ANKA'ya Kilit Vuranlar, Hesabını Vermelidir
 12 Kasım 2018, Pazartesi

Türk basınında, geçmişte özgür ve bağımsız haberciliğin yapıldığı kurumların başında gelen ANKA Haber Ajansı, uzun süren ekonomik sıkıntıların ardından 6 Kasım 2018 tarihinde yayın hayatına son vermiştir. ANKA, 1972 yılında kurulmasının üzerinden geçen 46 yılda, halkın doğru haber alma hakkı ve dayanışmayı esas alan meslek ilkelerine bağlı yüzlerce gazetecinin yetiştiği, bu doğrultuda sayısız haberin üretildiği bir okuldur. ANKA’yı bir okul; ANKA yapan değerler, herhangi bir sermayeye ya da çıkar grubuna sırtını dayamadan, çalışanlarının omuzladığı bir kurum olmasıdır. Ömrünün sonuna kadar bu uğurda mücadele veren meslek büyüğümüz Müşerref Hekimoğlu’nu bu vesileyle bir kez daha saygıyla anıyoruz.

Kuruluş yıllarında Türkiye’nin ilk özel haber ajanslarından biri olma özelliğini taşıyan ANKA’nın, meslek ilkelerimiz çerçevesinde kattığı pratik kazanımlar arasında örgütlü bilinç de önemli yer tutmaktadır. ANKA, kuruluş felsefesi temelinde gazetecilerin sendikal örgütlenmesinin Türkiye’de en önemli dayanaklarından biri olmayı uzun yıllar sürdürmüş ve ANKA’dan yolu geçen tüm meslektaşlarımız, emekten yana habercilik ve duruşun temsilcileri olmuş, olmaya devam etmektedir. Haberin, sadece bugünü aktaran değil yarını da kuran bir faaliyet olduğunu bilen ANKA’cılar, sermayenin değil emeğin dayanışmasının temsilcileri olagelmişlerdir.

Türkiye’nin içinden geçtiği genel şartlar ile ANKA’nın karşı karşıya kaldığı özel şartlar, ne yazık ki yarım asırlık bir kurumun kapısına kilit vurulmasına kadar uzanmıştır. Gerek siyasi gerek idari gerekse de ekonomik her türlü kanalı kullanarak basına yönelik baskılarını artıran ve basın kuruluşlarını, propaganda aracı haline dönüştürmeye çalışan AKP iktidarının politikalarından ANKA da ağır derecede etkilenmiştir. Abonelik sistemi üzerinden varlığını sürdüren ANKA Haber Ajansı, zaman içerisinde bazen baskıyla bazen kaygıyla birçok kurumun aboneliğini sonlandırması nedeniyle ciddi bir ekonomik kriz yaşamaya başlamıştır. Bu ekonomik sorunlar, Müşerref Hekimoğlu’nun vefatının ardından yönetimi devralan şahıslar tarafından daha da derinleştirilmiş ve ANKA son 14 yıldır çalışanlarına, maaşlarını aksamalı ya da eksik ödeyebilmiştir. Özellikle son dönemde ANKA yönetimini devralan, aralarında eskiden ANKA’da çalışanların da bulunduğu yönetim, tam anlamıyla kurumu öngörüsüz ve keyfi şekilde idare etmeye başlayınca, ANKA iflas masasına taşınarak uzun süre kayyumun eline düşürülmüştür. Geçen süre zarfında birçok ANKA çalışanı kurumdan kırgın ve belli haklarını bırakarak ayrılırken, son iki ay içinde dikkat çeken gelişmeler olmuş ve ANKA Haber Ajansı’nın ‘marka’ değeri Ankara 21. İcra Dairesi aracılığıyla yapılan satışla Kalender Özdemir tarafından 262 bin lira bedelle alınmıştır. 24 Eylül 2018 tarihinde gerçekleşen ve kurum için dönüm noktası olarak düşünülen bu alışverişten 45 gün sonra ise birçok çalışanın maaş ve tazminat kayıplarına neden olacak 6 Kasım 2018 tarihine, yani kapanma kararının açıklandığı güne gelinmiştir.

Hem Türk basının içindeki güzide yeri hem de çalışanlarının hak kayıpları açısından ANKA’ya kilit vurma ölçüsüzlüğünü sergileyenlerin cevap vermeleri gereken sorular vardır:

-ANKA Haber Ajansı’nın yüzde 61’ini 2005 yılında satın alanlar, kuruma kaç lira sermaye koymuşlardır?

-ANKA Haber Ajansı’ndan son 13 yılda ayrılan çalışanlardan kaçının maaş ve tazminat alacakları kalmıştır? Bu kişilerin kaçı dava açmıştır ve kaçının hakları verilmiştir?

-ANKA Haber Ajansı’nın kapanma kararıyla birlikte mevcut çalışanlardan kaçının ne kadar alacağı bulunmaktadır?

-ANKA Haber Ajansı’nın 6 Kasım 2018 tarihinde yayın hayatına son verdiğinin açıklanmasından 45 gün önce Ankara 21. İcra Dairesi aracılığıyla yapılan marka satışıyla amaçlanan nedir? ANKA’nın yayın hayatını sürdürmesi sağlanmayacaksa bu satış niçin yapılmıştır?

-Türkiye’de özgür ve bağımsız haberciliğin en önemli adreslerinden biri olan ve kesintisiz 46 yıldır yayın hayatını sürdüren ANKA’nın kapısına kilit vurulmasının ardından satın alınan ANKA ismi hangi amaçla kullanılacaktır?

ÇGD Genel Yönetim Kurulu


 Basın Özgürlüğü Olmadan Cumhuriyet; Cumhuriyet Olmadan Basın Özgürlüğü Olamaz! Yaşasın Cumhuriyet!
 29 Ekim 2018, Pazartesi
Büyük zorlukların ardından ilan edilen Cumhuriyet Devrimi'nin 95'inci yaşını kutluyoruz. Başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Cumhuriyetin kurucuları, dün nasıl eşit, özgür, birlikte bir yaşamı savundularsa, bugün bizler de, başta mesleğimiz gazetecilikte olmak üzere hayatın her alanında bu ilkeleri savunarak varolabileceğimizin bilincindeyiz.
Cumhuriyetin, kendini her türlü tehdide karşı savunabildiği en önemli panzehiri, kuşkusuz Düşünce, İfade, Basın ve Yayın özgürlüğüdür. Bu özgürlüklerimizin tehdit altında olması, asıl saldırının, Cumhuriyetimize olduğu akıllardan çıkarılmamalıdır. 
Son yıllarda özgürlüklerimize yönelik sistematik saldırıların, ağır sonuçlarıyla karşı karşıya kalmış durumdayız ve geldiğimiz aşamada Cumhuriyet Devrimi'nin kurumsallığı hedef alınmaktadır. Basın özgürlüğünü içermeyen bir cumhuriyetin, tabelada yazılı bir kelime olmaktan öteye geçmeyeceği bir gerçektir. Ne yazık ki günümüzde gazeteciler, gerçekleri araştırıp ortaya çıkardıkları için suçlu muamelesi görmekte, basın kuruluşları tek sesli hale getirilerek kontrol edilmektedir. Bu baskılar, Cumhuriyet Devrimi’ni gerçekleştiren halkın gerçekleri öğrenme hakkını kutsal bir ilke olarak gören bizleri yıldırmamıştır, yıldırmayacaktır. Aklı, vicdanı ve kalemi ele geçirilemeyen tüm meslektaşlarımızın Cumhuriyet Bayramını kutluyoruz. Yaşasın Cumhuriyet Yaşasın Basın Özgürlüğü!
 
ÇAĞDAŞ GAZETECİLER DERNEĞİ GENEL YÖNETİM KURULU

 M. Tali Öngören'i özlemle anıyoruz
 13 Ekim 2018, Cumartesi
Değerli üyeler;

Mesleki bilgisi ve meslektaş dayanışmasıyla her zamana bizlere örnek olan, Derneğimizin 1980-1982 yılları arasında Genel Başkanlığını yapan Mahmut Tali Öngören’i, aramızdan ayrılışının 19’uncu yıl dönümünde saygı ve özlemle anıyoruz.

Çağdaş Gazeteciler Derneği Yönetim Kurulu

 GAZETECİ COŞKUN'A HAPİS CEZASI, BAĞIMSIZ YARGININ DEĞİL PARTİLİ YARGININ KARARIDIR
 21 Temmuz 2018, Cumartesi
Cumhuriyet gazetesi muhabiri Canan Coşkun, iktidarın “Yeni Türkiye” dediği ve gazetecilik mesleğinin ortadan kaldırılmak istendiği bir adalet cehennemine atılan son meslektaşımız oldu. Coşkun’a, yaptığı haberler gerekçe gösterilerek hakkında açılmış davada, tam bir hukuk garabetinin ardından hapis cezası verildi.
Savcılık iddianamesinin hukuki hiçbir yönünün olmadığı Coşkun’un ve avukatlarının verdiği savunmayla ortaya çıkmışken verilen bu ceza, davanın hukukla değil AKP yasalarıyla görüldüğünü de gözler önüne sermiş oldu. Ne söz konusu haber bir suçtur ne de Coşkun suçlu. Burada suçlanan gazetecilik mesleği ve mesleğinin gereğini yerine getiren gazetecilerdir. İddianamede belirtilen suç unsuru AKP’ye yakın gazetelerde ve hatta Coşkun’un haberinden daha önce yer almıştır. Buna rağmen haberi nedeniyle Coşkun’a açılan dava ve verilen ceza, ülke yargısının siyasallaşma düzeyini göstermektedir. Mahkemeler AKP büroları, hakimler parti komiserleri haline getirilmek istenmektedir. Gazetecilik mesleğine saldırılar aynı zamanda hukuka saldırılar haline de gelecek düzeyde derinleşmiştir. Bu durum bizlere tarihin karanlık köşelerinde kalmış pek çok örneği bulunan faşizm mahkemelerini hatırlatmaktadır. 
Coşkun’a verilen ceza onun nezdinde halkın haber alma hakkına, gazetecilik mesleğinin toplumsal sorumluluk niteliğine ve tüm muhalefete verilmiş bir gözdağıdır. AKP iktidarı ve hem evrensel hukuk ilkelerini hem de meslek onurlarını ayaklar altına alan hakimler bilmelidir ki basın tarihinde faşizmin cezalarına karşı meslek onurunu koruyan gazeteciler de vardır.
Canan Coşkun’a verilen hapis cezası, bağımsız yargının değil partili yargının kararıdır. Gazetecilik yaptığı için Coşkun hakkında hapis cezası verilmesinde payı olanlar, hem evrensel hukukun geçerli olduğu bağımsız mahkemelerde hem de tarihin karşısında düşünce ve ifade özgürlüğü ile basın özgürlüğünü katletmek suçu işlemiştir. Bağımsız mahkeme kararının ne olacağını sadece tahmin edebiliriz ama tarihin mahkemesinin kararının ne olacağını çok iyi biliyoruz: Diğer örneklerin yanına, tarihin karanlık köşelerine atılacaklardır.

Canan Coşkun’un ve Cumhuriyet gazetesinin yanındayız. 

ÇGD Genel Yönetim Kurulu

 MESLEĞE BİR DARBE DAHA!
 05 Temmuz 2018, Perşembe
HABERTÜRK Gazetesi'nin kapatılması hakkında ÇGD'nin açıklaması:


Haberi meta, gazeteyi kağıt, gazeteciliği ihalecilik, gazeteciyi iş takipçisi sanan Ciner Grubu, emek ve gazetecilik düşmanlığına devam ediyor. 
HABERTÜRK gazetesinin kapanması yüzlerce basın emekçisini işsiz bırakmış ve mesleğe büyük bir darbe daha indirmiştir. 
HABERTÜRK çalışanı tüm meslektaşlarımızın haklarıyla ilgili yürütecekleri tüm mücadelelerde yanlarındayız. 
Gazetecilik mesleğinin, ticaret-siyaset ilişkisinin aracı olmaktan çıkması ve hak ettiği değere tekrar kavuşması için örgütlü mücadelemize devam edeceğiz.

ÇGD Genel Yönetim Kurulu

 
 
© Tüm Hakları Saklıdır. 2018   |   bilgi@cgd.org.tr