Mesleğimizi Savunmak, En Ağır Bedelleri de Öngörse Artık Yaşamsal Önemdedir!
 05 Nisan 2021, Pazartesi

Türkiye’de düşünce, ifade ve basın özgürlüğü mücadelesi kapsamında, meslektaşlarımıza yönelik sansür, tehdit-şiddet, gözaltı-yargılama, özlük haklarında yaşanan kayıplar ile haberlerde yapılan manipülasyonları kayıt altına aldığımız ve her ay kamuoyuna duyurduğumuz ‘Medya İzleme Raporu’nun 2021 yılının Mart ayına ilişkin olanında da çok sayıda basın ihlalini kayıt altına aldık.

Geçen ay yaşanan ve üzerinde hassasiyetle durulması gereken gelişmelerden biri, gazeteci Levent Gültekin’e saldırıydı. Gültekin, canlı yayınına katılmak üzere gittiği Halk TV binasının önünde 25 kişilik bir grubun saldırısına uğradı. Parmakları kırılan Gültekin saldırısı sonrası yaptığı açıklamada, MHP’ye yönelik eleştirileri nedeniyle yakın zamanda tehditler aldığını, hakaretlerle karşı karşıya kaldığını belirtirken, son olarak MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın, sosyal medya üzerinden kendisini hedef göstermişti. MHP’li ya da MHP siyasi düşüncesine mensup olduğu kaydedilen kişilerin uzun süredir, sistemli bir şekilde belli kişileri hedef alması, yaşananların organize olduğu yönündeki görüşleri güçlendirdi. Bu olayın yaşandığı günlerde çelişki olarak adlandırılacak gelişme ise AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, ‘İnsan Hakları Eylem Planı’nı açıklamasıydı. Raporumuzun içinde “Basın özgürlüğü alanında yeni bir kavram: GAZETECİ GÜVENLİĞİ!” başlığı altında geniş işlediğimiz bu kıyaslamada da görüleceği üzere, bazı vaatler yine kağıt üstünde kalacak.

Raporumuzda RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin’e ayrı bir bölüm açma gerekliliği hissettik. Bir anayasal kurumun başında bulunma ağırlığının fırkanda olmadığını her açıklamasıyla gösteren Şahin’in tarafgir tutumunu, yakın geçmişteki örneklerini aktardığımız “Erdoğan olmasaydı acaba RTÜK Başkanı Şahin ne olurdu!” başlığı altında değerlendirdik.

Mart ayı raporumuza yansıyan gelişmelerin istatistiki analizi ise; 41 gazeteci 24 dava kapsamında hakim karşısındaydı. Bu yargılamalar sonrası bazı davalardan karar çıktı ve toplam 10 gazeteci hakkında mahkumiyet kararı verildi. Bu gazeteciler toplam 29 yıl 6 ay 23 gün hapis cezasına çarptırıldı. İki gazeteciye de toplamda 14 bin 80 lira para cezası verildi. 3 gazeteci de haklarında açılan soruşturmalar kapsamında ifade verdi. Raporumuzda ayrıca 11 habere erişime engeli, 4 haberin silinmesi kararı yer aldı.

Mesleğimizi savunmak, en ağır bedelleri de öngörse artık yaşamsal önemdedir. Gazetecilerin saldırılara ve yargılama tehditlerine maruz kalmadığı, özgürce konuşup yazdıkları, haber yaparken engellenmedikleri günlere ulaşmak için mücadelemizi sürdüreceğiz. Çağdaş Gazeteciler Derneği olarak, mesleğimizi kimsenin propaganda aracı, yalan üretme makinesi ve kazanç kapısı yaptırmamakta kararlıyız.

Çağdaş Gazeteciler Derneği Genel Yönetim Kurulu

 


 GAZETECİLERE GİYDİRİLMEYE ÇALIŞILAN DELİ GÖMLEĞİ YIRTILMIŞTIR!
 02 Nisan 2021, Cuma

Değerli basın mensupları;

Son yıllarda yaptığımız açıklamalar, verdiğimiz demeçler ağırlıkla ya bir meslektaşımızın gözaltına alındığı, tutuklandığı, yargılandığı ya da bir basın kuruluşuna yönelik baskılara tepki göstermek, yaşanan basın ihlallerinin kamuoyuna duyurulması nitelikliydi. Türkiye’nin; dünyada en fazla gazetecinin cezaevinde bulunduğu, Sınır Tanımayan Gazetecilerin dünya genelini esas alarak hazırladığı Basın Özgürlüğü Endeksi’nde 180 ülke arasında 154’üncü olduğu göz önüne alındığında ne yazık ki içinde bulunduğumuz bu baskılar da normalmiş gibi algılanmakta. Hemen hemen her gün bir gazetecinin yaptığı haber nedeniyle hakim karşısına çıkması, toplumsal olaylarda gazetecilerin engellenmesi, darp edilmesi vaka-ı adiyeden sayılmakta. Bunun temel nedeni, emek sömürüsü üzerine kurulu sosyo-ekonomik düzenin adı olan kapitalizmin gittikçe derinleşen krizdir. Kapitalist sistemin bu krizi aşma yöntemi ise otoriter-faşist iktidarlarla işbirliğidir.

Kapitalist sömürünün otoriter yönetimlerle tahkim edilmesinin bariz örneklerinden birini de ne yazık ki uzun süredir ülkemizde yaşamaktayız. Rejim değişikliği düzeyine varan bu tahkimatın pratikte ortaya çıkardığı etkilerin başında ise düşünce ve ifade özgürlüğü ile basın özgürlüğü üzerindeki baskılar; temel haklarımız arasında olan bu özgürlüklerin yok edilmeye çalışılmasıdır. Bu gün sizlerle birlikte olmamızın gerekçesi de işte bu baskı araçlarından biri haline dönüştürülen basın kartlarına ilişkin bir yargı kararıdır.

Değerli basın mensupları;

Yaklaşık iki yıl üç önce yürürlüğe giren yeni Basın Kartı Yönetmeliği’ne karşı, “gazeteciliğin Resmî Gazete yayıncılığına, gazetecinin de memura” dönüştürülmek istediği tepkisini gösterip, yasal haklarımızı sonuna kadar kullanacağımızı duyurmuştuk.

Çünkü bu yönetmelik gazetecileri belli bir kalıba sokma, adeta deli gömleği giydirerek zapt etme amacı taşıyordu. Yani İletişim Başkanlığı istediğine kart vermeyecek, istediğini ömür boyu kart başvurusu yapamayacak şekilde reddedecekti. Bu kabul edilemezdi.

Açtığımız davada önce Danıştay 10. Dairesi, basın kartı için getirilen sigorta primlerinin basın iş yasasına göre yatırılması şartını kaldırdı. Dilekçemizde yürütmesinin durdurulmasını talep ettiğimiz diğer hükümlerin reddedilmesi üzerine, avukatımız aracılığıyla İdari Dava Daireleri Kurulu nezdinde itirazda bulunduk.

Ve Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, yani ülkenin en yüksek idari yargı mercii, kararında basın özgürlüğü tarifi yaptı, mevcut yasalar ve Anayasa uyarınca idareyi, hukuka uymaya çağırdı.

İLETİŞİM BAŞKANLIĞI SUÇ İŞLEMEKTEDİR

Danıştay bu kararında özetle şunları söylemiştir:

  • Basın Kartı vermemek basın özgürlüğünü, gazetecinin çalışmasını engellemektir.
  • Basın Kartını komisyon kararı olmadan iptal etmek hukuki değildir.
  • Gazeteci, bazı davranışları “alışkanlık haline getirmesi” gibi muğlak ifadelerle engellenemez.
  • Gazetecinin kartını keyfi olarak iptal edemezsin, ‘ömür boyu başvuru yapamaz’ diyemezsin.
  • Basın ve ifade özgürlüğü vazgeçilmezdir, bunun için memura değil gazeteciye kart verilmelidir.

Bir kez daha ortaya çıkmıştır ki İletişim Başkanlığı hukuk dışı eyleme imza atmıştır. Bu yönetmelik hükümlerine göre verilen ve hukuk dışı olduğu ortaya çıkan tüm kararlar iptal edilmelidir.

İletişim başkanlığını hukuka uymaya çağırıyoruz ve soruyoruz:

Hukuki olmadığı tescil edilen bu yönetmelik hükümleriyle kaç gazetecinin basın kartı keyfi olarak engellenmiştir, idare kaç gazeteciye kart vermeyerek hukuk dışı işlem kurmuştur?

Bu sorular çok önemlidir, çünkü:

Bu hukuk dışı işlemler mahkemelerde meslektaşlarımızın karşısına çıkıyor, önlenemez sonuçlar ve mağduriyetler yaratıyor.

Örneğin Bugün Van’da 4’ü 6 aydır tutuklu 5 meslektaşımız köylülere işkence iddialarını haberleştirdikleri için hâkim karşısına çıkıyor. Savcılık, meslektaşlarımızın basın kartı taşıyıp taşımamalarına bakarak karar veriyor. Ancak bu durum hukuki dayanak olmaktan çoktan çıkmıştır.

Anayasa Mahkemesi, geçen ay verdiği Beyza Kural kararıyla, meslektaşımızın basın kartı sahibi olmamasına karşın gazeteci olduğunu belirtmiştir. Yine Yüksek Mahkeme Şubat 2020’de verdiği kararla basın kartı olmayan meslektaşlarımızın da gazetecilik faaliyeti yürüttüğünü ve yıpranma hakkından yararlanması gerektiğini belirtmiştir.

Hatta İletişim Başkanlığı bile açtığımız davaya verdiği savunmada “…gazetecilik faaliyetinde bulunmak için basın kartı” şart değil demiştir ve “Kişiler, basın kartı sahibi olmaksızın da gazetecilik yapabilir, fikirlerini ifade edebilir. Nitekim basın kartı sahibi olmayan pek çok basın mensubu bulunmaktadır” diye yazmıştır.

Ve tüm bu karar ve açıklamaları, son Danıştay kararı ile birlikte düşündüğümüzde çok açık ki basın kartı uygulamasında hukuksuzluk, belirsizlik, tutarsızlık vardır.

İletişim Başkanlığı Basın Kartı uygulamasını eline yüzüne bulaştırmıştır, yargılamalarda esas alınması hukuken doğru değildir.

İLETİŞİM BAŞKANLIĞI SAYILARI AÇIKLAMAK ZORUNDA

Demokrasinin daraldığı ülkelerde devletler önce gerçek verilere ulaşımı engeller. Türkiye’de de aynı durumla karşı karşıyayız. Kaç gazetecinin basın kartı iptal edildi, kaçı başvuruya rağmen bekliyor, kaçının başvurusu reddedildi… bunların hiçbiri idare tarafından açıklanmıyor. Hatta bireysel dilekçeler bile İletişim Başkanlığınca “Kart durumunuz inceleniyor” yanıtıyla geçiştiriliyor. Basın kartı ya da sürekli basın kartı verme işlemi sınırsız bir keyfiyetle yürütülüyor.

İletişim Başkanlığı, Danıştay kararından ders çıkarmalı ve derhal basın kartı başvurularıyla ilgili verileri şeffaf biçimde açıklamalıdır.

BASIN KARTLI GAZETECİ SAYISI NASIL OLUYOR DA AZALIYOR?

Tek bilgi kaynağımız muhalefet milletvekillerinin soru önergelerine verilen yanıtlar ama onlar da biliyorsunuz keyfi olarak ya hiç yanıtlanmıyor ya da kısmen yanıtlanıyor.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın yanıtladığı son soru önergesine göre iki yıl önce 15 bin 206 basın kartlı gazeteci varken 2020 sonunda bu sayı 15 bin 148’e düşmüştür.

İki yıl içinde artması gerekirken bu sayının 58 kişi azalması neyin sonucudur? İki yıldır beklemede olan 600’e yakın kart başvurusuna ne yanıt verilecektir?

BASIN KARTI KOMİSYONUNDA MESLEK ÖRGÜTLERİ OLMALI

Bilindiği üzere Basın Kartı Komisyonu, kart vermekle görevli bir yapı. Tüm üyeleri İletişim Başkanlığı tarafından belirlenen bir komisyon. Bu bile komisyonun göstermelik olduğunun kanıtıdır.

Basın kartları basın meslek örgütleri dışlanarak verilemez. Bizim sendikalarımız var, cemiyetlerimiz, derneklerimiz var. Yurt çapında örgütlü gazetecileriz ama kimin gazeteci olduğuna hayatında bir gün bile gazetecilik yapmamış memurlar karar veriyor.

Ülkenin tüm medya ekosistemini kontrol altında tutan bir yapıyla karşı karşıyayız. Bir ahtapot gibi tüm basın camiasını kuşatan bu karanlığa karşı hukuki yollarla hakkımızı aramak, mücadele etmek zorundayız

BİRLİKTE MÜCADELE ETMEK ZORUNDAYIZ

İnternet basınında binlerce meslektaşımız gazeteci sayılmadan çalışmaya devam ediyor, yasal olarak hiçbir hakları yok. İşte mevcut basın yasası böyle hukuksuz, anti demokratik yönetmeliklerle işletiliyor.

Danıştay kararı da göstermiştir ki önümüzdeki en önemli sınav yeni Basın Kanunu ve bu kanun için birlikte mücadele olacak. Bugün bu toplantıyı Gazeteciler Cemiyeti ev sahipliğinde yapmamız da anlamlıdır. Basın meslek örgütleri olarak daha fazla bir araya gelelim, ortak mücadele verelim.

Çağdaş Gazeteciler Derneği olarak, atanmış memurların değil gazetecilerin yazacağı yeni bir basın kanunu için tüm meslek örgütlerini ve meslektaşlarımızı ortak mücadeleye çağırıyoruz.

Çağdaş Gazeteciler Derneği Genel Yönetim Kurulu


 Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın “makbul gazeteci” yetkisine Danıştay’dan: ‘dur!’
 01 Nisan 2021, Perşembe

Danıştay’dan Saray’ın medya düzenine darbe

''Milli Güvenlik ve kamu düzenine aykırı davranış'' kart iptal gerekçesi olamayacak

Basın kartı almak '' keyfi'' olarak engellenemeyecek

Danıştay: Basın Kartı Yönetmeliği gazetecileri baskı altında tutuyor

Gazetecilerin Baskı Altında Tutulması Kabul Edilemez

Danıştay, iktidarın kendisine yakın olmayan basını cezalandırmak amacıyla değiştirdiği Basın Kartı Yönetmeliği’ne basın özgürlüğüne aykırı olduğu gerekçesiyle “dur” dedi. İktidara “makbul” gazeteci incelemesi yapamazsın” diyen Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu ''milli güvenlik ya da kamu düzenine aykırılık veya bunları alışkanlık edinme'', “gazetecilik meslek onurunu zedeleyecek işler yapılması” gibi muğlak ve keyfi gerekçelerle basın kartlarının iptal edilemeyeceğine karar verdi. Gerçek gazetecilerin basın kartları iptal edilirken Cumhurbaşkanlığı çalışanları başta, bürokrat ve memurlara hiçbir şart aramadan “ulufe” gibi basın kartı verilmesine imkân sağlayan Yönetmeliğin önemli maddelerinin yürütmesi durduruldu. Danıştay kararında mevcut Yönetmeliğin gazetecileri baskı ve endişe altında tutacağına dikkat çekilirken basın kartının verileceği kişilerde aranacak şartları içeren temel ilkelerin, bu hakka keyfi bir şekilde müdahale edilmesini önleyecek şekilde düzenlenmesi gerektiği uyarısı yapıldı.

ÇGD açmıştı

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığının hazırladığı tartışmalı Yönetmelik Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) tarafından yargıya taşınmıştı. ÇGD avukatı Onur Can Keskin’in açtığı davada Danıştay 10. Daire, Yönetmeliğin sadece bir maddesinin yürütmesini durdurmuştu. Avukat Keskin ÇGD adına karara itiraz ederek, konuyu Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’na taşıdı.

Danıştay’ın en üst organı olan İdari Dava Daireleri Kurulunun (İDDK) kararı belli oldu. Kurul, yüzlerce gazeteciyi mağdur eden tartışmalı Yönetmeliğin en önemli düzenlemelerinin yürütmesini durdurdu. Kurul kararına göre, İletişim Başkanlığı’nın "basın meslek onurunu zedeleyecek işler yaptığı/yapması", "milli güvenlik ya da kamu düzenine aykırı davranışlarda bulunması" ile "bunları alışkanlık edindiği/edinmesi" gibi “ muğlak ve keyfi” gerekçelerle basın kartları ve sürekli basın kartlarını iptal yetkisi engellendi.

İşte gerekçeler

Kararları bağlayıcı nitelik taşıyan Danıştay İDDK kararında “hukuk devleti” “basın özgürlüğü” “eleştirme ve değer yargısında bulunma hakkı” “gazetecinin savunma hakkı”na vurgu yaparken iktidara çok kuvvetli “hukuk devleti” mesajları verdi. Kurul, Anayasanın 2. Maddesine göre hukuk devletinin hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, yasa koyucunun da uyması gereken temel hukuk ilkelerinin bulunduğunun bilincine sahip devlet olduğu vurguladı.

Net ve açık olmalı

Kaydedilen kararda “öngörülebilirlik” ilkesinin, hukukun temel ilkelerinden olduğu ve bu ilkeye göre, kanunî ve idari düzenlemelerin açık ve net olması gerektiği kaydedildi. Kararda, “Buradaki amaç, ilgili kişilerin davranışlarını belirleyebilmesi ve belirli eylemlerin yol açabileceği sonuçları önceden öngörebilmesidir” denildi.

Belirsiz düzenleme yapamazsın

Kararında AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararlarına da atıf yapan Kurul “belirlilik” ilkesine de vurgu yaparak, “Düzenlemenin keyfiliğe izin vermeyecek şekilde yani idare tarafından takdir yetkisine dayanılarak keyfi uygulamalara imkân verilmeyecek şekilde yapılması gerekmektedir” gerekçesine dayandı.

Gazeteci rahatsız edebilir

Kararda, basın özgürlüğüne ilişkin anayasal kurallar ve demokratik toplumlardaki fikir özgürlüğüne ilişkin ilkeler sıralandı. Basının, kamu güçlerine olduğu kadar özel güçlere karşı da korunması gerektiğinin anlatıldığı kararda şöyle denildi:

“Bağımsız ve tarafsız yayıncılığın sürdürülebilmesi için alınacak önlemler de bu ödev kapsamındadır. İfade özgürlüğünün sözü edilen toplumsal ve bireysel işlevini yerine getirebilmesi için, AİHM’in de ifade özgürlüğüne ilişkin kararlarında sıkça belirttiği gibi, sadece toplumun ve devletin olumlu, doğru ya da zararsız gördüğü “haber” ve “düşüncelerin” değil, devletin veya halkın bir bölümünün olumsuz ya da yanlış bulduğu, onları rahatsız eden haber ve düşüncelerin de serbestçe ifade edilebilmesi ve bireylerin bu ifadeler nedeniyle herhangi bir yaptırıma tabi tutulmayacağından emin olmaları gerekmektedir.”

Demokratik toplum için özgür basın

İfade özgürlüğünün çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin temeli olduğu, bu özgürlük olmaksızın “demokratik toplumdan” bahsedilemeyeceğinin anlatıldığı kararda, basın kartının, gazetecilerin mesleki faaliyetlerini yürütürken etkin çalışmaları, sektörün her türlü zorlukları karşısında kendilerini savunabilmeleri için önemli olduğu anımsatıldı.

Basın kartı sadece kart değildir

Basın kartının ayrıca her türlü kamusal faaliyete katılma konusunda akreditasyon vazifesi gördüğü belirtilerek, “Basın kartı sadece bir meslek kartı olmayıp, aynı zamanda basın kartı sahibi olan kişiye habere, bilgiye, olaya erişebilme imkânında kolaylık sağlayan ve bu doğrultuda toplumun doğru bilgilendirilmesine araç olan bir karttır” denildi.

“Keyfi biçimde engellenemez”

Kararda, bu nedenle, basın kartının niteliği ile ne şekilde verileceği konusunda ve bu kartın verileceği kişilerde aranacak şartları içeren temel ilkelerin, anılan hakka keyfi bir şekilde müdahale edilmesini önleyecek şekilde düzenlenmesi gerektiği vurgulandı.

İŞTE DURDURULAN MADDELER

Danıştay İDDK öncelikle Basın Kartı Yönetmeliğinin sürekli basın kartı ve basın kartı iptallerine dayanak yapılan maddelerinin yürütmesini durdurdu.

Milli güvenlik ve kamu düzeni muğlak

Tartışmalı maddelerden bazıları 25, 29 ve 30. Maddelerinde düzenleniyordu. Yönetmeliğin "Basın meslek onurunu zedeleyecek işler yapması, davranışlarda bulunduğu veya alışkanlıklar edindiği ", "Milli güvenlik ya da kamu düzenine aykırı davranışlarda bulunması veya bu tür davranışları alışkanlık edinmesi" hallerinde kartların iptal edilebileceğini düzenleniyordu. Kararda bu ifadelerin tanımının Yönetmelikte olmadığı vurgulanarak, şöyle denildi:

“Muğlak ifadeler içeren bu düzenlemeler, yukarıda açıklamasına yer verilen, 'hukuki öngörülebilirlik' ve 'hukuki belirlilik' ilkelerine aykırı olduğu gibi, bu ibarelerin yer aldığı düzenlemelerin basın kartı sahibi ilgilileri, mesleğini baskı altında, endişe içinde yerine getirmek zorunda bırakabileceği; bu nedenle de, anılan ibarelerin basının görevini tam olarak yerine getirmesine engel olabileceği sonucuna varılmıştır.”

Gazeteciye savunma hakkı şart

Kararda “Diğer taraftan, anılan düzenlemeler çerçevesinde değerlendirilen fiillere ilişkin tespitin hangi usul ile ne şekilde yapılacağı soruları açıkta kalmakta olup; bu sürece ilişkin soruşturma ya da inceleme yapılıp yapılmayacağı; ilgililerin savunmalarının alınıp alınmayacağı da belirsizdir. Kaldı ki, 'savunma hakkı'nın, bireyin en temel haklarından olduğu ve Anayasamızda da bu durumun hüküm altına alındığı; bu hakkın ihlal edilmesinin hukuka aykırılık oluşturacağı açıktır.

İdare tarafından, bu düzenlemelerin içeriğinin geniş tutulması, muğlak ifadeler kullanılarak, sınırlarının tam olarak belirtilmemesi nedeniyle basın kartının iptali konusunda tanınan yetkinin keyfi olarak kullanılabileceği ve idare ile bireyin bu anlamda karşı karşıya gelebileceği de göz önünde bulundurularak, düzenlemenin çerçevesinin açık ve net şekilde belirlenmesi gerekmektedir.” denildi.

Net ve açık olun

Kararda, basın kartının verilip verilmeyeceği yetkisinin komisyona bırakılmasına karşılık, nasıl ve kim tarafından iptal edileceğinin yönetmelikte belirtilmediği, yönetmelik düzenlemelerinin, muğlak ifadeler içermesi, net ve açık olmaması, sınırlarının tayin edilmemesi nedeniyle hukuki öngörülebilirlik ve belirlilik ilkesine aykırı vurgulandı.

“İstediğin kamu görevlisine basın kartı veremezsin”

Danıştay gerçek gazetecilerin basın kartları iptal edilirken Cumhurbaşkanlığı çalışanları başta, bürokrat ve memurlara hiçbir şart aramadan “ulufe” gibi basın kartı verilmesine imkan sağlayan düzenlemeyi de durduruldu. Kurul kararında, Yönetmeliğin 14. maddesinin 1. fıkrasının a, b, c bentleri sıralandı. Bu düzenlemelere göre, şu kişilere basın kartı verilebileceği anlatıldı:

''- Cumhurbaşkanlığı Merkez Teşkilatında basın-yayın faaliyeti yürüten ve Cumhurbaşkanlığına bağlı kurum ve kuruluşlarda basın-yayın biriminde çalışan personelden en üst yönetici tarafından belirlenecek kişilere

- Bakanlıklarda, Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği birimi amiri ile basın-yayın faaliyeti yürüten personelden bakan tarafından belirlenecek iki kişiye

- İletişim Başkanlığında; Başkan ve başkan yardımcılarına, 1. hukuk müşaviri, daire başkanları, taşra teşkilatı müdürleri, basın müşavirleri, basın ataşeleri ile Başkanlık birimlerinde fiilen görev yapan hukuk müşavirlerine, iletişim uzmanlarına ve uzman yardımcılarına, merkez, taşra ve yurt dışı teşkilatı birimlerinde fiilen görev yapan personelden Başkanlıkça uygun görülenlere…''

Basın kartı gazeteciye verilir

Kararda, İletişim Başkanlığı’na basın kartı düzenleme yetkisinin verildiği ancak kartın kamu görevlilerine verilmesine ilişkin düzenleme yapma yetkisi tanınmadığı vurgulandı. Yönetmelikte, basın kartı verilmesine ilişkin değerlendirmelerin komisyon tarafından yapılacağı belirtilmesine rağmen dava konusu düzenlemelerde sadece en üst düzey yöneticinin, bakanın ya da başkanın uygun görmesinin yeterli sayıldığı vurgulandı.

Basın kartı verilecek personel konusunda da yönetmelikte sınırlama olmadığının anlatıldığı kararda, “Oysa ki basın kartı verilecek kişilere ilişkin hangi ölçütlerin esas alınacağının somut olarak ortaya konulması; nesnel ölçütlerin dava konusu Yönetmelik ile belirlenmesi gerekmektedir” denildi.

Hukuki belirlilik ilkesine aykırı

Kararda, bu nedenle, söz konusu düzenlemelerin hukuki belirlilik ilkesine aykırılık teşkil ettiği belirtilerek, “Yönetmeliğin 6. maddesinde basın kartı verilecek kişiler için belirli şartlar aranırken dava konusu düzenlemelerde herhangi bir şart aranmadan kısacası bu kartın sınırlama getirilmeden her konumdaki personele verilebilir olması Yönetmeliğin kendi içerisinde çelişkili hükümler barındırmasına yol açmıştır. Bu itibarla, hukuki belirlilik ilkesine aykırı şekilde düzenlenen anılan hükümlerin hukuka aykırı olduğu sonucuna varılmıştır” denildi.

Şimdi ne olacak?

İletişim Başkanlığı, basın kartı başvurusu yapan gazetecilere, yanıt vermeyerek, dosyalarını incelemede tutuyor ya da işleme koymuyordu. Başkanlığın basın kartı almaya hakkı olup olmadığı yönündeki şekli şartların dışına taşan ve yorum yoluyla ulaşılabilecek “makbullük” incelemesini mümkün kılan yasal dayanak ortadan kalktı. Danıştay İDDK kararı kesin ve bağlayıcı.

Hemen uygulanması gerekiyor

Karara göre, İletişim Başkanlığı, bu yolu izlemeksizin, başvuruları komisyona iletmek zorunda olacak. Başkanlığın bu yönde inceleme yapmasını gerektirecek bir süreye de ihtiyacı kalmadı. Yine karara göre, yürütmenin durdurulması kararı derhal uygulanacak, davanın bitmesi beklenmeyecek.

Danıştay’ın bu kararıyla Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın bugüne kadar verdiği basın kartı ve sürekli basın kartı iptal kararları, basın kartı yenilememe ve basın kartı vermeme kararları hukuki dayanaktan yoksun hale geldi. Dosya bu karar üzerine Danıştay 10. Dairesine geri gönderildi. Şimdi, başvurudaki iptal istemleri esastan görülerek karara bağlanacak.

Çağdaş Gazeteciler Derneği Genel Yönetim Kurulu

 ÇGD 2021 Şubat Ayı Medya Raporu Basın Açıklaması
 03 Mart 2021, Çarşamba
Türkiye’de düşünce, ifade ve basın özgürlüğü mücadelesi kapsamında aylık olarak yayınladığımız Medya İzleme Raporu'nda; gazetecilere yönelik sansür, tehdit-şiddet, gözaltı-yargılama, özlük haklarında yaşanan kayıplar ile haberlerde yapılan manipülasyonları kayıt altına aldık. Şubat ayında “Sansür” başlığında 26, “İşten Çıkarmalar ve Gazetecinin Çalışma Yaşamı” başlığında 5, “Gözaltı, Tutuklama, Dava ve Yargı Kararları” başlığında 39, “Tehdit, Hakaret, Hedef Gösterme, Şiddet” başlığında 7 bulgu saptadık. “Manipülasyonlar ve İlke İhlalleri” başlığında ise dikkat çeken 5 durumu ele aldık.

Buna göre; 17 haberde "kişilik hakları ihlali" gerekçesiyle çoğunluğu ulusal gazetelerin haber siteleri olmak üzere 32 yayına erişim engeli konuldu. 12 haber sitesine erişim tamamen engellendi.

Olay TV çatısı altında bir araya gelen ancak iş insanı Cavit Çağlar’ın verdiği sözde geri adım atması üzerine yayını durduran 180 basın emekçisi, yeni frekans tahsisi sağlanamadığı için işten çıkartıldı. Geçen ay toplam 187 basın emekçisi haksız şekilde işinden oldu.

Şubat ayında 27 basın davası görüldü. Bu davalar kapsamında 7 basın emekçisi ilk duruşmalarına çıkarken, toplam 30 basın emekçisi yargılandı. 7 gazataciye hapis cezası verildi. Bir gazeteci de 40 bin lira para cezasına çarptırıldı. İki ayrı soruşturma kapsamında, 5 gazeteci hakkında da iddianameler kabul edilerek dava açıldı. 8 basın emekçisi, gözaltına alındı. 4 basın emekçisi, hakkındaki soruşturma kapsamında emniyette ifade verdi. Büyük çoğunluğu Boğaziçi Üniversitesi rektör atamasına ilişkin protesto eylemlerini takip eden olmak üzere 16 basın emekçisi ya darp edildi ya tehdit edildi ya da yaralandı.

İktidar güdümündeki medyada; Boğaziçi Üniversitesi’ne yapılan rektör ataması nedeniyle gerçekleştirilen eylemler, Gara Operasyonu ve eski Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın tekrar görevine dönebileceği iddiasına ilişkin algı oluşturma amacı taşıyan, hedef gösteren çok sayıda haber yer aldı.

Çağdaş Gazeteciler Derneği Genel Yönetim Kurulu

 ÇGD 2021 Ocak Ayı Medya Raporu Basın Açıklaması
 02 Şubat 2021, Salı

Türkiye’de düşünce, ifade ve basın özgürlüğü mücadelesi kapsamında, meslektaşlarımıza yönelik sansür, tehdit-şiddet, gözaltı-yargılama, özlük haklarında yaşanan kayıplar ile haberlerde yapılan manipülasyonları kayıt altına aldığımız ve her ay kamuoyuna duyurduğumuz ‘Medya İzleme Raporu’nun 2021 yılının ocak ayı kapsamında; başta neredeyse tamamı RTÜK ve BİK’in verdiği idari cezalar ile çeşitli mahkeme kararlarına dayalı erişim engelleri olmak üzere 24 sansür olayı ile 35 gazetecinin karşı karşıya kaldığı adli ve yargısal işlemi not ettik. Gazeteciler ve çalıştıkları basın kuruluşları geçen ay da açıkça tehdit edildi, hakarete maruz kaldı. MHP’li üst düzey yöneticilerin tehditleriyle oluşan gergin atmosferde, basın mensuplarına yönelik saldırılar oldu ve saldırganlardan bazılarının MHP ile bağlantısı tespit edildi.

Geçen ay yaşanan siyasal, ekonomik ve sosyal gelişmelerin yayın organları tarafından haberleştirilirken yapılan manipülasyonların yer aldığı bölümün yanı sıra gazetecilerin çalışma yaşamındaki gelişmelerin de kayda geçirildiği ‘Medya İzleme Raporu’muzda, BirGün Gazetesi'ne, bir devlet kurumunun raporuna dayalı yaptığı haberden kaynaklı verilen ilan ve reklam cezası; RTÜK’ün, iktidarın politikalarının destekleyicilerinden Acun Ilıcalı’nın sahibi olduğu kanalın logosunu değiştirme başvurusunu 8 günde sonuçlandırılmasına karşın Sözcü Gazetesi bünyesinde açılmak istenen kanalın logosuna 11 aydır onay vermemesi; son 10 yıldır istisnasız her yıl baskılarla karşı karşıya kalan ve orijinal internet adresinde hala erişim engeli olan Odatv’nin Genel Yayın Yönetmeni Barış Pehlivan ile Haber Müdürü Barış Terkoğlu’nun, yayınlanan son kitabı “Metastaz 2: Cendere” nedeniyle 158 yıla kadar hapis istemiyle suçlanmaları ve gazetecilere yönelik tehdit ve saldırılar detaylı şekilde yer aldı.

Mesleğimizi savunmak, en ağır bedelleri de öngörse artık yaşamsal önemdedir. Gazetecilerin saldırılara ve yargılama tehditlerine maruz kalmadığı, özgürce konuşup yazdıkları, haber yaparken engellenmedikleri günlere ulaşmak için mücadelemizi sürdüreceğiz. Çağdaş Gazeteciler Derneği olarak, mesleğimizi kimsenin propaganda aracı, yalan üretme makinesi ve kazanç kapısı yaptırmamakta kararlıyız.

Çağdaş Gazeteciler Derneği Genel Yönetim Kurulu


 
 
© Tüm Hakları Saklıdır. 2021   |   bilgi@cgd.org.tr