Kürtler barikatlarda, canlı kalkanlar dağlarda: 'Devletin rahat durmasını bekliyoruz'
 31 Ağustos 2015, Pazartesi
t24.com.tr - 31 Ağustos 2015

Celal Başlangıç

Kürtler barikatlarda, canlı kalkanlar dağlarda: 'Devletin rahat durmasını bekliyoruz'


Çatışma bölgesinden izlenimler (2)

Diyarbakır Valisi Hüseyin Aksoy, Silvan'da "yurttaşların zarar görmemesi için sadece üç mahallede sokağa çıkma yasağı ilan ettiklerini" söyledi.

"Bir bilgi hatası olmasın" diye itiraz ettim, "Silvan'ın tümünde sokağa çıkma yasağı ilan ettiniz."

Vali Aksoy "Hayır" deyince bilgisayarımın ekranından, ilçe kaymakamı Murat Kütük'ün ıslak imzasıyla Silvan'ın tümüne ilişkin sokağa çıkma yasağı ilan eden kararınını gösterdim.

"Hay Allah" dedi, "Biz sadece üç mahalle için konuşmuştuk."

"Sansüre Karşı Gazeteciler Platformu"nun bileşenleriyle bize randevu veren Vali Aksoy'la makamında görüşüyorduk.

Vali Aksoy, Başbakanlık İnsan Hakları Üst Kurulu Sekreteryası'nda İçişleri Bakanlığı temsilcisi olarak görev yaptığı için insan haklarına ilişkin literatürü ustalıkla kullanıyordu. Hatta "Kimsenin ölmesini istemeyiz. Terörist bile olsa silahlarından arındırılıp yargıya sevk edilmelidir" diyecek kadar hukukun çerçevesi içersinde kalınmasına ne kadar özen gösterdiğini anlatıyordu.


Diyarbakır Valisi Aksoy ile gazeteciler heyeti görüsürken
Ancak Vali Aksoy'un sözleriyle bizim "arazide" gördüklerimiz birbiriyle pek uyuşmuyordu. Sanki bizim gördüğümüz Ortadoğu dolaylarında bir ülkeydi, Vali Aksoy'un anlattığı ise İskandinavya civarındaydı.

Ancak haksızlık da etmemek gerekiyor. Bölge öyle sorunlu bir alan ki, masa başında neyi tasarlarsanız tasarlayın, arazide aldığınız sonuç bambaşka olabiliyor; her açıdan...

İlk Durak Diyarbakır

Hem bölgede yaşananlara tanıklık etmek, gerçekleri "sansürsüz" görmek, hem de çatışmalı ortamda görev yapan medya mensuplarının durumunu yerinde izlemek üzere İstanbul'dan yola çıkmıştı Sansüre Karşı Gazeteciler Platformu heyeti.

Gezinin ev sahipliğini Merkezi Diyarbakır'da bulunan Özgür Gazeteciler Cemiyeti yapıyordu.

Platform bileşenlerinden Türkiye Gazeteciler Sendikası'nın Genel Başkanı Uğur Güç, DİSK Basın İş Sendikası'nın Genel Başkanı Faruk Eren, Çağdaş Gazeteciler Derneği'nin Genel Sekreteri Turgut Dedeoğlu'nun yanı sıra Milliyet'ten Mehveş Evin, Cumhuriyet'ten Ayşe Yıldırım, Evrensel'den Fatih Polat, Hürriyet Daily News'ten Özgür Korkmaz ve ben de bu gezinin katılımcıları arasındaydım.

Ancak, "Milliyet'ten Mehveş Evin" deyince bir parantez açmak gerekiyor. Çünkü Evin "Milliyet yazarı" olarak başladığı gezi bitip İstanbul'a döndüğü gün gazetedeki pek çok meslektaşı gibi işten atıldığını öğrendi.

Geçen hafta başı Diyarbakır'da Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanları Gültan Kışanak ve Fırat Anlı ile başlayan gezimiz Silvan'da, Lice'de, Fis Ovası'nda, Cizre'de, Silopi'de sürdü, İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şubesi Başkanı Raci Bilici, Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi ile devam etti, ve Diyarbakır Valisi Hüseyin Aksoy ile yaptığımız görüşmeyle sonlandı.

İlk görüşmeyi yaptığımız Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanlarından Gülten Kışanak bölgede yaşananları anlatırken "Silvan'dan ağlayarak döndüm" diyordu.

Çatışmalar başlayınca gittiği Silvan'dan ayrılırken beş yaşında bir kız çocuğu öyle bir sarılmış ki Kışanak'ın bacaklarına. Sanki Kışanak gidince yaşanılan çatışmanın ortasında can güvenliğinin tümüyle ortadan kalkacağını düşünerek "Başkan sen şimdi gidiyor musun?" diye...

Gözyaşlarını tutamadığını anlatıyor Kışanak.

Silvan'dan Lice'ye 'İnsan Hakları Alt Kurulu



'
Silvan'a girdiğimizde çatışmalar başladı başlayacaktı. Sokağa çıkma yasağı ilan edilmişti. Ancak üç mahallede değil ilçenin tümünde.

Bir yandan silah sesleri geliyor, diğer yandan polis araçları Silvanlılara "evlerinize girin" anonsu yapıyor, hatta TOMA'lar ve akrepler "dağılmazsanız müdahale edeceğiz" diye gazeteci kovalıyordu Silvan'ın sokaklarında.

Biz Lice'ye doğru yola çıktıktan sonra geride kalanlardan dinleyecektik koca ilçede nasıl bir şiddet yaşandığını, her yerin tarandığını, "teröristlerden ele geçen patlayıcıları imha ediyoruz" diye kentin hemen yanında bitmek bilmeyen patlama hikayelerini, çocukların yaşadığı korkuyu...

(Biz bunları yazarken bir son dakika haberi geliyordu Silvan'dan. Zırhlı araçlar geçerken patlatılan bomba 12 yaşındaki Fırat'ın ölümüne yolaçmış. PKK'lilerin patlattığı öne sürülüyor bombayı. Günlerdir bölgede yedi yaşındaki, dokuz yaşındaki çocukların öldürülmesini görmezden gelenler bu habere dört elle sarılıyor. İnsan ölümlerinde, hele sivil ölümlerinde, hele hele çocukların öldürülmesinde insanlığın çifte standardı yoktur. Özel Harekatçılar çocukları öldürünce susanlar, PKK'nin bir çocuğun ölümüne neden olduğu yolundaki iddia üzerine neredeyse zil takıp kınama ikiyüzlülüğünü gösteriyorlar. İster devletin güvenlik görevlileri, ister PKK'liler kim yaparsa yapsın, bu cinayetler aynı şiddetle kınanmalı, lanetlenmeli.)

Lice'deyse büyük bir suskunluk hakimdi. Gündüz çekilen güvenlik güçleri geceleri "nokta atışları"yla baskın yapıyordu evlere.

Yanımıza getirilen kişinin gözleri görmüyordu. Azmi Kumral'mış adı. Oğlu Mehmet Emin'in başına gelenleri anlattı büyük bir sıkıntıyla:

"Eczanede çalışıyordu oğlum. Olaylar başladığı zaman eczaneyi kapatıp eve gitmek istiyor. Telefonu da içerde unutmuş. Yolda çatışmanın ortasında kalıyor. 'Bari amcamlara gideyim' diyor. Bu arada vuruluyor. Eczanenin üstünde oturan çocukluk arkadaşı vurulduğunu görünce koşup yardım istiyor. O esnada siyah camlı bir araba duruyor yanlarında, hastaneye götürüyor oğlumu. Sonra hastaneyi özel harekat timleri basıyor. Sabah altıda helikopter gelip yaralı oğlumu Diyarbakır'a götürüyor. Fakültenin araştırma hastanesinde, özel tim gözetiminde yedi gün kalıyor orada. Bir gece Diyarbakır'dan buraya getiriyorlar. Mahkeme de tutukluyor oğlumu."

Benzer bir öyküyü Lice çıkışında da dinliyoruz. Helikopterlerden atılan, kimine göre ateş topları, kimine göre de kimyasal bir tozla çıkartılan orman yangınlarından biri kentin biraz dışındaki bir lokantaya doğru yayılıyor.

Lokantada garson olarak çalışan bir kişi de söndürmeye çalışıyor yangını. O sırada helikopterlerden atılan bir bombanın şarapneli suratında patlıyor. O da aynı Azmi Kumral'ın oğlu gibi önce hastaneye, sonra emniyete, oradan mahkemeye götürülüp tutuklanıyor.

Anlaşılan Diyarbakır Valisi Aksoy'un daha önce görev aldığı İnsan Hakları Üst Kurulu'ndan Lice'deki "alt kurul"un payına düşen buymuş.

Akşam, hava karardıktan sonra başına gelecekleri bekleyen, ama inançlarını hiç kaybetmeyen insanları geride bırakarak Lice ile Hani arasındaki "Huri" köyünün üzerinde bekleyen "canlı kalkan"ların bulunduğu yere doğru gidiyoruz.

PKK'nin kurulduğu Fis Ovası'ndan meslektaşların sorularına


Burası Lice'den 22 kilometre uzakta bir nokta. Geçtiğimiz tepenin üzerinde bir direkte Öcalan'ın posteri var. Zaten köyün bulunduğu Fis Ovası, PKK'nin ilk kurulduğu yer. Bir tepede gerillalar var, diğer tepede askerler. İşte bu iki mevzinin arasına da "canlı kalkan"lar yerleşmişler.

Çadırları, battaniyeleri, ocakları, sırt çantalarıyla ilk bakışta "arkadaşlar buraya kamp kurmuş" görüntüsü veriyorlar.

Ancak işin gerçeği pek öyle değil. Bu "kamp", askerlerin gerillaları, gerillaların da askerleri öldürmemesi için tam da iki cephe arasındaki koridora, "sızma"ları önlemek amacıyla kurulmuş.

17 yaşındaki gençten, 80 yaşındaki kadına; sadece bölgeden değil; İzmir'den, Bursa'dan, Ankara'dan, İstanbul'dan gelmiş farklı etnik kökene, mezhebe, siyasi anlayışa sahip insanlar, gençlerimiz daha fazla ölmesin, diye bedenlerini siper etmişler.

1980'li yıllardan bu yana yaşanan savaşta beş çocuğunu yitiren Sakine ana da 80'lere gelmiş yaşına karşın bir "yiğitlik anıtı" olarak kilimden bir yaygının üzerinde dimdik duruyor, dimdik konuşuyor:

"40 yıldır bunları yaşaya yaşaya ömrümüz tükendi. Kürt olmaktan, Kürtçe konuşmaktan başka kusurumuz yok. Ya bizi kökten imha edersiniz ya da haklarımızı verirsiniz. Erdoğan beni AKP'ye çağırdı. Randevusunu kabul etmediğim için bana üç ay hapis cezası verildi. Türkiye'de herkes evlat acısını görmeden yaşasın."

Sakine ana anlatıyor. O yaşta öyle bir dinamizmi, öyle bir inanç patlaması yaşıyor, derdini o kadar güzel anlatıyor, öyle "sır" konuşuyor ki, bazen kimi kastettiğini anlayamıyoruz:

"Adam katil. Gerilla cenazesi gelmezse, asker cenazesi gelmezse deliye dönüyor."

Yüzlerce kişi var "canlı kalkan" olmak için. Hemen hemen hepsini Kürtler, sosyalistler, demokratlar oluşturuyor. İyi ki Kürt analarını yalnız bırakmamışlar dedirtecek insanlar var; Türkiye'nin batısından gelmiş ilericilerin, sosyalistlerin yanı sıra 78'liler Girişimi'nin "delikanlıları" da katılmış "canlı kalkan" seferberliğine.

Helikopterlerden, asker mevzilerinden bulundukları yerlere onları korkutmak için defalarca ateş açılmış. Ama yine de terketmemişler "barış mevzileri"ni.

Bursa'dan gelen bir genç bulunulan durumu anlatıyor yanımıza gelerek:

"AKP tek başına iktidar olmak için Kürtleri teslim almak istiyor."

"Canlı kalkanları" geride bırakıp Diyarbakır'daki "meslektaşlarla toplantı"ya biraz gecikmeli dönüyoruz. Arkadaşlar bekliyor. Bölgedeki gazetecilerin çalışma koşullarını biraz da onlardan dinlemek istiyoruz.

Birbirinden ilginç öyküler anlatıyorlar, saptamalar yapıyorlar.

Meslektaşlarımızın anlattığına göre bölgede itibarsızlaştırmaya çalışılan üç meslek grubu var. Birincisi gazeteciler, ikincisi avukatlar, üçüncüsü de sağlıkçılar.

Bölgedeki bir gazeteci arkadaşımız ilginç bir saptama yapıyor:

"Çok partili hayata geçildiğinden beri Kürdistan kime oy verdiyse o parti iktidar olmuş."

Yakındıkları konular, gazetecilik yapma olanaklarını tümüyle ortadan kaldıracak koşullar:

"Devlet yine içine kapandı. 90'lı yıllardaki gibi. Vali telefona çıkmıyor. Hastanelerden bilgi alamıyoruz. Sokağa çıkma yasakları çalışma alanlarımızı daraltıyor. İnternet, cep telefonları kesiliyor. Tehdit altındayız, çelik yelek giyinme ihtiyacı hissediyoruz. Başımızda kasklar olmalı ama medya kuruluşlarının merkezleri bunu umursamıyor. Polisin gazetecilere karşı şiddeti had safhada. Biz haberleri veriyoruz ama merkezlerimiz yayınlamıyor. Hiç vermediğimiz haberler devlet kaynaklı bazı odaklar tarafından veriliyor. Onlar haber olarak yayınlanıyor."

Cizre ve Silopi'de hendekler, barikatlar ve işgalciler!



Bir gün sonra hedefimizde Cizre ve Silopi vardı ama gidince gördük ki, zaten bu iki ilçe sadece bizim değil, devletin güvenlik güçlerinin de hedefindeymiş!

Çünkü Cizreliler de Silopililer de "özyönetim"lerini ilan etmişlerdi.

"Devlete karşı değiliz" diyorlardı ama bir talepleri vardı:

"Böyle devlet olma anlayışına, böyle yönetilme anlayışına karşıyız.

"Kaderlerini tayin haklarını" kullanmak için yıllardır her şeyi yapmışlardı. İlk "serhildanlar"a çıkmışlardı, 1990'lı yılların Newrozlarında kitle halinde katliama uğramışlardı, faili meçhullerin, gözaltında kayıpların neredeyse bölgedeki birkaç "başkentinden" biri olmuşlardı. Artık "yeni bir hayat" istiyorlardı ve bu yüzden HDP'ye yüzde 90'lar, hatta daha üstünde oy vermişlerdi. Ama şimdi geçmişin aynı ceberrut devleti üzerlerine çullanıyordu zulüm ve kan olarak.

Mahalle mahalle yapılan operasyonlardan, özel harekat timlerinin özellikle "genç sivilleri" öldürmesinden, sonrasında da haklarında yasal bir işlem bile yapılmamasından yakınıyorlardı. Yani "faili meçhul"ler, Başbakan Davutoğlu'nun "çözüm sürecinin güçlendirilmesi için çıkarılıyor" dediği İç Güvenlik Yasası'ndan sonra "Faili Kanun" haline gelmişti.



En büyük yakınmaları da yaşadıkları gerçekliğin, uğradıkları katliamın Türkiye'nin "merkez medyası"nda ve "AKP merkezli medyası"nda tümüyle ters yüz edilmiş biçimde sunulmasıydı.

Bölgeye ilişkin çok somut bir saptamaları vardı:

"Siyaset kurumu Kürdistan'da iflas etti. Kendini ifade edemiyor. Bu yüzden halk "özyönetim" talep ediyor. Hendek kazıp barikat kuruyor. Çünkü o yollar kapanmasa mahallelere giren özellikle özel harekat timleri evlerimizi kurşunluyor, çocuklarımızı öldürüyor."

Cizre'nin bir yüzü Gabar Dağı'na, diğer yüzü Cudi Dağı'na bakıyor. Cizre tarafından bakınca hem Gabar'da, hem de Cudi'de kül olmuş alanlar görülüyor. Silopi'nin yüzü Cudi Dağı'na dönük. Oradan da yanmış ormanlar eski yeşil doğanın yerini almış. Devlete çok kızgınlar:

"Hem yaktılar, hem de söndürmemize izin vermediler."

Aklıma 1990'lı yıllar geldi. O zaman da orman yakmak serbestti, orman yangınını ihbar edenleri "PKK'ye yardım ve yataklıktan içeri alıyorlardı."

"Tehdit altındayız" diyordu Cizre Kent Meclisi Eşbaşkanı Mehmet Tunç, "Özyönetim deklarasyonunu okuduktan sonra arabam tarandı. Halbuki bu yapıyı biz 2005'ten beri uyguluyorduk."

Cizre'de, Silopi'de girdiğimiz mahalle aralarında insanlar hendek kazmışlar, kayalarla ve kum torbalarıyla barikatlar oluşturmuşlar, hatta keskin nişancılardan korunmak için sokak girişlerine örtüleri bir bayrak gibi asmışlar. Zaten bu bölgedeki devlet kurumlarının neredeyse hepsinin çatılarına kum torbalarından siperler yapılmış, arkalarına keskin nişancılar yerleştirilmiş.

Keskin nişancıların vurduğu, öldürdüğü insan hikayeleri anlatılıyor burada. Sanki Beyrut sokakları, sanki işgal ordusu bazı kentlere girmiş gibi...

Yeniden yandaş 'Anadolu'dan görünüm'



HDP Silopi İlçe Başkanı Ali Balın karşısında bir gazeteci heyeti görünce yakınmaktan kendini alamıyor:

"1990'lı yılların Anadolu'dan Görünüm tadındaki programlar bizi üzüyor."

Aslında kastettiği o yıllarda TRT'de özel harbin propagandisti Ertürk Yöntem ve avanesinin yayınladığı bir "haber savaş programı"ydı. Şimdi onun yerini AKP'nin yandaş medyası almış, "özel harp" haberlerini, programlarını halka haber diye sunuyorlar. Deyin ki 28 Şubat'ın Ali Kırca'sı...

Yaşanan bütün saldırılara karşın umutluydu Balın:

"Ordudan, subaylardan savaşa karşı gelen tepkiler savaşın içindekilerin bizi anladığını 

Ama Silopi'deki HDP yöneticilerinin anlatttığı yaşanan başka gerçekler de var:

"7 Ağustos'ta bir sabah telefondaki feryatlarla uyandık. İnsanların evleri yanıyor. İtfaiye sokulmuyor. Yaralılar var, ambulanslar geçirilmiyor. Hastanedeki doktorların kafasına silah dayanıyor. Hastaneye getirilen yaralılar infaz ediliyor, getiren vuruluyor. Silopi yanıp yıkılıyor. Ancak işin ilginci bunların hiçbirini yapan ne Silopi'deki askerler, ne polisler, ne de Özel Harekat Timleri. Bunları yapanlar dışarıdan gelen Özel Harekatçılar."

Zaten kaymakamların, valilerin olaylar sırasında HDP milletvekillerine verdikleri "Bu bizi aşıyor, operasyon Ankara'dan yapılıyor" yanıtı da, bizim Silvan'la ilgili sokağa çıkma yasağına üç mahallede mi, yoksa bütün ilçede mi, tartışmasına başka bir gözle bakmamıza yol açıyor.

Silopi'de özel harekatçıların rastgele ateş açtığı mahalleleri, hatta girdikleri evde kimseyi bulamayınca kurşunladıkları Kuran'ı Kerimleri, işte bu yüzden kazdıkları siperleri, kurdukları barikatları gösteriyor insanlar.

Hatta, "Polis panzeri görünce şeytan taşlar gibi taşlıyor çocuklarımız, o hale geldi" diye anlatıyorlar.

Yakılmış, yıkılmış, sonunda da özellikle gençlerin hendek kazdığı, barikat kurduğu sokaklarda geziyoruz. Engin Armağan çıkıyor karşımıza koltuk değneğiyle. Evinde otururken polis kurşunuyla vurulmuş. Evinin demir kapısında kocaman bir mermi deliği var. O sabah işe gitmeden önce kahvaltı ediyormuş. Kapıyı delen bir kurşun iki baldırını parçalamış. Engin'in beş çocuğu var. İşi hamallık, kim bilir ne kadar çalışamayacak!

Ensesinde bomba patlamış küçücük çocuklar, yaralı insanlar var "bölge"nin evlerinde, sokaklarında.

Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi ve yönetim kurulu üyeleri, İHD Diyarbakır Şube Başkanı Raci Bilici ve insan haklarına akıl, yürek ve can güvenliklerini koymuş üyeleri tek tek bütün hak ihlallerini ortaya çıkartmaya çalışıyorlar büyük bir çabayla.



Haftanın son iki iş günü de Özgür Gazeteciler Cemiyeti'nde İstanbul'dan, Erzurum'dan, Adana'dan, Gaziantep'ten, Van'dan, Hakkari'den gelen kimi üniversite öğrencisi, kimi sosyoloji ya da iletişim mezunu , yaşları 20'lerde olan 25 genç gazeteci ve adayıyla Röportaj Atölyesi kurduk.

40 yıllık dostum yazar, kültür insanı Şeyhmus Diken rehberliğinde "arazi çalışması için" Sur içini gezdik. Memlekette gazeteciliğin bittiğini düşünenler için büyük bir umut ışığıydı genç gazeteci adayları.

Sansüre Karşı Gazeteciler Platformu'nun heyeti bütün bu yaşananları bir rapora dönüştürerek elbette hem bütün ülkeye, hem de uluslararası kuruluşlara bütün çıplaklığıyla yansıtacak.

Ama bugünlerde bölgede Kürtler barikatlarda, canlı kalkanlar dağlarda...

Gazetecilerle televizyoncuların; hala daha insanın, barışın en yaşamsal değer olduğuna inananları da; yalanlara, zulme, diktatörlüğe karşı hayatın barikatlarını kuruyor, faşizan bir anlayışa karşı "canlı kalkan" oluyordu.

Sonuç olarak bugünlerde bölge; baskı, şiddet, çatışma ve kan revan içersinde. Ancak bölge halkının özgüveni de her şeye karşın geçmiş dönemlerden çok daha fazla yerinde. Umutlarını gerçekleştireceklerine sonuna kadar inanıyorlar. Bu yüzden her şeye karşın direnmeyi seçmişler, gelecek güzel günler için. Silopi'de yaşlı bir yurttaşın "Bu devletten ne bekliyorsunuz?" sorusuna verdiği yanıt; aslında barikatlarda direnen, asker olsun, PKK'li olsun hiçbir genç ölmesin diye bedenini canlı kalkan olarak mermilerin önüne koyan bütün bölge halkının talebini dile 

"Biz bu devletin rahat durmasını bekliyoruz."


Haberin linki:
http://t24.com.tr/yazarlar/celal-baslangic/kurtler-barikatlarda-canli-kalkanlar-daglarda-devletin-rahat-durmasini-bekliyoruz,12630
 
 

ÇGD ödülleri sahiplerini buldu: Bedel ödeyen gazeteciler için
t24.com.tr - 27 Nisan 2018
Cumhuriyet'e ceza yağdı; gazetecilik örgütlerinden tepki: Haber alma hakkı bitiriliyor
t24.com.tr - 26 Nisan 2018
"Aydın Doğan sendikasızlaştırdı, Demirören gazetecisizleştirecek"
t24.com.tr - 23 Mart 2018
Bennu Yıldırımlar: Sinema parasız olmuyor
t24.com.tr - 28 Şubat 2018
Mediha Olgun ile Sözcü'nün yolları ayrıldı: Çok teşekkür ediyorum beni çıkardıkları için
t24.com.tr - 9 Şubat 2018
Hürriyet, tecrübeli muhabir Nurettin Kurt'un işine son verdi
t24.com.tr - 25 Aralık 2017
"Türk foto muhabirin kıymeti bilinmedi değil, ama hep dış dünyada"
t24.com.tr - 19 Aralık 2017
Yirmi4.com güçlü kalemleriyle yayına hayatına başladı
t24.com.tr - 10 Aralık 2017
Turkuvaz Medya Grubu'ndan yasak: Cumhuriyet ve Sözcü satılmıyor
t24.com.tr - 14 Ekim 2017
Hürriyet Okur Temsilcisi: Medya görevini hakkıyla yerine getiremedi; darbeye karşı çıkmak yetmez
t24.com.tr - 28 Ağustos 2017
AKP 16 yaşında; 'Erdemliler Hareketi'nden 'metal yorgunluğu'na, darbe girişiminden OHAL'e neler yaşandı?
t24.com.tr, İnan Ketenciler - 14 Ağustos 2017
ÇGD Genel Başkanı: Türkiye tutuklu gazeteci borsası gibi!
t24.com.tr - 5 Ağustos 2017
İddianameden: 1991 doğumlu gazeteci 3 yaşında 'Marksizm' kitabı yazdı!
t24.com.tr - 4 Ağustos 2017
Gazeteci Kaplanoğlu 'araç yok' diye mahkemeye götürülmüyor!
t24.com.tr - 2 Ağustos 2017
Aydın Engin: Cezaevlerinde 151 Murat Sabuncu var
t24.com.tr - 2 Ağustos 2017
"Cumhuriyet davasının bazı basın kuruluşları tarafından görmezden gelinmesini anlamaya başladım"
t24.com.tr - 26 Temmuz 2017
Basın örgütleri: Farklı ülkelerin izlediği Cumhuriyet davasını Türkiye'de haber yapmayan medyayı kınıyoruz, utanç verici
t24.com.tr, Miray Tamer - 24 Temmuz 2017
CHP'li İlgezdi Medya ve Özgürlük Raporu’nu açıkladı
t24.com.tr - 24 Temmuz 2017
TGC: Halkın haber alma özgürlüğü serbest kalsın istiyoruz
t24.com.tr - 22 Temmuz 2017
ÇGD medya raporunu açıkladı: İşte basının 3 aylık bilançosu
t24.com.tr - 21 Temmuz 2017
OHAL'de sene-i devriye; 1 yılda neler oldu?
t24.com.tr - 19 Temmuz 2017
'Adalet Yürüyüşü'ne, yeni katılımlar yaşandı; yüksek hava sıcaklığı nedeniyle fenalaşanlar oldu!
t24.com.tr, Gonca Tokyol - 30 Haziran 2017
Basın örgütleri, Sözcü çalışanlarının tutuklanmasına tepki gösterdi
t24.com.tr - 27 Mayıs 2017
"Yaşar Kemal'in son sözleri vasiyet gibi"
t24.com.tr - 21 Mayıs 2017
Cumhuriyet: Özgürlüklerinden mahrum 200 gün; özgürlük, hemen!..
t24.com.tr - 18 Mayıs 2017
Basın örgütlerinden "Oğuz Güven'i serbest bırakın" çağrısı
t24.com.tr - 17 Mayıs 2017
CHP'li Yarkadaş: Mayısın ilk 12 gününde gazetecilik konusunda 15 hak ihlali yaşandı
t24.com.tr - 13 Mayıs 2017
Dünya Basın Özgürlüğü Günü'nde Türkiye'deki tutuklu gazetecilerin serbest bırakılması istendi
t24.com.tr - 4 Mayıs 2017
Yayınevi değil cezaevi; tutuklu gazeteci ve yazarlar aylardır iddianame bekliyor!
t24.com.tr - 31 Mart 2017
Basın örgütlerinden Erdoğan'a: Suç bulamıyorlar ki tutuklu gazeteciler hakkında halen iddianame yok
t24.com.tr - 23 Mart 2017
Çağdaş Gazeteciler Derneği'nden Cumhuriyet'e 3 ödül
t24.com.tr - 21 Mart 2017
Çağdaş Gazeteciler Derneği ödülleri, sahiplerini buldu
t24.com.tr - 19 Mart 2017
Hürriyet yönetiminde devir-teslim; Sedat Ergin, görevini Fikret Bila'ya devretti
t24.com.tr - 1 Mart 2017
Hürriyet'te Sedat Ergin dönemi bitti, yeni Genel Yayın Yönetmeni Fikret Bila
t24.com.tr - 28 Şubat 2017
Şubat ayında 24 gazeteciye soruşturma; 19 gözaltı, 4 tutuklama!
t24.com.tr - 28 Şubat 2017
ÇGD gazetecilik ödülleri açıklandı; Dayanışma Ödülü, tutuklu gazeteci Ahmet Şık’a
t24.com.tr - 13 Şubat 2017
“Bir sonraki aşama, saray odalarında haber başlıklarına karışılması mı?”
t24.com.tr - 3 Şubat 2017
"Cumhuriyet ve Milliyet'in okur temsilcileri gazetecilik yapamaz hale getirildi"
t24.com.tr - 30 Ocak 2017
24'üncü 24 Ocak; Uğur Mumcu katledilişinin 24. yılında anılıyor
t24.com.tr - 24 Ocak 2017
Uğur Mumcu Ödülleri sahiplerini buldu
t24.com.tr - 23 Ocak 2017
Ahmet Şık'ın annesi: 3 oğlum da hep ezilenin yanında oldu, eğer bu suçsa ne diyeyim...
t24.com.tr - 2 Ocak 2017
O mesajdan 8 ay sonra Hürriyet Ankara Temsilcisi değişti; Deniz Zeyrek'in yerine Hande Fırat geldi
t24.com.tr - 21 Aralık 2016
"Yasaklar Silivri Cezaevi'nin dışında da bizleri buldu"
t24.com.tr - 11 Aralık 2016
Tutuklu gazeteciler için Silivri'de yapılacak açıklamaya valilik engeli
t24.com.tr - 10 Aralık 2016
G-9 Gazeteci Örgütleri Platformu: Bugün gelinen noktada avlanacak cadı bile kalmadı!
t24.com.tr - 1 Kasım 2016
Okurlar, gazeteciler, milletvekilleri Cumhuriyet için bir arada
t24.com.tr - 31 Ekim 2016
T24 yazarı Hasan Cemal ve Genel Yayın Yönetmeni Doğan Akın'ın sürekli basın kartları iptal edildi!
t24.com.tr - 30 Ekim 2016
“Yabancılara zahmetle anlatılan FETÖ, ifade özgürlüğü manzarası karşısında suya yazılan yazı gibi!”
t24.com.tr - 25 Ekim 2016
ÇGD: Basın kuruluşları üzerinde idarenin baskısı, teröre dönüşmüştür
t24.com.tr - 6 Ekim 2016
"Adalet olmadan, zulüm bitmeden, yüreğinde sevgiye yer olmayanlarla barış gelir mi?"
t24.com.tr - 1 Eylül 2016
Vuruldu ey halkı unutma: Uğur Mumcu 74 yaşında...
t24.com.tr - 22 Ağustos 2016
Özgür Gündem'in kapatılmasına tepkiler
t24.com - 16 Ağustos 2016
Özgür Gündem'in 12 nöbetçi eş yayın yönetmenine soruşturma; 5 gazeteci ve avukat ifade verdi
t24.com.tr - 31 Mayıs 2016
İMC TV Haber Müdürü Hamza Aktan adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı
t24.com.tr - 30 Nisan 2016
'Heyecanlı' olduğu gerekçesiyle tutuklanan JİNHA muhabiri Beritan Canözer'in ilk duruşması yarın
t24.com.tr - 28 Mart 2016
Basın örgütleri “Habere özgürlük istiyoruz!” kampanyası başlattı
t24.com.tr - 9 Mart 2016
Gazetecilerden Mazlum Dolan için Diyarbakır Valiliği'ne mektup
t24.com.tr - 19 Şubat 2016
Sur’da mahsur kalan DİHA muhabiri Mazlum Dolan gözaltına alındı
t24.com.tr - 19 Şubat 2016
Cumhuriyet gazetesine 3 ödül birden
t24.com.tr - 16 Şubat 2016
Uğur Mumcu 23 yıl önce bugün katledildi: Vurulduk ey halkım, unutma bizi...
t24.com.tr - 23 Ocak 2016
AKP’nin çıkmazı içinde unuttuğu ‘İslamcı yazarlar’ ve A. Turan Alkan’ın yazısı
t24.com.tr - 16 Aralık 2015
Kürtler barikatlarda, canlı kalkanlar dağlarda: 'Devletin rahat durmasını bekliyoruz'
t24.com.tr - 31 Ağustos 2015
Kürtler kapsama alanı dışında!
t24.com.tr - 25 Ağustos 2015
Can Dündar'ın, işten çıkardığı editör Tokaçoğlu'nu sigortasız çalıştırdığı iddia edildi
t24.com.tr - 8 Ağustos 2015
Ve Cüneyt Özdemir Kanal D Ana Haber'den alındı!
t24.com.tr - 7 Ağustos 2015
Basın özgürlüğü
t24.com.tr - 21 Temmuz 2015
Türkiye’nin basın özgürlüğü karnesi düzelmiyor
t24.com.tr - 3 Mayıs 2015
‘Bazı gazeteler meslek etik kurallarına uymayarak iktidar sözcülüğüne girişti’
t24.com.tr - 5 Nisan 2015
Utku Çakırözer, Cumhuriyet Genel Yayın Yönetmenliği’nden alındı!
t24.com.tr - 30 Ocak 2015
Vurulduk ey halkım, unutma bizi...
t24.com.tr - 24 Ocak 2015
Uğur Mumcu, 21 yıl önce bugün katledildi
t24.com.tr - 24 Ocak 2014
Gazetecinin, Erdoğan'dan aldığı bayram harçlığı Twitter'da tartışılıyor
t24.com.tr - 15 Ekim 2013
Ahmet Abakay: Annem, Ermeni olduğunu 82 yıl boyunca sakladı...
t24.com.tr, Hazal Özvarış - 26 Eylül 2013
Oral Çalışlar'ın 12 Eylül'de Aydınlık için Kenan Evren'e yazdığı mektup
t24.com.tr, Hazal Özvarış - 26 Eylül 2013
'Oyla kafa tutan Mursi demokrasinin seçimden ibaret olmadığını anladı mı?'
t24.com.tr - 4 Temmuz 2013
Çağdaş Gazeteciler Derneği Ödülleri sahiplerini buldu
t24.com.tr - 1 Şubat 2013
10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü kutlu olsun!
t24.com.tr - 10 Ocak 2013
Polis Akademisi polis muhabiri yetiştirecek
t24.com.tr - 25 Eylül 2012
Başka bir gazetecilik mümkün! Türkiye'nin 24 kalemi T24'ü yazdı
t24.com.tr, Hazal Özvarış - 3 Eylül 2012
AKP'den basın özgürlüğüne sınırlama getirecek teklif!
t24.com.tr - 13 Temmuz 2012
KCK savcısı devletin imajını bozan haberleri 'terör suçu' saydı!
t24.com.tr - 14 Mayıs 2012
Pozantı Belediye Başkanı çocukları değil, ilçenin itibarını düşünmüş!
t24.com.tr - 3 Mart 2012
Müge Anlı'ya Dava Açılıyor!
t24.com.tr - 24 Ekim 2011
Doğan Yurdakul, ring aracıyla cenazeye katıldı
t24.com.tr - 18 Eylül 2011
Can Yücel'e daha görkemli mezar yapılacak
t24.com.tr - 21 Ağustos 2011
Cumhuriyet çizeri Musa Kart, Erdoğan'ı yine kızdıracak
t24.com.tr - 3 Haziran 2011
Yakınları Defne Joy Foster'ı anlattı!
t24.com.tr - 6 Şubat 2011
Hıncal Uluç'a 'su testisi' tepkisi!
t24.com.tr - 5 Şubat 2011
Balbay yerine Çakırözer getirildi
t24.com.tr - 12 Nisan 2010
 
 
© Tüm Hakları Saklıdır. 2018   |   bilgi@cgd.org.tr