Cumhuriyet gazetesi yönetici ve yazarları hakim karşısında
 24 Temmuz 2017, Pazartesi
ntv.com.tr - 24 Temmuz 2017

Cumhuriyet gazetesi yönetici ve yazarları hakim karşısında



NTV,ntv.com.tr,Anadolu Ajansı,DHA

Cumhuriyet gazetesinin yazar, yönetici ve çalışanlarının aralarında bulunduğu 12'si tutuklu 19 kişi ilk kez hakim karşısında... Savunma yapan Kadri Gürsel, Akın Atalay ve Musa Kart haklarındaki iddiaları reddettiler.

Cumhuriyet gazetesi yönetici ve yazarlarının yargılanmasına başlandı. 12'si tutuklu 19 sanık, 8.5 ay sonra hakim karşısına çıktı.

İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesince büyük salonda yapılan duruşmaya, tutuklu sanıklar Akın Atalay, Ahmet Şık, Bülent Utku, Kadri Gürsel, Mehmet Murat Sabuncu, Önder Çelik, Hacı Musa Kart, Hakan Karasinir, Mustafa Kemal Güngör, Güray Tekin Öz, Turhan Günay ve "jeansbiri'' hesabının sahibi Ahmet Kemal Aydoğdu ile tutuksuz sanıklar Aydın Engin, Bülent Yener, Günseli Özaltay, Mehmet Orhan Erinç ve Hikmet Aslan Çetinkaya katıldı.

Tarafların avukatları, bazı CHP ve HDP'li milletvekileri ile kimi Avrupa Parlementosu vekillerinin de izleyici olarak katıldığı duruşmaya, firari sanıklar Can Dündar ve İlhan Tanır ise gelmedi.



Çok sayıda yerli ve yabacı basın mensubunun da takip ettiği duruşmaya, sanıklara destek vermek amacıyla gelen bir kısım izleyici katılımcı sayısının fazla olması nedeniyle salon dışında kaldı. Duruşmada sanıkların yoklama ve kimlik tespiti yapıldı.

Savunmalara geçilmeden önce Cumhuriyet gazetesi avukatlarından avukat Abbas Yalçın dava gününe kadar olan 9 aylık süreci özetledi.

Avukat Yalçın, "Bir sabah azılı bir suçlu olarak uyandırılıyorsunuz, evinize geliniyor. Gözaltına alınıyorsunuz ne suç işlediğinizi bilemeden avukatınızı ailenizi göremeden 5 gün bekliyorsunuz. O an masumiyetinizi anlatmak ve kanıtlamak zorunda kalıyorsunuz. Evinizden de alınsanız kaçacağınız şüphesiyle tutuklanıyorsunuz. Ya bir başınıza, şanslıysanız tanıdığınız biriyle hücreye atılıyorsunuz. Gökyüzü telle kapatılmış durumda. Avukatınızla 1 saat görüşebiliyorsunuz. Bu hikayede ne vicdan, ne hak, ne hukuk var" dedi.



GÜRSEL: BYLOCK KULLANDIKLARINI BİLMEM MÜMKÜN DEĞİL

Murat Sabuncu, evraklarına jandarma ekiplerinin el koyduğu gerekçesiyle savunma yapmadı. Duruşmada ilk savunmayı Kadri Gürsel yaptı.

Hakkındaki iddiaları reddeden Gürsel, şöyle konuştu: "Bylock kullanıcısı 92 kişi ve haklarında FETÖ soruşturması 21 kişi ile iletişim kaydı bulunduğu iddiası gerçek dışıdır. 85 kişi bana bir defaya mahsus SMS atmıştır, 17 kişi de beni aramıştır. Bana SMS atanlara cevap vermediğim için benim onlarla iletişim kurduğum iddiası kabul edilemez. Bu SMS'lerin tamamı 27 Temmuz ve 1 Ağustos tarihlerinde gönderilmiştir. 77 kişiden 5 günde 150 SMS geldiği görülüyor. Bu yoğunluğun nedeni, o dönemde emniyetteki FETÖ yapılanmasını hedef alan ilk büyük tutuklamalara karşı cemaat mensuplarının gazetecilere yönelik olarak bir medya kampanyası düzenlemiş olmalarıdır. Bu kişilerin benimle irtibat kurma çabaları vardır. Benimle iletişim kurma çabalarının bağımsız ve eleştirel bir gazeteci olmamdan kaynaklandığını düşünüyorum. Ama bu çabaları sonuçsuz kalmıştır. İletişim kaydı bulunduğum iddia edilen 112 kişiden sadece 8 ile iletişim kaydım vardır. 5'i ile meslek nedeniyle görüştüğüm oldu. Bu kişilerin Bylock kullanıcısı olduklarını bilmem mümkün değildir.

"GAZETECİLİK SUÇ DEĞİLDİR"

Hiç unutulmamalı ki gazeteciler meraklı kişilerdir ve herkesle görüşebilmelidirler. Bunun adı gazeteciliktir ve gazetecilik suç değildir. İki kişiyi ben aradım. Biri Mehmet Altan'dır, babasının ölümünden dolayı başsağlığı için aramıştım. Diğeri de Mümtazer Türköne'dir, onu da geçmiş olsun dilemek için aramıştım. Bu asılsız iddianame, iktidara yakın gazetelere servis edilmiştir. Yalan haberle itibarsızlaştırılmak istendiğim aşikardır. İddia makamı hakkımdaki HTS kayıtlarını inceleme gereği duymamıştır. Asılsızlığını bilerek iddianameye koyduysa görevini kötüye kullanmıştır iddia makamı. Bu suçlamalar her türlü mesnetten yoksundur."



"34 GÜNDE YAYIN POLİTİKASI NASIL DEĞİŞTİRİLİR?"

Kadri Gürsel, "Benim yayın danışmanlığım ile gazetenin sözde yayın politikası değişikliğiyle ilişki kurmak abesle iştigaldir. Görevine 27 Eylül 2016'da başlayıp sadece 34 gün görevde kalmış bir kişinin yayın politikasını değiştirmesi nasıl mümkün olur? 5 ay köşe yazarlığı yapıyor olmam da yayın politikasını değiştirmeye etki etmez. Yenigün Haber ajansı imza yetkilisi olmadığım halde polis fezlekesinde bu şekilde yazılması görevi kötüye kullanmaktır" diye konuştu.

BERAATİNİ İSTEDİ

Gürsel, Türkiye'de otoriterleştiğine yönelik algı yaratmakla ilgili iddiayı da kabul etmeyerek "Hukuki değil, siyasi bir suçlamadır. Türkiye'deki rejimin otoriterleştiği iddiasını değişik dönemlerde yazılarımda belirttrim. Maalesef bu öngörüm gerçekleşti. Aksi halde mesnetsiz suçlamalarla 9 ay sonra mahkeme çıkarak savunma yapıyor olmazdım. Uzun tutukluluk yoluyla cezalandırma başlı başına insan hakkına aykırıdır. Beraatime karar verilmesini talep ediyorum" dedi.

Gürsel'in savunmasının ardından Cumhuriyet Gazetesi İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay'ın savunmasına geçildi.



ATALAY: BİZİ TEHDİTLE KORKUTAMAZLAR

Savunmasına geçmeden önce 31 yıllık avukatlık mesleği boyunca girdiği tüm davalarda kravat taktığını, ancak kendisinin yargılandığı davada cezaevi yönetiminin tüm kravatları toplaması nedeniyle kravat takamadığını söyledi.

Akın Atalay, ayrıca cezaevi yönetiminin savunmada kullanacağı kitapları da sakıncalı denilerek izin verilmediğini ifade etti.

Atalay, daha sonra iddianamede yer verilen iddialara ve yöneltilen suçlamalara karşı hazırladığı yazılı savunmasını okudu.

Cumhuriyet gazetesine yönelik soruşturmanın iki amacının olduğunu belirten Atalay, bunlardan birinin Cumhuriyet gazetesini susturmak ya da teslim almak olduğunu, diğerinin ise korkusuzca yazmaya devam edeceklere mesaj vermek olduğunu söyledi.

Atalay, "Bizi baskı, tehditle korkutamazlar. Örgütlerle ve devlet içinde yuvalanmış çetelerle gazetenin ilişkisi yoktur. Tek faaliyeti gazeteciliktir. Bu gazetenin adını Atatürk vermiştir. Yazarları bedel ödemiştir, katledilmiştir. Bu gazete öyle sıradan bir gazete değildir. Son nefesimize kadar gazetecilik mesleğine, etik ilkelere, onurlu geçmişe leke sürdürmeyeceğiz" dedi.



"SAVCININ İRADESİ İPOTEK ALTINDADIR"

Kendilerine yönelik soruşturmayı başlatan Savcı Murat İnam hakkında FETÖ üyeliğinden iki müebbet hapisle açılan davanın sürdüğünü hatırlatan Atalay, "Yayın politikasında laiklik ilkesi bulunan kadim bir gazeteye FETÖ suçlaması yapan Savcı, FETÖ'den sanık. Müebbetle yargılanan Savcı Murat İnam'ın iradesi ipotek altındadır. Bu baskı ile iddianame hazırlamıştır" iddiasında bulundu.

"DIŞARIDAN GELİP GAZETEYE EL KOYDU DENİLEN ORHAN ERİNÇ..."

Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu'nda yaşanan değişikliklere ilişkin yöneltilen suçlamalara da cevap veren Atalay, "8 Şubat 2014 Vakıf Yönetim Kurulunun yeniden seçimi için toplantıya kim katıldı kim katılmadı, onu anlatıyor. Katılmayanlar aleyhte tanık oldu. Dışarıdan gelip gazeteye el konulduğu söylenen Orhan Erinç 1963 yılından beri bu gazetededir. Eski yönetimden 5 kişiden 2'si yeniden seçim yapılacak toplantı öncesinde istifa edip üçü de mazeretsiz katılmamıştır. Bu seçime istifa edip katılmayan iki kişi, sonra toplantı yeter sayısı yok diye başvuruda bulunmuştur. Bu iki kişi aleyhte tanık olmuşlardır" dedi.

İddianamede yayın politikasının değiştiği yönündeki suçlamaya karşı Atalay, "Savcılığın bununla ilgilenmesi abes. Gazetelerin içeriğini ve yayın politikasını denetlemek savcıların görevi de değildir, haddi de değildir. Bizim gazetemizde editöryal bağımsızlık vardır ve patronlar yazı işlerine, köşe yazılarına karışmaz" ifadesinde bulundu.

"CUMHURİYET GAZETESİ BATIRILAMAMIŞTIR"

Atalay, gazetenin zarara uğratılmasına ilişkin suçlamaya ise, "Yenigün A.Ş. borca batık değildir. Güveni kötüye kullanma suçu için ahlaken, mesleki olarak batık olmak gerekir. 25 yılık tüm bilançoları sunuyorum. 5 yıldır zarar eden Cumhuriyet 2016'da kar etti, ama biz kötü yöneterek zarar ettirdik diye tutuklandık. 9 aydır tüm yöneticileri tutuklu olan Cumhuriyet gazetesi batırılamamıştır, gazete okurlarıyla ayaktadır" diye konuştu.

KART: HAYATIMDA BİR ÖRGÜTE YARDIM VE YATAKLIK ETTİM; ÜTÇ

Daha sonra karikatürist Musa Kart'ın savunmasına geçildi.

Kart savunmasında, "Ben bir karikatüristim. 35 yıldır karikatür çiziyorum. Karikatür doğrudan anlatır, düşüncelerini. Haksız mesnetsiz suçlamaların muhatabı durumundayım. 29 yıla varan hapis cezası istemiyle karşı karşıyayım. Önyargısız bir araştırma yapılmış olsaydı, başta FETÖ olmak üzere tüm terör örgütlerine karşı çizdiğim karikatürler görülecekti" dedi.

Kart, "Bir karikatüristi, terör örgütlerine yardım ve yataklıkla suçlamak, bu ülkeye de kötülüktür. Ülkemizde eleştirel düşünebilen gençler yüzde 2.2'dir. Oysa karikatürü, okullarda eleştirel düşüncenin geliştirebilmesi için düşünebilirdik. Karikatür hayatımda bir örgüte yardım ve yataklık ettim: ÜTÇ. Bunun açılımı, 'Ülkemin Tüm Çocukları'. Bu çocuklar ülkesine yardım yataklık hayatımın anlamı oldu" diye konuştu.

Kart savunması sırasında, Fethullah Gülen aleyhine çizdiği ve gazetenin birinci sayfasında yayımlanan bazı karikatürlerini duruşma salonu içindeki ekrana yansıtarak mahkeme heyetine gösterdi. Duruşma yarına ertelendi.



GÖKYÜZÜNE BALONLAR BIRAKILDI

Bu arada, aralarında gazeteci, milletvekili ve sivil toplum kuruluşu temsilcilerinin de bulunduğu bir grup, duruşma öncesinde İstanbul Adalet Sarayı önünde toplandı.

KERESTECİOĞLU: ASLA YALNIZ YÜRÜMEYELİM

Burada açıklama yapan HDP Grup Başkanvekili Filiz Kerestecioğlu Türkiye'de ifade özgürlüğünün uzun yıllardır olmadığını bildiklerini ve birçok gazetecinin hapisliğine tanıklık ettiklerini söyledi.

Son dönemde ithamların ne olduğunu bilmedikleri bir sürece girdiklerini belirten Kerestecioğlu, "Bu arkadaşlarımın arasında benim 30-35 yıllık meslektaşlarım avukat arkadaşlarım da var. Sadece Cumhuriyet gazetesinin avukatları oldukları için içerideler. Ama diğer bütün gazeteciler de, hepimizin, gazeteci olduklarına tanıklık edeceğimiz insanlar" dedi.

Kerestecioğlu, Türkiye'de siyasetçiler, gazeteciler, öğrenciler, kadınlar ve işçilerin terörist olarak itham edildiğini ileri sürerek, "Sizlerden, özellikle burada olan arkadaşlardan dileğim, hiçbirimiz asla yalnız yürümeyelim ve birbirimizin elini bırakmayalım" ifadelerini kullandı.



"İDDİANAME BALONDUR" DEYİP, ELİNDEKİ BALONU PATLATTI


CHP Milletvekili Barış Yarkadaş da, 9 aydır Cumhuriyet gazetesini susturmaya yönelik operasyonun devam ettiğini önü sürerek, "Operasyon sadece Cumhuriyet gazetesine değil, muhalif medyaya yapıldı. Türkiye'de hiçbir muhalifin sesinin çıkmayacağı bir düzenin kurulmaya çalışıldığını görüyoruz. Cumhuriyet gazetesi çalışanları sorgusuz sualsiz ve iddianamesiz uzun bir süre cezaevinde kaldılar. FETÖ ile ilişiklerini gizlemek, FETÖ ile yaptığı suç ortaklığını saklamak için iktidar FETÖ ile ilişkili olan tüm her şeyini gizlemek için Cumhuriyet gazetesini hedef aldı ve gazeteyi terör örgütü FETÖ ile ilişkilendirmeye çalıştı" diye konuştu.

Ortaya akıl dışı bir iddianame koyulduğunu ifade eden Yarkadaş, "Bu iddianame balondur" diyerek elindeki balonu patlattı.



METİN: AYDINLIĞIN TEMSİLCİLERİ


“Cumhuriyet Davası Koordinasyonu” adına Beyza Metin de bir açıklama yaptı.

Metin, açıklamasında şu ifadeleri kullandı: "Hakikat... Aradığımız şey bu. 150'yi aşkın gazeteci arkadaşımız bu yüzden tutuklu. Tarih boyunca tüm istibdat rejimleri hakikati adalet ve özgürlük arayışıyla buluşturmuş olanlara karşı hep aynı yöntemi uygulamıştır. Bugün ülkemiz en koyu istibdat rejimlerini aratacak bir rejimle yönetiliyor. Halkın haber alma hakkının gasp edildiği, hukukun bir çıkar grubunun emrine amade olduğu, suçun iktidardakilerin ihtiyaçlarına göre tarif edildiği bir rejimle karşı karşıyayız. Cumhuriyet Gazetesi'nin yazarları ve yöneticileri aydınlığın temsilcisidir. İktidar politikaları doğrultusunda aynı başlıkla gazete çıkarmaktan utanmayan onlarca yönetici ve yazar ise karanlığın... Bu ülkenin aydınlık birikimine, karanlığa karşı aydınlığın galebe çalacağına inanıyoruz.”

Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı Umut Oran, Uluslararası Basın Enstitüsü IPI yöneticilerinden Steven Ellis, Avrupa Parlemontosu milletvekilleri, CHP İl Başkanı Cemal Canpolat ile DİSK, KESK ve EMEP, Cumhuriyet Davası Koordinasyonu ve Dışardaki Gazeteciler adına temsilcilerin de katıldığı basın açıklamasının ardından gruptakiler ellerindeki balonları gökyüzüne bıraktı.

Açıklamaların ardından gruptakiler duruşmanın yapılacağı mahkeme salonuna çıktı.



Bu arada, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Türkiye Gazeteciler Sendikası, PEN Yazarlar Deneği, Disk Basın-İş, Çağdaş Gazeteciler Derneği ve Basın Konseyi, davayla ilgili "Gazetecilerin yargılanması bir haberdir" başlığı altında açıklama yaptı.

Medyaya yönelik eleştirilerde bulunulan açıklamada “Bunca çok sayıda ve bilinen gazetecinin yargılanması dünyanın her yerinde haber niteliği taşır” ifadeleri kullanıldı.



SORUŞTURMAYI AÇAN SAVCI FETÖ DAVASINDA SANIK

Öte yandan, Cumhuriyet gazetesine yönelik soruşturmayı başlatan Savcı Murat İnam'ın FETÖ davasında sanık olduğu ve "ağırlaştırılmış müebbet" hapis cezası istemiyle yargılandığının ortaya çıkması tartışmalara neden olmuştu.

Ayrıca, iddianamenin soruşturmanın başlamasından 5 ay sonra yazılması da yine tartışma yaratmıştı.

İDDİANAMEDEN: FETÖ TARAFINDAN GAZETEYE ADETA EL KONULDU

Cumhuriyet gazetesi yönetici ve yazarları hakkında "PKK/KCK, FETÖ/PDY ve DHKP/C'ye müzahir oldukları" gerekçesiyle Savcı Yasemin Baba tarafından iddianame hazırlanmıştı.

İddianamede, 1924'te Atatürk'ün talimatıyla kurulan gazetenin son üç yıllık dönemde özellikle 15 Temmuz darbe teşebbüsüne uzanan süreç ve sonrasında yayın politikası, Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu'nda yaşanan değişiklikler ile eş zamanlı olarak 90 yıllık geçmişinin ve kuruluş felsefesinin tam aksi yönde değişime uğradığı ileri sürüldü.

“Cumhuriyet gazetesine FETÖ tarafından özellikle 2013 yılından itibaren adeta el konulduğu” kaydedilen iddianamede, "Şüpheli Can Dündar'ın gazetenin başına geçmesi ile birlikte gazetenin, amaç ve hedeflerinin dışına çıkarak farklı bir yörüngeye oturduğu belirlenmişti" denildi.

Gazete bu dönemde adeta FETÖ/PDY, PKK/KCK ve DHKP/C terör örgütlerinin savunucusu ve kollayıcısı olduğu belirtilen iddianamede, "Basın özgürlüğü ve evrensel hukukun sağladığı ağır eleştiri içeren haber ve yorum yapma hakkının çok ötesinde geçmiş, kayıt dışı illegal siyasete zemin hazırlayarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı asimetrik savaş yöntemleriyle hedef tahtası haline getirmek üzere yoğun bir algı operasyonu başlatmıştır" ifadelerine yer verildi.

FETÖ'nün daha önce manipülatif amaçlarla Taraf gazetesini kullandığı anlatılan iddianamede, MİT TIR'ları ve benzeri haberinin yayınlanması için ise Cumhuriyet gazetesi'nin seçildiği iddiasına yer verildi.

Gazetenin internet trolü "fuatavni"nin dedikodularını filtre edip doğrulatmadan sürmanşetlere taşıdığı, gazetenin yazarlarından sanık Hikmet Çetinkaya'nın FETÖ'nün güdümündeki Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı ile temas kurduğu, sanık Akın Atalay'ın gazete yönetimine geçmesi ile de Atatürkçü yönetici ve yazarların tasfiye edildiği öne sürüldü.

İddianamede bazı sanıkların ise FETÖ'nün gizli haberleşme ağı olan Bylock kullanıcısı kişilerle çok sayıda bağlantı kurdukları da ifade edildi.

İSTENEN CEZALAR

274 sayfalık iddianamede Can Dündar, Mehmet Murat Sabuncu, Mehmet Kadri Gürsel, Aydın Engin, Bülent Yener ve Günseli Özaltay'ın "silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte yardım etme" suçundan ayrı ayrı 7,5 yıl 15 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması istendi.

Akın Atalay, Mehmet Orhan Erinç ve Önder Çelik'in "silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte yardım etme" ve "hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma" suçlarından ayrı ayrı 11,5 yıldan 43 yıla kadar hapis cezası talep edildi.
İddianamede Bülent Utku, Hacı Musa Kart, Hakan Karasinir, Mustafa Kemal Güngör, Hikmet Aslan Çetinkaya'nın "silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte yardım etme" ve "hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma" suçlarından ayrı ayrı 9,5 yıldan 29 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılması öngörüldü.

İddianamede; şüpheliler Güray Tekinöz ve Turhan Günay'ın "silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte yardım etme" ve "hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma" suçlarından ayrı ayrı 8,5 yıldan 22 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması istendi.

Ahmet Şık'ın ise "PKK ve DHKP/C'' silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte yardım etmek" suçundan 7,5 yıldan 15 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılması talep edildi.

İddianamede Twitter'daki "jeansbiri" hesabının sahibi Ahmet Kemal Aydoğdu'nun "silahlı terör örgütünün yöneticisi olmak" suçundan 15 yıldan 22,5 yıla, firari şüpheli İlhan Tanır'ın "silahlı terör örgütüne üye olmak" suçundan 7,5 yıldan 15 yıla kadar hapsi istendi.



 
 
© Tüm Hakları Saklıdır. 2017   |   bilgi@cgd.org.tr