YA ÖZGÜRCE SESİMİZİ DUYURACAĞIZ YA DA YOK OLACAĞIZ!
 07 Eylül 2021, Salı

Türkiye’de düşünce, ifade ve basın özgürlüğü mücadelesi kapsamında meslektaşlarımıza yönelik sansür, tehdit-şiddet, gözaltı-yargılama, özlük haklarında yaşanan kayıplar ile haberlerde yapılan manipülasyonları kayıt altına aldığımız ve her ay kamuoyuna duyurduğumuz ‘Medya İzleme Raporu’nun 40’ıncısını tamamlayarak sizlerle paylaşmaktayız.

Ağustos ayında yaşanan gelişmeleri içeren 40’ıncı raporumuz, öncekilerini aratmayacak boyutta basın özgürlüğü ihlalleriyle dolu. Düşünce, ifade ve basın özgürlüğü açısından karşı karşıya kaldığımız olumsuz tablonun en önemli sonuçlarından biri ise baskı ve sansürün yerleşik bir hale alması, diğer bir ifadeyle kalıcılaştırılması. Söz konusu temel haklarımızın teminatı olan hukuk devletinin her geçen gün yok edilmesi, halkın haber alma hakkını da gazetecilerin görünen gerçekliğin sözcüsü olma misyonunu da erozyona uğratmakta. Geldiğimiz aşamada düşünce, ifade ve basın özgürlüğünün özgür, eşit ve demokratik bir hukuk düzeninde varoluş mücadelesinin temel kolonları olduğu çok daha netleşmiş durumda.

Geçen ay orman yangınları ile göçmenlere ilişkin yaşanan gelişmeler, Türkiye’de devlet organizasyonun çürümüşlüğünü gösterirken, çıkan dumanlar ve pis kokuların gazeteciler tarafından tüm açıklığıyla halka aktarılması, kimi zaman kamu otoriteleri kimi zaman ‘organize gruplar’ tarafından engellenmeye çalışıldı. Orman yangınlarına müdahalede yaşanan, tüm dünyanın şahitlik ettiği yetersizliklerin duyurulması, iktidarın basın kuruluşları üzerindeki sopası konumundaki Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) tarafından önce tehdit sonra cezalarla engellenirken, halkın haber alma hakkı için yayıncılık yapmaktan geri adım atmayan yayın organları ‘organize gruplar’ tarafından basılarak susturulmak istendi.

Geçen ay, tutarsızlıklarla dolu ve nihayetinde bir vatandaşın ölümüyle sonuçlanan göçmen politikasına ilişkin gerçekler konusunda da basın üzerinden baskı ve manipülasyonlarla iktidarı temize çıkarma çabalarına şahitlik ettik. Bu süreçte iktidar yanlısı basının yayıncılık anlayışı, muhalif bakış açısına sahip kesimleri hedef gösterme şeklinde oldu.  Gazetecilik yapmaktan vazgeçtiklerini çok uzun zamandır ilan etmiş olan iktidar yanlısı yayın organlarının, orman yangınları ile göçmenlere ilişkin yayınladıkları haberler, sadece gazetecilik ilkeleri açısından değil insanlık değerleri açısından da izanı yitirdiklerini gösterdi.

Türkiye’nin görsel hafızası ve kamu yayıncılığının adresi Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu (TRT) Yönetim Kuruluna, basın özgürlüğüne karşı isimlerin atanması Temmuz ayında olmuştu. Atamaların ardından geride kalan bir ayı aşkın süreçte yeni TRT yönetiminin ‘icraat’larının neler olacağının işareti de verildi. Kurumu tırnak ucu kadar tanımayan ve bir o kadar emeği geçmemiş kişiler, arkalarına aldıkları siyasi güce güvenerek Kurumun insan hafızasını yok etmeye yöneldi. Bu yıl itibariyle Kurumda 22 yılını dolduran şef montajcı, aynı zamanda KESK Haber-Sen’in yöneticisi Deniz Salmanlı, sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek önce açığa alındı 3 ay sonra 375 sayılı KHK ile ihraç edildi. Bu karar alınırken Deniz Salmanlı hakkında dava açılmamış, hatta savunması bile alınmamıştı. İktidar ve onun yetkilendirdiği kadrolar, halkın gerçekleri duymasını engellemenin yanında bu gerçekleri dillendirenlere de yaşam alanı tanımayacak bir anlayışa bürünmüş durumda. İktidarın, partizanca uygulamalarını artıracağı ve bu kapsamda engel gördüğü herkesi tasfiyeye devam edeceği bir gerçektir. Bu duruma karşı bizler de haklarımızı daha örgütlü ve ilkeli şekilde savunmakta kararlıyız. Ya düşüncelerimiz doğrultusunda yaşayıp görüşlerimizi özgürce söyleyeceğiz ve sesimizi duyuracağız ya da yok olacağız!

Ağustos ayı raporumuzda yer alan gelişmelerin istatistiği değerlendirmesi ise şöyle:

4 haber sitesi tamamen erişime engellendi; 147’sine doğrudan olmak üzere toplam 208 habere erişim engeli konuldu; ikisi orman yangınlarıyla ilgili olmak üzere dört olay kapsamında güvenlik güçleri tarafından akreditasyon ve Emniyet’in toplumsal olaylarda görüntü ve ses kaydı alma yasağına ilişkin hukuksuz genelgesi dayanak gösterilerek onlarca gazetecinin haber takibi engellendi; beş olayın takibi sırasında 6 gazeteci gözaltına alındı; 4 gazeteci hakkında iddianame düzenlendi ve dava açıldı, açılan davalar kapsamında 1 gazeteci hakkında üç yıla kadar hapis istenirken, 2 gazeteci hakkında yaptıkları haber nedeniyle 100 bin lira tazminat talep edildi; üç yeni soruşturma kapsamında 3 gazeteci ifade verdi; 2 gazeteci yürüyen yargılamalar kapsamında toplamda 10 yıl 5 ay hapse çarptırıldı. Geçen ay dört olay takibi sırasında 8 gazeteci darp edildi; 1 gazeteci tehdit edildi; 1 gazeteci silahlı saldırıya uğradı; 1 gazeteci bir siyasi partisi temsilcisi tarafından hedef gösterildi; 1 gazeteci öldürüldü.

Çağdaş Gazeteciler Derneği Genel Yönetim Kurulu


 NE ZAMAN Kİ ÖZGÜRCE HABERCİLİK YAPILIR, İŞTE O ZAMAN BU YANGIN SÖNMEYE BAŞLAR!
 10 Ağustos 2021, Salı

Türkiye’de düşünce, ifade ve basın özgürlüğü mücadelesi kapsamında meslektaşlarımıza yönelik sansür, tehdit-şiddet, gözaltı-yargılama, özlük haklarında yaşanan kayıplar ile haberlerde yapılan manipülasyonları kayıt altına aldığımız ve her ay kamuoyuna duyurduğumuz ‘Medya İzleme Raporu’nun 39’uncusunu tamamlayarak sizlerle paylaşmaktayız.

Tek başına iktidarının 20’nci yılına yol alan AKP’nin, basın özgürlüğü ve halkın doğru haber alma hakkına karşı düşmanca yaklaşımı son bir yıldır yok edici düzeye ulaşmış durumda. Karşı karşıya olduğumuz tablo: Basın mensuplarının evlerinin önünde, sokaklarda darp edilmesi ya da ‘yetkili ağız’lar tarafından tehdit edilmesi; basın-yayın kuruluşlarının büyük çoğunluğu ekonomik çıkar ilişkileri çerçevesinde iktidara bağımlılıklarından kaynaklı halkın gözünden temel sorunların kaçırılması; halkın gündeminin konuşulduğu sosyal medyayı, yetmemiş olacak ki daha da kısıtlama arayışları; kamu yayıncılığının adresi olan TRT’nin, Gülen Cemaati’nden sonra şimdi de AKP içindeki SETA’cılar ve Turkuvazcılar arasında pay edilmesi.

İktidarın, gazetecilere yönelik saldırılara sessiz kalmasından, ‘ürettiği medya’daki yalanları adeta Yalan Rüzgarı gibi kesintisiz yayınlaması ve ‘ilelebet iktidar’ uğruna basın özgürlüğü karşıtlığı açısından sicili kabarık isimleri yetkilendirmesi, Türkiye’de başta basın özgürlüğü olmak üzere anayasal haklarımızı yok etmeyi hedeflediğini göstermektedir.

İktidarın tek çıkış yolu olarak gördüğü baskı ve şiddeti yaygınlaştırma ve bu yolda Türkiye’yi büyük bir yangın yerine dönüştürme amacını engellenmenin yegâne yolu, her zaman olduğu gibi düşünce ve ifade özgürlüğü ile basın özgürlüğünü sonuna kadar savunanların yoludur.

Haberciliğin özgürce yapılabildiği, gerçeklerin halktan gizlenmediği, basının iktidarların değil halkın sözcüsü olduğu zaman bu yangın da sönmeye başlayacaktır.

Çağdaş Gazeteciler Derneği Genel Yönetim Kurulu


 Saray’ın talimatları ve davaları sona ermeden, otosansür hayatımızdan çıkmadan basının kutlayacak bayramı yoktur!
 24 Temmuz 2021, Cumartesi
Basında sansürün kaldırılışının yıl dönümü 24 Temmuzlar basın bayramı olarak anılır. Padişahın sansür memurları olmadan baskıya hazırlanan Osmanlı gazetelerine bayram olmuştur. O günlerin bugünlerle tek benzerlik noktası istibdat uygulamalarıdır.

Bugünkü Türkiye’de bir örnek manşetlerle çıkan gazeteler, aynı merkezden servis edilmiş yorumları yazan köşeciler, muhalefetin her kesimine saldırganlık görevinde sözde gazeteciler varken sansür memuruna gerek yoktur.

Bu halde nasıl bayram kutlayalım? Meslektaşlarımız cezaevinde, bizler mahkeme koridorlarında, soruşturma tehditleri altında nasıl bayram kutlayalım? Açlık seviyesinde maaşlarla çalışırken, sokakta polisin şiddeti, işyerinde patronun-müdürün tacizi, siyasetçilerin, iktidar yandaşlarının her gün hedef gösterip karalaması altında mı bayram kutlayalım? Tazminatsız kovulurken, mahkemelerde bile hakkımızı arayamazken mi bayram kutlayalım? Ya da basın kartı alabilmek için bile mahkeme mahkeme dolaşmak zorunda kalırken mi? Bu haberi yaparsam mutlaka dava açılır, bu yazıyı yazarsam işten atılabilirim, bu soruyu sorarsam sonuçları iyi olmayabilir diye her dakika kendimizi uyarmak zorunda kalırken nasıl bayram kutlayalım?

Kimse kimseyi kandırmasın. Türkiye’de gazetecilik can çekişmektedir. Kutlanacak bayram yoktur.

Basın Bayramı, manşetler Saray’dan gelen mesajlarla belirlenmediği zaman, ertesi günün birinci sayfasını sadece gazeteciler yaptığı zaman ve otosansür hayatımızdan çıktığı zaman kutlanacaktır. Basın bayramı, alternatif haber mecralarına, çok sesliliğe, eleştirel yayıncılığa engel olmak için karalama kampanyaları yapılmadığında, yeni sansür mekanizmaları kurulmadığında kutlanacaktır. O zamana kadar 24 Temmuz’lar sadece Osmanlı gazetelerinin Abdülhamit’in memurlarından kurtulduğu günün tarihini gösterecektir.

Bu anlamlı günü bayram yapacak olan basın özgürlüğü mücadelemiz ve örgütlü gücümüzdür. Gazeteciler nasıl kamu yararı için ilkelerine bağlı kalmak zorundaysa yine aynı fayda için, ve aynı kamusal sorumlulukla bir araya gelecek, daha güçlü mücadele verecek, özgür bir medya düzeni kurulacaktır. Ve işte ancak o gün basının bayramı olacaktır.

ÇGD GENEL YÖNETİM KURULU 


 25. Olağan Genel Kurul Duyurusu
 14 Temmuz 2021, Çarşamba

Çağdaş Gazeteciler Derneği 25. Olağan Genel Kurul Duyurusu

Çağdaş Gazeteciler Derneği 25. Olağan Genel Kurul toplantısı, 31 Temmuz 2021 Cumartesi günü saat 11.00’de Ankara Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası (ASMMMO), Kızılay, Kumrular Cd. No:26, 06420 Çankaya/Ankara adresinde yapılacaktır.

Çoğunluk sağlanamadığı takdirde Genel Kurul 07 Ağustos 2021 Cumartesi günü saat 11.00’de aynı adreste çoğunluk aranmaksızın yapılacaktır.

Kongre salonu pandemi kurallarına göre kullanılacaktır. Bu çerçevede kongre salonunda her 6 metrekareye bir kişi esasına göre aynı anda 40-50 kişi bulunabilecektir. Oy kullanma işleminde belirlenen sayı esas alınarak salona giriş çıkış yaptırılacaktır.

Genel Kurul gündemi şöyledir:

1-    Açılış ve saygı duruşu

2-    Divanın oluşumu

3-    Açılış konuşması

4-    Çalışma ve Denetim Kurulu raporlarının görüşülmesi ve ayrı ayrı aklanması

5-    Derneğin uzun süre kalıcı olacağı merkezi bir yere taşınması ve lokal amaçlı sosyal bir tesis edinebilmesi için yürütülen çalışmalara ilişkin bilgilendirme

6-    Çalışmaları devam etmekte olan Dernek yayınına ilişkin bilgilendirme

7-    Seçimler

8-    Dilek ve temenniler

9-    Kapanış 

Çağdaş Gazeteciler Derneği Genel Yönetim Kurulu


 “Gazeteci Düşmanlığı” Genelgesini Uygulamaktan Bir An Önce Vazgeçin!
 06 Temmuz 2021, Salı

Türkiye’de düşünce, ifade ve basın özgürlüğü mücadelesi kapsamında meslektaşlarımıza yönelik sansür, tehdit-şiddet, gözaltı-yargılama, özlük haklarında yaşanan kayıplar ile haberlerde yapılan manipülasyonları kayıt altına aldığımız ve her ay kamuoyuna duyurduğumuz ‘Medya İzleme Raporu’nun 38’incisini tamamlayarak sizlerle paylaşmaktayız.

Haziran ayında yaşanan gelişmeleri içeren 38’inci raporumuzda, gazetecilere yönelik fiili saldırılar öne çıkmakta. Bu yılın başından itibaren özellikle Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) siyasi düşüncesine mensup kişilerin; bizzat MHP’nin yöneticileri tarafından tehdit edilen gazetecilere yönelik saldırıları, hatırlanacağı üzere son aylardaki raporlarımızda genişçe yer almıştı. Bu saldırıların mayıs ayından itibaren failleri, sivil kişiler değil emniyet güçleri olmaya başladı. Anayasa uyarınca haber alma ve verme hakkını, diğer bir ifadeyle basın özgürlüğünü koruması gereken emniyet güçleri, meslektaşlarımızı engelleyerek taammüden basın özgürlüğüne yönelik sistematik bir şekilde suç işlemektedir. 1 Mayıs İşçi Bayramı sırasında Ankara ve İstanbul’da gazetecilerin haber takibinin engellenmesi şeklindeki uygulamalar, geçen ay bir meslektaşımızı öldürme girişimine kadar ulaştı. İstanbul Valiliğinin izin vermemesine karşın 26 Haziran 2021 tarihinde Taksim’de planladıkları Onur Yürüyüşü için bir araya gelen LGBTİ+’lerin eylemini takip eden AFP foto-muhabiri Bülent Kılıç, eyleme müdahale eden polisler tarafından ölüm tehlikesiyle karşı karşıya bırakıldı. Bir grup polis Bülent Kılıç’ı yere yatırarak ayaklarına, sırtına ve en sonunda boğazına diz ve elleriyle bastırdı. Kılıç bu sırada “Nefes alamıyorum” diye bağırdı. Meslektaşımızın karşı karşıya kaldığı polis saldırısı, geçen yıl ABD’de siyahi vatandaş George Floyd’un ölümüyle sonuçlanan benzeri polis saldırısını akıllara getirdi. ‘Devletin emniyet gücü’ statüsü altında Bülent Kılıç’ı adeta öldürme girişiminde bulunan kişiler hakkında hala işlem başlatılmaması ve görevden el çektirilmemesi, suça kaynaklık eden zihniyete işaret etmesi açısından da ayrı bir gösterge oluşturmaktadır. Emniyet teşkilatının, bu ve benzeri saldırılara dayanak yaptığı ses ve görüntü almayı engelleyen genelgesinin uygulanmaya devam edilmesi de basın özgürlüğü karşıtlığı, gazeteci düşmanlığından başka bir şey değildir.

Geçen ay yaşanan bir diğer şiddet olayı ise İHA muhabiri Mustafa Uslu’nun, İYİ Partili Lütfi Türkkan’a ait Kocaeli Dilovası’ndaki çiftlikteki inşaat yıkımını takip ettiği sırada uğradığı saldırıydı. Lütfi Türkkan’ın korumaları tarafından yapıldığı iddia edilen saldırıda gazeteci Mustafa Uslu, vücudunun birçok yerinden yaralandı. Bu olay da göstermiştir ki gazetecilere yönelik hasmane tutum, ne yazık ki Türkiye’de her geçen gün daha da geniş bir çevrede yaygınlaşmaya başlamakta. Basın özgürlüğünü savunanların, kendilerine yönelik bir konunun eleştirel temelde haber yapılmasına karşı bu tutumu, basın özgürlüğü açısından kaygıların daha artmasına neden olmuştur.

Haziran ayı raporumuza yansıyan olayların istatistikleri ise; 24 dava kapsamında 70 kişinin yargılanmasına devam edildi. Bir gazeteci hakkında iddianame tamamlanarak dava açıldı. 2 gazeteciye çeşitli sürelerde hapis cezası verildi. 9 olay kapsamında 7 gazeteci ile 6 yayın organı hedef gösterildi, tehdit edildi. 10 yayın organında çıkan 7 haber konusuna ilişkin erişim engeli konuldu.

Çağdaş Gazeteciler Derneği Genel Yönetim Kurulu


 
 
© Tüm Hakları Saklıdır. 2021   |   bilgi@cgd.org.tr