BASIN İLAN KURUMU'NU UYGULADIĞI CEZALARI KALDIRMAYA VE ŞEFFAF OLMAYA ÇAĞIRIYORUZ
 
Basın İlan Kurumu'nun internet sitesinde kurumun tarihçesi "1957 tarihinde çıkarılan Kararname ile tüm resmi ilan ve reklamların, gazete ve dergilere sadece bu şirket aracılığıyla dağıtılacağı duyuruldu. Devamında da ihale ilanlarının yayımlanacağı gazeteleri, doğrudan hükümetin seçmesini öngören düzenlemeler geldi.
1960’a kadar süren bu dönemde hükümet ile gazeteler, resmi ilan dağıtımları ve yayınları konusunda karşı karşıya geldi. Basın özgürlüğü tartışmalarının yaşandığı bu dönem, 2 Ocak 1961’de 195 sayılı Basın İlan Kurumu’nun kuruluşuna ilişkin kanunun kabul edilerek, 9 Ocak 1961’de resmi gazetede yayımlanmasıyla sona erdi." denilerek anlatılıyor. Anlıyoruz ki Basın İlan Kurumu, hükümetin ilan dağıtımında yayınları kayırmasının, ekonomik bir silah olarak kullanmasının önlenmesi için kurulmuş.
Gelinen noktada Basın İlan Kurumu tümüyle iktidarın, hatta kısa bir süre önce basın kurumlarını ve çalışanlarını fişleyen Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) nın güdümündedir. 31 Ağustos 2019 tarihinde, SETA raporunun mimarı İsmail Çağlar, BİK temsilciliğine atandı. Atananlar arasında SETA ile ilişkili başkaları da vardı. Hemen ertesi gün, 1 Eylül 2019 tarihinden itibaren BirGün ve Evrensel gazetelerine ceza yağmaya başladı. İktidar, cezalarla yıldıramadığı yayınları bu kez ekonomik olarak cendere altına almaya çalışıyor.
Sadece ulusal yayınlar değil, Basın İlan Kurumu aracılığı ile desteklenmesi öngörülen yerel basın da cendere altında. Çok sayıda yayın yaşam mücadelesi veriyor, çalışanlarının ücretini ödeyemiyor.
Basın İlan Kurumu, beğenmediği haberler nedeniyle gazetelere ceza veriyor, ilan kesiyor. Gazeteciler haberlerini 'beğendirme', 'yaranma' amacıyla değil, kamuoyunu aydınlatmak amacıyla yazarlar.
Basın İlan Kurumu, iktidarların basın üzerindeki denetim aracıdır, iktidarın sopasıdır. Özerklikten uzak, tamamen politikleşmiş bu kurum ilanların dağıtımında adaleti değil, adaletsizliği temsil etmektedir.
Gazetelerin ve gazetecilerin hangi nedenle ve hangi araçla olursa olsun, engellenmesinin, baskı altına alınmasının karşısında olduk, olmaya devam edeceğiz. Basın İlan Kurumu'nu uyguladığı cezaları kaldırmaya ve şeffaf olmaya çağırıyoruz.
G9 GAZETECİLİK ÖRGÜTLERİ PLATFORMU
Avrupa Gazeteciler Birliği (AEJ)
Basın Yayın İletişim ve Posta Emekçileri Sendikası (HABER-SEN)
Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD)
Parlamento Muhabirleri Derneği (PMD)
Türkiye Basın Yayın Matbaa Çalışanları Sendikası (DİSK BASIN-İŞ )
Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS)
Turizm ve Çevre Gazetecileri Derneği (TURÇEV)

 ÇGD "Yılın Başarılı Gazetecileri" yarışmasına başvurular başladı
 

Çağdaş Gazeteciler Derneği’nin geleneksel “Yılın Başarılı Gazetecileri” yarışmasına başvurular başladı. Yarışmaya katılacaklar, 2019 yılına ilişkin ürünlerini en geç 31 Ocak 2020 cuma günü akşamına kadar Çağdaş Gazeteciler Derneği Genel Merkezi (Ahmet Taner Kışlalı Mah. Banga Bandhu Şeyh Mucibur Rahman Cad. Özçelik İş Merkezi, No: 94 Kat 5 No:12 Çayyolu- Çankaya/ Ankara) adresine posta gönderebilir ya da elden teslim edebilirler. Yarışma ile ilgili ayrıntılı bilgiye www.cgd.org.tr adresinden ulaşabilirsiniz.Yarışmaya aşağıda belirtilen dallarda başvuru yapılabilir.

- Haber

- Fotoğraf

- Karikatür

- Röportaj

- İnceleme-Araştırma

- Sayfa Düzeni

- Televizyon Haber

- Televizyon Programı

- Televizyon Belgesel

- Radyo Programı

-Yerel Basın

-Kent Haber

Katılım koşulları:

- Yarışmaya katılacak ürünlerin 2019 yılı içinde yayınlanmış olması gerekmektedir.

- İsteyen birden fazla ürünle yarışmaya katılabilir.

- Basılı ürünlerden bir adet gönderilmelidir.

- Görüntü ve ses içerikli ürünler CD, VCD formatında gönderilmelidir.

- Yarışmaya katılacak ürünle birlikte yarışmaya katılanın açık kimliği, iletişim bilgileri belirtilmelidir.

- Posta veya elden başvuruların yanı sıra bilgi ve belgelerini cgdmerkez@gmail.com adresine göndererek de başvurular yapılabilir. 

- Ödüller belirlenirken başvurular dışında da jüri tarafından öneriler yapılabilecektir.

Saygılarımızla.

Çağdaş Gazeteciler Derneği Genel Yönetim Kurulu


 KONU GAZETECİLİK OLUNCA AYM BİLE ANAYASAYI İHLAL EDECEK NOKTAYA DÜŞMÜŞTÜR!
 25 Kasım 2019, Pazartesi
Demokratik toplumun oluşumunda vazgeçilmez bir misyon ve işlevi olan mesleğimiz gazetecilik, uzun bir süredir çok yönlü saldırılarla karşı karşıya. Bir yandan meslektaşlarımıza yönelik baskılar, diğer yandan basın kuruluşlarının kontrolü, toplumun doğruları öğrenmesini engellemek amacıyla kesintisiz olarak devam ediyor. Bu baskılarla, gazeteciliğin üstlendiği görevi yok etmek, gazeteciliği herhangi başka bir işten farkı yokmuş gibi kabul ettirmek istendiğinin farkındayız. Susan, sorgulamayan, denileni kabul eden, şeffaf olmayan ve karanlıklara mahkûm edilmek istenen bir toplum için gazeteciliğin hedefe konulmasının nedensiz olmadığının bilincindeyiz.

Mesleğimize adeta kast eden gelişmelerden sonuncusu da Türkiye’nin en üst yargı kurumunun aldığı kararda ortaya çıkmış durumdadır. Anayasa Mahkemesi 19 Eylül 2019’da, basın emekçilerinin fazla çalışma ücretinin geciktirilmesi halinde, günlük yüzde 5 fazlasıyla ödenmesine ilişkin yasa hükmünü iptal etmiştir. Kararın gerekçesi, karardan iki ay sonra 19 Kasım 2019’da yayımlanmıştır. Bu kararla yüksek mahkeme, Anayasayı ihlal etmiştir. Çünkü, Anayasa’nın ‘eşitlik’ ve ‘ölçülülük’ ilkesine, dolayısıyla da ‘hukuk devleti’ ve ‘çalışma ve sözleşme hürriyeti’ne aykırı olduğu gerekçesiyle “yüzde 5” hükmünü iptal etmiştir. 16 üyeden oluşan Anayasa Mahkemesi, kararını 4 üyenin muhalefetine karşı 12 üyenin oyuyla aldı. Anayasa Mahkemesi kararları 10 yıl içinde yeni başvuruya konu olamaz. Bunun nedeni 10 yıllık süre içinde Anayasa’da meydana gelecek olası değişikliklerin gözetilmesidir.  Bu alana bir değişiklik olmadığı halde Anayasa Mahkemesi, 10 yıl önce kendi kurduğu kararı çiğnemiştir. Anayasa Mahkemesi’ne, 2008’deki aynı konulu davada yine kendisinin aldığı kararı, yani ”yüzde 5 uygulaması gazetecinin-basın özgürlüğünün korunması içindir” denilen kararı hatırlatmak gerekmektedir:

“...İptali istenen kurallarla gazetecilere, zamanında ödenmeyen ücret ve fazla çalışma ücreti açısından diğer çalışanlara tanınmayan lehe düzenlemeler getirilmiştir. Buna ilişkin olarak yasama belgelerinde, basında mevcut bir huzursuzluğun çözümüyle işçi ve memur statüsünden farklı çalışma koşullarına tâbi gazetecileri korumanın amaçlandığı ifade edilmiştir. Basın İş Kanunu kapsamında çalışanların, yaptıkları iş gözetilerek İş Kanunu’na tâbi olanlardan farklı yasal düzenlemelere konu edilmeleri mümkündür. Bu iki grup, aynı hukuki statüde bulunmadıklarından, itiraz gerekçelerinde öne sürülen karşılaştırmaya elverişli değillerdir. Bu nedenle düzenlemelerin Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı bir yönü görülmemiştir... İptali istenen kurallarda yer alan ‘günlük yüzde beş fazlası’ ibaresi nedeniyle, ücret veya fazla çalışma olarak zamanında ödenmeyen meblağın kısa zamanda yüksek miktarlara ulaşabildiği anlaşılmaktadır. Çalışma koşulları bakımından işçilerden farklı bir konumda olan ve kamuoyunu doğru bilgilendirme görevleri bulunan gazetecileri işveren karşısında korumak amacıyla getirildiği anlaşılan itiraz konusu bu kurallarla, gazetecilerin bazı alacaklarının zamanında ödenmesine, gecikme halinde ise belli miktarda ilave yapılarak tahsiline imkân sağlanmıştır. Fazla çalışma ücretiyle normal ücretin yüzde beş fazlasıyla ödenmesine ilişkin bu kuralların, ‘zamanında’ ödenmeme koşuluna bağlı olarak uygulanabilir oldukları açıktır. Ayrıca, bu düzenlemelerin basın özgürlüğü yönünden önemli bir işlev gördüğü de yadsınamaz. Gazetecinin görevinin haber alma, verme, basma ve yayma gibi kamu düzenini yakından ilgilendiren niteliği de göz önüne alındığında, kuralların başlı başına çalışma barışını bozacak nitelikte oldukları söylenemez... Yaptıkları işin özelliği nedeniyle basın çalışanlarının ödenmeyen ücretleri konusunda korumaya yönelik düzenlemelerin Anayasa’nın bu (55nci) maddesine aykırı bir yönü de bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle kuralların Anayasa’nın 2., 5., 10., 11., 49. ve 55. maddelerine aykırı olmadıkları sonucuna varılmakla itirazın REDDİ gerekir...”

Bu konuyla ilgili Anayasa değişikliği olmamasına karşın 10 yıllık süre biter bitmez yeniden yüksek mahkemeye taşınması ve mahkemenin U dönüşü yaparak tam tersi yönde karar almasının nedenini sormak, gazeteciliğin varlığı ve meslek ilkelerimiz açısından bir zorunluluktur. Türkiye’de medya sermayesinin ciddi değişiklikler geçirdiği, iktidara yakın iş insanlarının medyaya giderek daha fazla hakim olduğu bir dönem yaşanırken ve birçok basın kuruluşu ciddi ekonomik zorluklarla karşı karşıyayken, söz konusu karar hukuki olmadığı gibi basın emekçilerinin yaşadığı hak mahrumiyetlerine yenilerinin eklenmesine sebep olacaktır.

Bir diğer gerçek de gazetecilerin fazla çalışma ücretinin gecikme halinde günlük yüzde 5 fazlasıyla ödenmesi, savunulduğu gibi büyük meblağlara ulaşmamaktadır. Hesaplamalar yüksek miktarlara ulaşsa da ilk derece mahkemesinde hükmedilen rakam Yargıtay aşamasında yüzde 98 oranında kesilmekte ve gazetecinin eline geçen miktar ifade edildiği üzere büyük meblağlar olmamaktadır. Bu durum karara muhalif kalan bir üyenin de şerhinde “… Yargıtay’ın uygulamada Borçlar Kanununun ilgili hükümlerinden yararlanarak, yüksek tazminat tutarlarından hakkaniyet indirimi yapması ve bunu bir İçtihadı Birleştirme Kararıyla ortaya koyması, uygulama yönünden de herhangi bir sorun çıkarmadığını ortaya koyucu mahiyettedir.” şeklinde yer almıştır.

Anayasa Mahkemesi’nin söz konusu kararının, gazetecilik iş kolunda işten çıkarmaların yoğun yaşandığı bir sürece denk gelmesi ve Mahkeme’nin, iptal kararının uygulanması için yasa koyucuya belirli bir süre tanımaması, akıllarda ciddi soru işaretlerine yol açmıştır. Acaba toplu işten çıkarmalar planlayan işverenlere dikensiz gül bahçesi yaratılmak mı istenmektedir?!

Tüm bu gerçekler ne yazık ki Anayasa Mahkemesi’nin dayanağı olan Anayasa’yı ihlal ettiğinin açık göstergesidir. Türkiye Büyük Millet Meclisi, Anayasa Mahkemesi’nin bu yanlış kararından kaynaklı oluşan boşluğu bir an önce telafi etmek yolunda yeni bir yasal düzenlemeyi gündemine almalıdır. Aksi halde, gazetecileri koruyan uygulamanın iptal edilmesinden güç alacak işverenler, gün gün sayıları artan işsiz gazetecilere yenilerini eklemekten bir dakika tereddüt etmeyecektir.

G9 GAZETECİLİK ÖRGÜTLERİ PLATFORMU

Avrupa Gazeteciler Birliği (AEJ) Türkiye Temsilciliği

Basın-Yayın, İletişim ve Posta Emekçileri Sendikası (HABER-SEN)

Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD)

Parlamento Muhabirleri Derneği (PMD)

Türkiye Basın Yayın Matbaa Çalışanları Sendikası (DİSK Basın-İş)

Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS)


 Hürriyet işvereni suç işlemiştir, çürümüşlüğünü göstermiştir
 02 Kasım 2019, Cumartesi

Geçtiğimiz günlerde 43 meslektaşımızı gerekçesiz işten çıkarırken yüzlerine bakmaya bile cesaret edemeyen, gazete yönetimini bile haberdar etme ihtiyacı duymayan Demirören Holding yöneticileri, çalışanlarına ve topluma karşı suç işlemiş, düşebileceği seviyenin ve çürümüşlüğünün boyutlarını bir kez daha göstermiştir.

Simaviler’den bugüne Hürriyet gazetesinin en karanlık dönemi olarak önceki işveren ve yöneticisi Ertuğrul Özkök’ün sendikasızlaştırma operasyonunun ardından Demirören yönetiminin bu tavrı, yöneticilerinin alnındaki bir kara leke olarak basın tarihine de geçecektir. Daha önce de birçok kez vurguladığımız gibi Doğan Medya grubu, Demirörenler’esatışının ardından gittikçe daha da niteliksizleşen, haber içeriği kaybolan, gazetecisizleşen ve yandaşlaşan bir medya grubu haline gelmektedir. Demirören yöneticilerinin önce Milliyet’te, sonra Vatan, Posta, Kanal D ve CNN Türk’te hayata geçirdiği gazetecilik düşmanı çizgi bugün Hürriyet’teki uygulamayla sürmektedir. 

Gazeteler sıradan ticari işletmeler değildir, topluma karşı sorumlulukları vardır. Gazetecilerin işleri ve hakları da patronun iki dudağı arasında olamaz. 43 gazetecinin bir günde işsiz bırakılması tam anlamıyla bir gazeteci kıyımıdır ve bu kıyım mesleğe dönük de bir saldırıdır. İşten çıkarılan gazetecilerin tümünün Türkiye Gazeteciler Sendikası üyesi olması ise soruna yeni boyutlar kazandırmaktadır. Gazetecilerin örgütlenerek haklarını aramasının, bir araya gelerek basın özgürlüğünü ve gazetecilik ilkelerini savunmasının önüne geçmek için sendika üyesi gazetecileri işten çıkarmak Anayasal özgürlüklerin de ihlalidir.

İktidar ise eminiz ki, sözde önünü açtığı sendikal örgütlenmenin karşısında durmaya devam edecek, ikiyüzlü tavrıyla örgütlenme özgürlüğüne karşı her hareketi destekleyecek ve kamu bankası kredileriyle havuz medyasına ekleyerek “bu işlere kendisi için giren” medya patronlarınınarkasında duracaktır. 

Demirören grubu çalışanlarına, topluma ve örgütlenme özgürlüğüne karşı işlediği suçun hesabını vermeli, işsiz bıraktığı 43 meslektaşımızın işe dönüşünü sağlamalıdır, yenilerinin beklendiği işten çıkarmaları durdurmalıdır. 

Tüm meslektaşlarımızı sermayenin gazetecilere, gazeteciliğe ve topluma karşı giriştiği bu saldırılar karşısında bir arada durmaya, işten çıkarmaların ve sendikal örgütlenme önündeki tüm engellerin sona ermesi için birlikte hareket etmeyeçağırıyoruz. Hürriyet okurlarını, demokrasi ve basın özgürlüğünden yana tüm kesimleri, gazeteciliğin kamu yararına yapılması gerektiğine inanan tüm yurttaşları da Hürriyet işverenine tepki göstermeye davet ediyoruz.

Çağdaş Gazeteciler Derneği olarak işten çıkarılan meslektaşlarımızın yanında olduğumuzu, her türlü desteği sağlamak için elimizden geleni yapacağımızı ve yaşananlara karşı mücadele yürütecek tüm meslek ve emek örgütleriyle bu süreçte birlikte hareket edeceğimizi ifade ediyoruz. 

Öte yandan sadece işsiz kalan meslektaşlarımızla değil işverenin baltalamaya çalıştığı sendikal örgütlenmenin güçlendirilmesi için çalışan meslektaşlarımızla da her zaman dayanışma içinde olacak ve çabalarını destekleyeceğiz.

Son olarak belirtmek isteriz ki gazeteciler sermayenin kölesi ve iktidarın yanaşması değildir. Gazetecilik de sermayenin nefesi, iktidarın sesi olmak değildir. Biz gazeteciler özlük haklarımızı ve mesleğimizi savunmaya, bunlara karşı yapılan saldırılarla mücadele etmeye devam edeceğiz. Tüm meslektaşlarımızı ve kurumları da bu mücadelede birlikte olmaya çağırıyoruz.

Çağdaş Gazeteciler Derneği Genel Yönetim Kurulu


 Basın özgürlüğü tehdit değil, yarınlara güvenli bakabilmemizin teminatıdır!
 07 Ekim 2019, Pazartesi

Türkiye’nin temel sorunları arasında yer alan düşünce ve ifade özgürlüğü ile basın özgürlüğüne yönelik kısıtlayıcı uygulamaların son yıllarda artarak devam ettiği bir gerçektir. Görüş ve düşüncelerini özgürce ifade eden, iktidarın uygulamalarını eleştiren, gerçekleri öğrenmek için çaba sarf eden, aralarında basın mensuplarının da bulunduğu çok sayıda vatandaş kovuşturmaya ya da soruşturmaya uğramakta, tutuklanmakta, cezaya çarptırılmaktadır. İktidarın uygulamalarına sorgulayıcı bakanlar başta olmak üzere tüm vatandaşların soluduğu bu baskı atmosferi, Türkiye’nin sosyal, kültürel, hatta ekonomik gelişmesi ve toplumsal barışının önünde adeta bir settir. Çünkü düşünce, ifade ve basın özgürlüğü tüm diğer özgürlüklere kaynaklık edecek nitelikte bir öneme sahiptir.

Çağdaş Gazeteciler Derneği olarak 2015 yılından itibaren üç aylık periyodlarla duyurduğumuz, bugün 19’uncusunu açıkladığımız medya raporumuzda, basına yönelik baskıları, basın kuruluşlarının meslek ilkeleri ihlallerini gün gün not ederek ortaya koyduk. Daha önce yayımladığımız tüm raporlarımızda düşünce, ifade ve basın özgürlüğüne yönelik çeşitli şekillerdeki baskılar, güncel gelişmeler çerçevesinde yorumlandı. Bu raporumuzda yer alan ve geride bıraktığımız üç ayda dikkat çeken birkaç olay, iki farklı anlayışı açığa vurgulamamızı gerektirmiştir. Bunlardan ilki Türkiye’de düşünce, ifade ve basın özgürlüğünün ‘güvenlik’ çerçevesinde değerlendirilmesi ve bu yöndeki uygulamaların sahipleri. Diğeri ise tutarlı bir çizgi izlemese de ‘özgürlüklerin yaşatılması ve genişletilmesi’ yönündeki anlayış oldu.

İlk anlayış, geçen üç ayda ciddi tepkilere de neden olan bazı olaylarda kendini gösterdi. Bunlardan ilki Türkiye basın tarihine ‘fişleme’ olarak geçen Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA)’nın kamuoyuyla paylaştığı ‘rapor’dur. Ne acıdır ki kendilerini “düşünce kuruluşu” olarak tanımlayan bu oluşum, rapor adı altında yabancı basın kuruluşlarının Türkiye bürolarında çalışan meslektaşlarımızı hedef göstermiştir. Söz konusu fişleme çalışmasında, meslektaşlarımızın haberleri ve sosyal medyadaki özel hesaplarından paylaşımları adeta cımbızlanarak not edilirken, Türkiye karşıtı bir noktada durdukları, bu amaca hizmet ettikleri algısı yaratılmaya çalışılmıştır. Çarpıtmalarla dolu, gazetecileri sırf mesleklerini yaptıkları için suçlayan bu fişlemenin kaynağına, yani yazan kişilerin konumları ve siyasi ilişkilerine baktığımızda, yaşananlar iki kat tehlikeli hale gelmektedir. SETA’nın yöneticileri doğrudan Cumhurbaşkanlığı ile ilişkili olup, çalışanların tamamı iktidarla paralel görüşlere sahiptir. Cumhurbaşkanlığı Güvenlik ve Dış Politika Kurulu Üyesi Burhanettin Duran, aynı zamanda SETA’nın Genel Koordinatörü konumundadır. Türkiye’de basının karşı karşıya kaldığı baskılar ve maddi zorluklar nedeniyle, hem habercilik hem de istihdam konusunda günden güne yok olduğunu görmezden gelip, ‘fişlemeciliği’ kendilerine iş edinmişlerdir.

Geçtiğimiz üç ay içinde, basın ve ifade özgürlüğünün ‘güvenlikçi’ çerçeveden değerlendirilmesi gerektiğini söyleyenlerden biri de partili Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan oldu. İstanbul’da Radyo Televizyon Gazetecileri Derneği’nin ödül töreninde yaptığı konuşmada, basının ‘özgürlük-güvenlik dengesini’ sağlaması gerektiğini savunan Erdoğan şunları söylemiştir: “Türk medyasının, milleti ile daha barışık bir düzlemi yakalaması önemlidir. İnşallah kendi bakış açısını genişlettikçe, dilini düzelttikçe, seviyesini yükselttikçe toplumdaki itibarını da güçlendirecektir. Biz de bu amaçla yeni medya düzeninin ihtiyaçlarına uygun kamu politikalarını İletişim Başkanlığımız ve diğer ilgili kurumlarımız vasıtasıyla hayata geçirmeye çalışıyoruz." Cumhurbaşkanı bu sözlerle hem hedeflediği ‘yeni medya düzeni’ hem de kendisine bağlı İletişim Başkanlığı’nın asıl fonksiyonunu ifade etmiştir. Uygulamalarını da gazeteciler bizzat yaşayarak görmektedir. Basın kartlarıyla ilgili yeni yönetmelik kapsamında Basın Kartları Komisyonu’nda görev verilen isimler, fişleme raporunu hazırlayan SETA’dan ya da bu rapora tepki göstermek yerine gazetecileri hedef gösteren yayın temsilcilerinden seçilmiştir. Komisyona meslekten seçilenlerin hepsi, iktidarın doğrudan etkisi altındaki basın kuruluşlarından ve iktidarla paralel görüşlere sahip kişilerden oluşturulmuştur.

Geçen üç ayda düşünce, ifade ve basın özgürlüğünü, varlık nedenine uygun yorumlayan olumlu bazı mahkeme kararlarına da şahitlik ettik. Anayasa Mahkemesi (AYM) burada önemli bir rol üstlenerek, basınla ilgili davalarda ‘özgürlükçü’ yorumlar yaparak, Türkiye’de kamu gücünü elinde bulunduran herkesin otoriter eğilim heveslisi olmadığını gösterdi. AYM, BirGün gazetesinin, Şırnak’ta 2015’teki operasyonlarda yaşamını yitiren Hacı Lokman Birlik’in polis aracının arkasına bağlanarak sürüklenmesi görüntülerine getirilen erişim engeline itirazı haklı bularak, ifade ve basın özgürlüğünün ihlal edildiğini karar verdi. Gezi eylemlerinin birinci yıl dönümü olan 31 Mayıs 2014 tarihinde Taksim’de düzenlenmek istenen etkinliğe polisin müdahale etmesi sırasında polis tarafından alıkonularak tekmelenen ve yüzüne biber gazı sıkılan Evrensel gazetesi muhabiri Erdal İmrek’in bireysel başvurusunu da haklı gören AYM, 17/25 Aralık döneminde yolsuzluk ve rüşvetle suçlanan 4 eski bakan hakkındaki araştırma komisyonuyla ilgili yayınlara getirilen yasağı da kaldırdı ve basın özgürlüğünü ihlal edildiğine hükmetti. Tüm olumsuz yargı kararlarının yanı sıra bu olumlu kararları da raporumuzda ayrıntılı olarak not ettik.

Düşünce, ifade ve basın özgürlüğüne bakış açısı ince bir eşiktir. Bu eşiğin bir tarafı, toplumsal birlikteliği özgürlükler ve farklı fikirler temelinde kurar. Kararların gerçeklerin bilgisiyle alınmasını, başta hukuk normları olmak üzere tüm hak ve sorumlulukların herkes için eşit düzeyde sağlanmasını öngörür. Diğer tarafı ise başta şeffaflıktan uzaktır. Fişlemeciliği ve suçlamaları esas alır, otoriter, sansürcü ve manipülatiftir. Basın özgürlüğü tehdit değildir, yarınlara güvenli bakabilmemizin teminatıdır!

Çağdaş Gazeteciler Derneği Genel Yönetim Kurulu


NOT: RAPORUMUZA "BELGE ARŞİVİ" BÖLÜMÜNDEN ULAŞABİLİRSİNİZ.


 
 
© Tüm Hakları Saklıdır. 2019   |   bilgi@cgd.org.tr