Cumhuriyet – 11 Nisan 1997
MERCEKLE BAKINCA / MAHMUT TALİ ÖNGÖREN
Tablolar
Son haftalarda Türkiye’de tablolar giderek daha büyük coşkularla sergilenmeye başlandı. Çağdaşlık tabloları, mutluluk tabloları, övünç tabloları…
Tablolann ilki Sevda-Cenap And Müzik Vakfı’nın Mehmet Başman başkanlığındaki ekibin düzenlediği, uzun yıllar unutulmayacak Beethoven’in 9. Senfonisi’nın dinletisiyle geldi. Cumhurbaşkanı Demirel bu eşsiz olayın adını hemen oracıkta koydu: “Çağdaşlık tablosu”.
İkinci tablo, Türkiye ulusal ayaktopu takımının Hollanda’yı devirmesiyle ortaya çıktı. Bunun adını da medya koydu: “Mutluluk tablosu”.
Üçüncü tablo ise geçen hafta Çankaya Köşkü’nde oluştu. Cumhurbaşkanı Demirel, sevgili Yusuf Kurçenli’nın yönettiği, Tarık Akan’ın sunduğu ve Özgen Acar’ın araştırmasını yaptığı “Karun Hazînesi” ve “Noel Baba Hazînesi” adlı iki filmi bir davetle sundu. Orada bulunan bir arkadaşım da bunun adını sundu: “Övünç tablosu”.
Türkiye hep çete – mafya – polis – devlet – yolsuzluk – hukuksuzluk sorunlarını yaşayacak değil ya, biraz da bu tabloları izleyerek coşsun diye düşünmekten kendimizi alamadık.
9. Senfoni dinletisi müthişti. Ayaktopu yengisi küçümsenemezdi. Cumhurbaşkanının sinemayla ilgili çağrısı görmezliğe gelinemezdi. Dinleti, enfes bir müzik şöleni olmanın ötesinde, siyasal bir tavır olarak da kendini gösterdi. Kimileri işin bu yanını ya yadırgadığını ya da sanata yakıştıramadığını söyledi.
Oysa sanat hangi dalda olursa olsun toplumların beğeni düzeyini geliştirdiği gibi halkları toplumsal açıdan devinimlendirmek zorunda da değil midir?
Kanımca, gerçekte yadırganması gereken noktayı “mutluluk tablosu”nda aramak gerekir. Başarılara susamış olan toplumumuz, ayaktopu karşılaşmasında Hollanda’yı devirdiğimizde hemen ayağa kalkarak sanki tüm sorunlarını çözümlemiş gibi kendinden geçmiştir. Gerçi bu ayaktopu karşılaşmasının sonucunu hiç de küçümsemeye gerek yok. Ne var ki böyle bir yengiyi her olumlu sonucun yerine koymanın da ne denli çaresizlik içinde kıvrandığımızı gösterdiğini yadsıyamayız.
Ya Cumhurbaşkanının “antika talanı”na verdiği önem ve sinemacılarımıza yaptığı çağrı? Bu da hiç alışık olmadığımız bir tablodur. Cumhurbaşkanı’nın çağrısına ciddiyetle ve önemle katılan filmcilerimizin Köşk’teki görünümleri de bu havayı çoğunlukla yansıtıyordu. Gerçekte, bu gibi davranışların topluma verdiği “duyuru” önemlidir. Antika talanı üzerinde duruluyor, sinema destekleniyor gibi…
Herhalde en baştaki “çağdaş Türkiye tablosu” ve Çankaya’daki sinemayla ilgili “övünç tablosu” ile Bursa’daki “mutluluk tablosu”nu eşdeğerde tutmamak gerekir. Ne var ki bu tabloların tüm olumluluklarına karşın da sevinçten sarhoşluğa kapılmaya kalkmamalıyız. Çünkü bu tablolara karşın önümüzdeki yolda korkunç sorunlar yine de bizleri bekliyor.
Üstelik ne 9. Senfoni ne de sinemaya Cumhurbaşkanı’nın sağladığı küçük, ama önemli destek henüz halka inmedi. Belki bunlar birer umut dolu başlangıç, öte yanda, halka günümüzde en çok yaklaşan davranış ise ayaktopundan başka bir şey değil. Türkiye henüz ayaktopu coşkusuyla uyutulmaktan kurtulamadı.
Basın tarihine ışık tutan önemli bir kitap: Orhan Koloğlu “Havas- Reuter’den Anadolu Ajansı’na”. Çağdaş Gazeteciler Derneği Yayınları, Ankara, 1997.


