin ‘geçici kapatma’ kararının ardından yaşanan gözaltılar sonrası sosyal medya hesabından, kadın bir meslektaşımıza yönelik çirkin ifadeler kullanmıştır. Emin Pazarcı’yı, gözaltındayken polislerin hakaretine ve tecavüz tehdidine uğradığını açıklayan meslektaşımıza ilişkin adeta ‘tecavüz edilmesini onaylar’ içerikli mesajı nedeniyle kınıyor, gazetecilik ve insani değerler adına utanç duyuyoruz.
 
Emin Pazarcı’nın, düzeysiz ve çirkin mesajı, kendisi gibi sırtını iktidar olanaklarına dayamış basın organlarındaki birçok yönetici ve yazarın, ilkesiz hallerinin en net göstergesidir. Siyasi iktidara yaranmak adına yalanın sözcülüğünü yapan anlayışların, gazetecilik mesleğini ve Türkiye’yi ne hallere getirdiği ortadadır. Gazetecilik yapmadıkları gibi gazetecilik yapanları baskılamayı ve sindirmeyi görev edinmiş bu kişiler, mesleğimizi yalanın üretildiği, haysiyet cellâtlığının yapıldığı, son olarak da suçun teşvik edildiği bir konuma düşürmüş; Türkiye’nin de antidemokratik uygulamalara her gün yenisinin eklendiği bir ülke haline getirilmesine zemin hazırlamıştır. Beraber çalıştıkları insanlar işlerinden çıkartılırken, kendi cebine giren paranın hesabını yapmak ve yayınlayacakları yeni yalanlarını düşünmekten başka hiçbir dertleri olmayan bu kişiler, ağızlarını açınca hakaret, kalemlerini oynatınca tetikçilik yapmaktan öteye geçememektedir.

Emin Pazarcı’nın söz konusu mesajı suç niteliği taşımaktadır ve adli merciler vakit geçirmeksizin Pazarcı hakkında yargısal işlem başlatmalıdır. Bu vesileyle düşünce ve ifade özgürlüğü ile halkın doğru haber alma hakkı çerçevesindeki basın özgürlüğü ve etiğinin, hiç kimseye suç işleme, hakaret etme hakkı tanımadığını bir kez daha hatırlatıyoruz.

Çağdaş Gazeteciler Derneği



 Sınırsız yetki ve toptancı anlayışların karşısında olacağız
 30 Temmuz 2016, Cumartesi

Türk Silahlı Kuvvetleri içinde Fethullah Gülen Cemaati örgütlenmesi diye ifade edilen bir grubun 15 Temmuz 2016 günü kalkıştığı ‘darbe girişimi’ başarısızlıkla sonuçlanmış ve Türkiye Cumhuriyet vatandaşları, neredeyse her 10 yılda bir gerçekleşen darbelerden birini atlatarak, 16 Temmuz 2016’ya yani bir gün sonrasına birçok sorun içermesine karşın ‘sivil yönetimi’ ile uyanabilmiştir. Darbeci askerlerin ‘Yurtta Sulh Konseyi’ adıyla darbe girişimi gecesi yayınladığı bildiride ilan edilen sıkıyönetimden kurtulan Türkiye halkı, ne yazık ki toplumsal hayatına Olağanüstü Hal (OHAL) ile devam etmek zorunda bırakılmıştır.

Darbe girişiminde bulunan Fethullah Gülen örgütlenmesinin Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tüm kademelerine, 1980’den itibaren nasıl ve kimler tarafından yerleştirildiği; AKP iktidarıyla birlikte nasıl devlet içinde devlet haline dönüştürüldüğü ve bugünlerde yaşadığımız, halkın gözünden kaçırılmak istenen kavganın ne olduğuna ilişkin tarihi tartışmaya şimdilik, “Beraber yürüdünüz o yolları ve hepiniz oradaydınız” demekle yetinerek, her türlü darbeye ve otoriter yönetime karşı duran Çağdaş Gazeteciler Derneği olarak, OHAL’i, evrensel hukuk ve demokratik kurallar açısından reddettiğimizi ifade ediyoruz.

Darbenin savuşturulmasının yarattığı umut AKP iktidarı tarafından ilan edilen OHAL ile ne yazık ki hızla umutsuzluğa dönüşmektedir. OHAL ilanının ardından çıkartılan kanun hükmünde kararnamelerle (KHK) süreci yönetmeyi öngören iktidar, bakanlara ve mülkü amirlere ‘sınırsız’ yetkilere tanımaktadır. Yetkide sınırsızlık kadar toptancı bir anlayışı da içeren KHK’larla son olarak 45 gazete, 16 televizyon, 16 dergi, 3 haber ajansı ve 23 radyo kapatılırken basın ve yayın kuruluşlarının ilgili bakan kararıyla kapatılmasının da önü açmıştır. İlgili bakana, “Milli güvenliğe tehdit oluşturduğu” tespit edilen yapı, oluşum veya gruplara ya da terör örgütlerine “aidiyeti, iltisakı ya da bunlarla irtibatı olan” özel televizyon ve radyolar ile gazete, yayınevi ve dağıtım kanallarını kapatma hakkı veren KHK, görüldüğü zere sadece terör örgütü ile ilgili değil, “milli güvenliğe tehdit oluşturduğu” ileri sürülen yapılarla irtibatın olmasını da kapatma için yeterli saymıştır. Bu düzenlemeyle, basın ve ifade özgürlüğü ile halkın haber alma hakkının korunması tamamen keyfiyete bırakılmıştır. Bilindiği gibi “milli güvenliği tehdit” kavramı, geçmişte de grevlerin yasaklanması, yasal gösteri ve toplantıların durdurulması için gerekçe oluşturmuştu.

Elbette, darbe girişiminde bulunanlar yargılanacaktır, bu doğaldır. Ancak bu ve benzeri kanun hükmündeki kararnameler, darbecilerin yargılanmasının ötesine geçerek suçlu suçsuz ayırt etmeksizin çeşitli basın kuruluşlarında çalışanların işsiz kalmasına ve  hukuksuzluklara yol açar. Nitekim son günlerde  kapatılan pek çok yayın organında çalışan yüzlerce basın emekçisi işsizliğe mahkûm edilmiştir.

Böyle zamanlarda, otoritenin güçlendirilmesindense demokratik yaşama kalıcı zararların verilmemesi ve evrensel hukukun içinde kalınması önem taşımaktadır. Buradan AKP iktidarını, daha önce el ele verdiği şimdi kanlı bıçaklı olduğu Fethullah Gülen Cemaati ile yürüttüğü hukuksuzluklara yenilerini eklememesi konusunda uyarıyor ve Çağdaş Gazeteciler Derneği olarak her türlü darbenin ve hukuksuzluğun karşısında olduğumuzu bir kez daha ifade ediyoruz.

ÇAĞDAŞ GAZETECİLER DERNEĞİ
GENEL YÖNETİM KURULU



 Ne darbe ne diktatörlük, halka ve gazetecilere yönelik tüm saldırıları kınıyoruz
 16 Temmuz 2016, Cumartesi
ÇGD: Darbe girişimi bahane edilerek yeni bir otoriterleştirme dalgası kabul edilemez

Cumhuriyet tarihinin en önemli ve geleceği en çok etkileyecek günlerinden geçiyoruz. Dün yaşanan darbe girişimi, son yıllarda iyice yara almış demokratik yaşamın zafiyetini göstermektedir. Sokaklarda çatışmaların yaşandığı, TBMM başta olmak üzere kimi kurumların bombalandığı, sivil vatandaşlara dönük silahlı saldırıların gerçekleştirildiği bu girişim, ülkeyi tekrar bir darbe karanlığına sürüklemek isteyenlerin varlığını göstermiştir.

Başarılı olması halinde halka dönük yeni bir saldırı dalgası haline gelme ihtimali yüksek olan bu girişim, başta basın-yayın faaliyetleri ve haber alma hakkı olmak üzere tüm demokratik mekanizmaların rafa kaldırılmasını getirecek gayri meşru bir harekettir.

Bu darbe girişimi kadar, hatta söz konusu girişim önlenmiş olduğuna göre, en az onun kadar tehlikeli olan bir başka olgu daha mevcuttur ki o da bu girişimin bahane edilmesiyle ülkede yeni bir otoriterleşme dalgasının yükselmesi ihtimalidir. Bu kabul edilemez.

Cumhurbaşkanı, başbakan, bakanlar ve hatta polis teşkilatı tarafından sokağa çıkma çağrısı yapılması, iç savaş görüntülerinin yaşanmasına neden olmuştur. Ülkenin tüm camilerinde, dün gece saatlerinden şu saatlere kadar süren ezan ve sela okunarak, yer yer “cihat” çağrısı yapılarak halkı sokağa davet etmek, yaşanacak olası ölümleri teşvik etmektir. Camilerde yapılan bu çağrılar, halkın dini duygularına dönük bir çağrıdır ve yaşananları din eksenli anlamlandırmak gibi bir anlayışa neden olmaktadır.

Nitekim bu çağrılar sokağa çıkanlarda bir öfkeyi ve silahlanmayı beraberinde getirmiştir. Bir askerin boğazının kesilerek öldürülmesi, emir altındaki rütbesiz askerlerin linç edilmesi, atılan hakim sloganın tekbir olması, sunulduğu gibi “demokrasi savunusu” değil, gerici bir ayaklanma görüntüsü vermektedir. Bu ve bunun gibi olaylar ile simgesel hareketler, demokrasi savunusundan çok, otoriter yönetimlerin cesaret kaynağı haline gelme riski taşımaktadır.

Türkiye’nin AKP yönetiminde geçen son 14 yılı, demokratik tüm kurum, kuruluş, ilke ve teamüllerin büyük tahribata uğradığı bir dönemdir. Bu gerçek göz önüne alındığında dün geceki darbe girişiminin, yeni diktatöryal uygulama ile düzenlemelerin gerekçesi ve başlatılacak cadı avlarının da meşruiyet kaynağı haline getirilmesi ihtimali yüksektir. Sosyal medyaya yansıyan kimi görüntülerde, “yetkililerin çağrısıyla savaşmaya geldi”ğini söyleyen İslamcı terör örgütü üyelerinin varlığı büyük bir endişe kaynağıdır. Darbe karşıtlığı adı altında, başta laiklik olmak üzere sosyal hukuk devletinin kazanımlarının eskisinden daha çok saldırıya uğraması ihtimali hiç uzak görünmemekte, başkanlık ve rejim tartışmalarının giderek artacağı tahmin edilmektedir. Tüm bunlar, demokrasinin rafa kaldırılması için önemli adımlar haline getirilebilir. Bu halde, toplumun özellikle örgütlü güçleri olmak üzere herkesin bu tür anlayışların karşısında olması gerekmektedir.

Böyle dönemlerde unutulmamalıdır ki gazetecilik, temel olarak halkın haber alma hakkının ve ifade özgürlüğünün gerçekleştirilmesi mesleğidir. Gazeteciler bu görevlerini yerine getirirken mesleğin evrensel ilkelerinden ödün vermemeli, kendilerini bir siyasi partinin sözcüsü durumuna düşürmemeli ve demokrasiyi savunurken hukuk ilkelerini çiğnememelidir. Ülkemiz, içinden geçtiğimiz süreçte idam çığırtkanlıklarına değil hukuk ve demokrasi çağrılarına ihtiyaç duymaktadır. Gazetecilerin kamusal sorumluluğu, işte bu çağrıları çoğaltmayı gerektirmektedir. Gazeteciler ekranlardan ve köşelerinden hukuku çiğneyemez, yetkilileri ve toplumu hukukun çiğnenmesine davet edemez.

Çağdaş Gazeteciler Derneği olarak, halka, toplumsal barış ve huzura, halkın temel hak ve özgürlüklerine, basın ve ifade özgürlüğüne, halkın haber alma hakkına karşı girişilmiş her türlü darbenin karşısında olduğumuzu bir kez daha ifade ediyoruz. Öte yandan darbe karşıtlığı görüntüsü altında girişilecek her türlü gerici ayaklanmaya ve bütün diktatöryal girişimlere karşı da aynı kararlılıkla mücadele edilmesi gerektiğini hatırlatıyoruz.

Tüm yetkilileri, gazetecilerin halkı bilgilendirme görevlerini yaparken güvenliklerinin sağlanması ve bilgi akışının açık tutulması için gereken tüm tedbirleri almaya çağırıyoruz. Meslektaşlarımızı da mesleğin evrensel ilkeleri ve ifade özgürlüğü ekseninden ayrılmadan, halkın haber alma hakkını gerçekleştirmeye davet ediyoruz.

Basına yönelik gerek darbe girişimcilerinden gerek protestoculardan gelen saldırıları kınıyor, olaylar sırasında hayatını kaybedenlerin yakınlarına başsağlığı, yaralananlara geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.

ÇAĞDAŞ GAZETECİLER DERNEĞİ
GENEL YÖNETİM KURULU



 Terörü de terör üreten politikaları da kınıyoruz
 29 Haziran 2016, Çarşamba

Bir insanlık suçu olan terörün, son bir yılda başta Ankara ve İstanbul olmak üzere gerçekleştirilen saldırılarla Türkiye’yi öncelikli hedefleri arasına aldığını göstermiştir. Dün de İstanbul Atatürk Havaalanı’nda yaşanan saldırısı sonucunda onlarca insan hayatını kaybederken onlarcası da yaralanmıştır.
               
Özünde korkutma, sindirme ve yok etmeyi hedefleyen; farklılıklara, farklı düşüncelere, özgürlüğe, dolayısıyla yaşama ve yaşatmaya düşman olan terörün yüzyılımızdaki şekli laik dünya görüşü karşıtı dinci anlayışlardır. Ne yazık ki, bu insanlık suçuna birçok devlet ortak olmaktadır. Sömürü düzenlerinin devamı için terör örgütlerine destek olunmuş ya da ses çıkarılmamıştır. Ülkemizde son 14 yıldır iktidarda olan AKP siyaseti de, İstanbul’daki son saldırıyı da üstlenen IŞİD terör örgütünün filizlendiği ve büyüdüğü coğrafyayı, ahlaki ve uluslararası hiçbir değeri dikkate almadan emperyalist politikalara ortak olarak şekillendirme çabasına girmiş ve buradaki terör örgütleriyle adeta işbirliği yapmıştır. Bu gerçeklerin duyurulması yönünde başta gazetecilik faaliyeti olmak üzere tüm girişimler de faşist yöntemlerle bastırılmak istenmiştir.

Demokratik, özgür ve barış içinde bir Türkiye ve dünya için her türlü terörü, terör örgütünü ve terör üreten politikaları kınıyor; İstanbul’daki saldırının son olması umuduyla hayatını kaybedenlerin yakınlarına başsağlığı, yaralananlara da geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.
 
ÇAĞDAŞ GAZETECİLER DERNEĞİ YÖNETİM KURULU
ÇAĞDAŞ GAZETECİLER DERNEĞİ ANKARA ŞUBE YÖNETİM KURULU




 GAZETECİLERİN TUTUKLANMASI SİYASÎ KARARDIR!
 20 Haziran 2016, Pazartesi

Özgür Gündem Gazetesi ile dayanışma amacıyla bir günlüğüne genel yayın yönetmeni olan gazeteci Erol Önderoğlu, Ahmet Nesin ile TİHV Genel başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı savcılığın açtığı soruşturmanın ardından tutuklandılar.
Bu kararla Türkiye'de yine gazetecilik mesleği ve gazeteciler cezalandırılmış yine özgür basına kelepçe vurulmuş yine basın özgürlüğü yok edilmiştir.

Verilen bu karar hukukî değil  siyasîdir. Bizler bağımsız gazeteciler ve basın örgütleri olarak cezaevlerindeki gazetecilerin çıkmasını isterken tersine yeni meslektaşlarımızın tutuklanması kabul edilemez. Özgür basın için dayanışma suç değildir. Önderoğlu, Nesin ve Fincancı derhal serbest bırakılmalıdır. Hukuk bunu öngörür. Basın ve ifade özgürlüğü bunu öngörür.

Çağdaş Gazeteciler Derneği
Genel Yönetim Kurulu



 
 
© Tüm Hakları Saklıdır. 2016   |   bilgi@cgd.org.tr